Kur'an ve hadis ilimlerine vâkıf oldukları halde, Ehl-i sünnet çizgisinden çıkıp, dalalette gidenleri nasıl değerlendirebiliriz?
Değerli Kardeşimiz;
İnsanı dalalete sevk eden en mühim sebeb; enaniyet, gurur, kibir gibi manevî hastalıklardır.
"Evet, gururla, insan maddî ve mânevî kemâlât ve mehasinden mahrum kalır. Eğer gurur saikasıyla başkaların kemâlâtına tenezzül etmeyip kendi kemâlâtını kâfi ve yüksek görürse, o insan nâkıstır. Böyle insanlar, malûmat ve keşfiyatlarını daha yüksek görmekle, eslâf-ı izâmın irşadat ve keşfiyatlarından mahrum kalırlar. Ve evhama mâruz kalarak, bütün bütün çizgiden çıkarlar. Halbuki, eslâf-ı izâmın kırk günde yaptıkları bir keşfiyatı, bunlar kırk senede bulamazlar." (Mesnevî-i Nuriye, Katre)
Gururun kelime manası aldanmaktır. Sonsuz aciz ve fakir olarak yaratılan insanın kendini büyük görmesi büyük bir aldanmadır.
Burada gururun mühim bir boyutu ele alınıyor. Bir kimse kendi kemalini yeterli ve noksansız görürse hem maddî hem de manevî yönden bir ilerleme kaydedemez. İlköğretimde verilen matematik dersini yeterli gören ve bu kadarcık bilgisiyle bu ilmi bütünüyle öğrendiğini sanan bir öğrenci, lisede, üniversitede ve daha ileri seviyelerde verilen matematik derslerinden mahrum kalır. Az bilgisiyle yetinmesi onu bu sahada cahil bırakır.
Üstad Hazretleri bu genel kaidenin maneviyat boyutuna giriyor ve onu da ikiye ayırıyor.
“Böyle insanlar, malûmat ve keşfiyatlarını daha yüksek görmekle, eslaf-ı izamın irşadat ve keşfiyatlarından mahrum kalırlar.” cümlesindeki “malumat” kelimesi medrese ilimlerine, “keşfiyat” kelimesi ise tasavvuf ilmine bakmaktadır. Bir medrese talebesi bir şeyler öğrenir öğrenmez, “Ben de Arapça biliyor ve okuduğum metinleri çözebiliyorum. Artık müfessirlere, müçtehidlere ne ihtiyacım var. Ben de Kur’an’dan hüküm çıkarabilirim.” derse, bulunduğu bilgi seviyesinde sabit kalır, ileriye doğru bir adım atamaz. Aynı şekilde, tasavvuf yoluna giren ve bir takım güzel rüyalar görüp bazı manevi hazlar duyan kişiler de büyük velileri kendileri gibi yahut kendilerinden biraz ileri olarak değerlendirdikleri takdirde manevi tekâmüllerinde duraklama olur ve gerileme başlar.
Çoğu zaman iş bu kadarla kalmaz. “Ve evhama maruz kalarak bütün bütün çizgiden çıkarlar.”
Burada geçen “evham” kelimesi, her iki gruba giren kimselerin de vehme kapılarak kendilerini gerçek dışı bir makama oturtmalarını ve buna inanmalarını ifade eder. Bu konuda verilen güzel bir temsil var; nakletmeden geçemeyeceğim. Ömrü kuytu bir köyde geçen ve hiç deniz görmeyen birisi, her nasılsa, bir seyahatinde deniz kıyısından geçer. Denizin o haşmetli büyüklüğüne hayran olur ve köyüne döndüğünde denizi köylülere şöyle anlatır: Deniz o kadar büyük ki size anlatamam, amcamların kazanla kırk-kırk buçuk kazan suyu var.
İşte bu adamın amcasının kazanı, bizim ilmimiz yahut manevî makamımızdır. Bununla ne müçtehitlerin ilmini ölçebiliriz ne de büyük evliyanın keşfiyatını.
Evet, bu tarz insanları havalandırıp dalalete düşüren şey kendi ilimlerini kâfi görmeleri ve ümmetin müşterek aklını temsil eden icma’ya itibar etmemeleridir. Halbuki icma’ denilen şey başta sahabe, tabiin, tebe-i tabiin olmak üzere milyonlarca mürşid, müceddid, âlim ve evliyadan teşekkül eden ve yanılması imkânsız müşterek bir akıldır.
“Allah bu ümmeti (veya Muhammed’in ümmetini) dalalette birleştirmez. Allah’ın eli cemaatin üzerinedir. Cemaatten ayrılan ateşe ayrılmış olur.” (Tirmizi, Fiten, 7)
“Ümmetim dalalet üzerine birleşmez. Öyleyse bir konuda ihtilaf olduğunu gördüğünüzde sevad-ı azama (büyük çoğunluğa) tâbi olun.” (İbn Mace, Fiten, 8)
İnsan kibir ve gurura kapılırsa, güneşin içinde güneşi göremeyecek bir karanlığa düşer. Ebucehil kibir ve gururuna mağlup olduğu için iman etmedi. Halbuki Allah Resulü (asm.), mu’cizeleri ile karşısında bir güneş duruyordu. Demek insan gurur ve kibir iklimine girerse, baharlar ona kış olur, güneş ona karanlık görünür.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar