"Kur’ân-ı Hakîmin esrarı bilinmiyor; müfessirler hakikatini anlamamışlar; diye beyan olunan fikrin iki yüzü var. Ve onu diyen, iki taifedir." Genişçe izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Kur'ân-ı Hakîmin esrarı bilinmiyor; müfessirler hakikatini anlamamışlar, diye beyan olunan fikrin iki yüzü var. Ve onu diyen, iki taifedir."

"Birincisi: Ehl-i hak ve ehl-i tetkiktir. Derler ki: 'Kur'ân bitmez ve tükenmez bir hazinedir. Her asır, nusus ve muhkemâtını teslim ve kabul ile beraber, tetimmat kabilinden, hakaik-i hafiyesinden dahi hissesini alır, başkasının gizli kalmış hissesine ilişmez.' "(1)

Kur’an-ı Kerim; Allah’ın ezelî ve ebedî olan sıfatlarından süzülüp geldiği için, elbette içinde birçok derin mânalar ve ince hakikatler bulunacaktır; bulunduğunu da müfessirler tefsirlerinde beyan etmişlerdir. Nitekim bu husus bir ayette şu şekilde ifade edilmektedir:

"Ne yaş, ne de kuru hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta yazılmış olmasın." (En'âm, 6/59)

Bu husus bir hadis-i şerifte de şöyle beyan edilmektedir:

“Her bir âyetin mânâ mertebelerinde bir zâhiri, bir bâtını, bir haddi, bir muttalaı vardır. Bu dört tabakadan herbirisinin hadîsçe شُجُونٍ وَغُسُونٍ tâbir edilen fürûatı, işârâtı, dal ve budakları vardır, meâlindeki hadîsin hükmüyle,.." (2)

Demek Kur’an insanların bitirip tüketemeyeceği mânalar ve inceliklerle doludur. Yalnız bu ince ve derin mânaların hikmeti farklılık arz eder. Bazı mânalar herkesin kavrayacağı şekilde açık ifade edilir ki, buna muhkem ve zahir mâna denilir. Bazı mânalar da müphem ve kapalı olarak ifade edilir, buna işarî ve remzî mânalar denir. Yani mânalar inceliğine ve kesafetine göre ifade kalıplarına ayrılır ve ona göre işaret olunur. Bazı mânalar vardır ki, çok derindir, her insan bunu anlayamaz, bunun için derin düşünecek, büyük bir ilme sahip olacak mütehassıs bir nazar ister.

İnsanların idraki ve ilmî seviyeleri muhteliftir. Her insan Kur’an'dan kendi kabı kadar mâna doldurur. Ekser insanlar avamdır, derin ve ince meseleleri göremezler. Kur’an idrak noktasından muhtelif olan bu tabakaları ihmal etmeyip, hepsine vüs’at ve ihata kabiliyeti kadar mânalar ve işaretler koymuştur. Bu yüzden her insan Kur’an'dan istifade noktasında çapı ve kabı kadar faydalanır.

Demek anlayış noktasında herkesi aynı kefeye koymak içtimaî yapıya aykırıdır. Dolayısı ile Kur’an’ın hadsiz sırlarından bilineni var, bilinmeyeni var. Bilineni anlayanlar bilinmeyenlerini ehline bırakırlar.

"İkinci taife: Ya akılsız bir dosttur, kaş yapayım derken göz çıkarıyor veya şeytan akıllı bir düşmandır ki, ahkâm-ı İslâmiye ve hakaik-i imaniyeye karşı gelmek istiyor. Kur'ân-ı Hakîmin -senin tabirinle- birer polat kalesi hükmünde olan surlu sûreleri içinde yol bulmak istiyor. Böyleler -hâşâ- hakaik-i imaniye ve Kur'âniyeye şüphe îras etmek için bu nevi sözleri işâa ediyorlar." (3)

İkinci görüş Kur'an ve hadisi tamamen anlaşılmaz görüp, hurufî ve batınî mânalar ile zahir ve sarih mânasını inciten ve anlaşılmasını belli zümrelere havale edip, avam insanın nasibini tamamen ortadan kaldıran Batıniyyûn mezhebidir. Bu mezhebe göre Kur'an tamamen bir muammadır, kimse onun hakikatini idrak edemez. Ayet ve hadislerin sarih ve zahir ifadeleri tamamen temsilîdir, onun hakiki mânaları işarîdir, deyip emir ve yasakları bütünüyle inkâr etmişlerdir. Mesela, “namaz insanın kalbî bir duasıdır”, deyip namaz kılmamışlar. Bu mezhebin sapkınlığı ve batıl oluşu zahirdir. Bu görüş birçok ayetin mânasına muhaliftir. Mesela şu ayet bu görüşte olanları açık bir dille yalanlamaktadır:

"Biz Kur'an'ı sana her şeyin apaçık bir beyanı olarak indirdik." (Nahl, 16/89)

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup.
(2) bk. Şualar, Birinci Şuâ.
(3) bk. Yirmi Dokuzuncu Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...