"Kur’ân-ı Hakîmin esrarı bilinmiyor; müfessirler hakikatini anlamamışlar; diye beyan olunan fikrin iki yüzü var. Ve onu diyen iki taifedir." Genişçe izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Kur'ân-ı Hakîmin esrarı bilinmiyor; müfessirler hakikatini anlamamışlar, diye beyan olunan fikrin iki yüzü var. Ve onu diyen, iki taifedir."

"Birincisi: Ehl-i hak ve ehl-i tetkiktir. Derler ki: 'Kur'ân bitmez ve tükenmez bir hazinedir. Her asır, nusus ve muhkemâtını teslim ve kabul ile beraber, tetimmat kabilinden, hakaik-i hafiyesinden dahi hissesini alır, başkasının gizli kalmış hissesine ilişmez.' " (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Birinci Risale...)

Kur’an-ı Kerim; Allah’ın ezelî ve ebedî olan sıfatlarından süzülüp geldiği için, elbette içinde birçok derin manalar ve ince hakikatler bulunacaktır; bulunduğunu da müfessirler tefsirlerinde beyan etmişlerdir. Nitekim bu husus bir ayette şu şekilde ifade edilmektedir:

"Ne yaş, ne de kuru hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta yazılmış olmasın." (En'âm, 6/59)

Bu husus bir hadis-i şerifte de şöyle beyan edilmektedir:

“Her bir ayetin mana mertebelerinde bir zahiri, bir batını, bir haddi, bir muttalaı vardır. Bu dört tabakadan her birisinin hadisçe شُجُونٍ وَغُسُونٍ tabir edilen fürûatı, işârâtı, dal ve budakları vardır, meâlindeki hadisin hükmüyle..." (Şualar, Birinci Şuâ.)

Demek Kur’an insanların bitirip tüketemeyeceği manalar ve inceliklerle doludur. Yalnız bu ince ve derin manaların hikmeti farklılık arz eder. Bazı manalar herkesin kavrayacağı şekilde açık ifade edilir ki, buna muhkem ve zahir mana denilir. Bazı manalar da müphem ve kapalı olarak ifade edilir, buna işarî ve remzî manalar denir. Yani manalar inceliğine ve kesafetine göre ifade kalıplarına ayrılır ve ona göre işaret olunur. Bazı manalar vardır ki, çok derindir, her insan bunu anlayamaz, bunun için derin düşünecek, büyük bir ilme sahip olacak mütehassıs bir nazar ister.

İnsanların idraki ve ilmî seviyeleri muhteliftir. Her insan Kur’an'dan kendi kabı kadar mana doldurur. Ekser insanlar avamdır, derin ve ince meseleleri göremezler. Kur’an idrak noktasından muhtelif olan bu tabakaları ihmal etmeyip, hepsine vüsat ve ihata kabiliyeti kadar manalar ve işaretler koymuştur. Bu yüzden her insan Kur’an'dan istifade noktasında çapı ve kabı kadar faydalanır.

Demek anlayış noktasında herkesi aynı kefeye koymak içtimai yapıya aykırıdır. Dolayısı ile Kur’an’ın hadsiz sırlarından bilineni var, bilinmeyeni var. Bilineni anlayanlar bilinmeyenlerini ehline bırakırlar.

"İkinci taife: Ya akılsız bir dosttur, kaş yapayım derken göz çıkarıyor veya şeytan akıllı bir düşmandır ki, ahkâm-ı İslâmiye ve hakaik-i imaniyeye karşı gelmek istiyor. Kur'ân-ı Hakîmin -senin tabirinle- birer polat kalesi hükmünde olan surlu sureleri içinde yol bulmak istiyor. Böyleler -haşa- hakaik-i imaniye ve Kur'âniyeye şüphe îras etmek için bu nevi sözleri işaa ediyorlar." (Mektubat, 29. Mektup, Birinci Risale...)

İkinci görüş Kur'an ve hadisi tamamen anlaşılmaz görüp, hurufî ve batınî manalar ile zahir ve sarih manasını inciten ve anlaşılmasını belli zümrelere havale edip, avam insanın nasibini tamamen ortadan kaldıran Batıniyyûn mezhebidir. Bu mezhebe göre Kur'an tamamen bir muammadır, kimse onun hakikatini idrak edemez. Ayet ve hadislerin sarih ve zahir ifadeleri tamamen temsilîdir, onun hakiki manaları işarîdir, deyip emir ve yasakları bütünüyle inkâr etmişlerdir. Mesela, “Namaz insanın kalbî bir duasıdır.”, deyip namaz kılmamışlar. Bu mezhebin sapkınlığı ve batıl oluşu zahirdir. Bu görüş birçok ayetin manasına muhaliftir. Mesela şu ayet bu görüşte olanları açık bir dille yalanlamaktadır:

"Biz Kur'an'ı sana her şeyin apaçık bir beyanı olarak indirdik." (Nahl, 16/89)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 4.364
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...