MADDE VE HAYAT

“Hayvâniyetten çık, cismâniyeti bırak, kalb ve ruhun derece-i hayatına gir...”(1)

Bilindiği gibi, insanın manen terakkisinde ana rükünler “iman, salih amel, takva ve güzel ahlâk”tır. Yeme, içme ve uyuma yardımcı hizmetler görürler. Onlara aslî hizmetlerden daha fazla zaman ayırmak ruhun terakkisine zarar verir.

Nur Külliyat’ında, İbn-i Sina’nın şu ifadelerine yer verilir:

“…Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört beş saat kadar daha yeme. Şifa hazımdadır.”(2)

Ancak, manevî terakkiyi sadece bunlarla izah etmek de çok eksik bir değerlendirme olur.

Mesnevî-i Nuriye’de geçen şu ifadeler manevî terakkinin üç safhasını nazara veriyor:

"Hayvâniyetten çık, cismâniyeti bırak, kalb ve ruhun derece-i hayatına gir. Tevehhüm ettiğin geniş dünyadan daha geniş bir daire-i hayat, bir âlem-i nur bulursun.”(3)

İnsan, ana rahminde, toprağa atılan bir çekirdek gibi, rahim duvarına yapışarak büyümeye başlar. O noktada başlayıp dokuz ay süren ve dünyaya gelişinden sonra da devam eden bu büyüme, kemale erme, zevale meyletme ve sonunda ölümü tadıp yeniden elementlere dönüşme safhalarının tümü insanın nebatî ve cismanî yönüdür.

Görmesi, işitmesi, hareket etmesi, evlenip çoğalması ise insanın hayvanî yönünü teşkil eder.

İnsanlık akılla başlar. İnsan bu yönüyle bütün hayvanlardan ayrılır. Bu büyük nimeti yerinde kullanan insan, Üstadımızın tabiriyle “insaniyet-i kübra olan İslâmiyetle” müşerref olur.

Cismaniyeti bırakıp hayvaniyetten çıkmanın bir küçük misâlini uyku ve rüya hadiselerinde bizzat yaşarız. Şöyle ki;

Uyuyan bir insanın yemeyle içmeyle bir ilgisi kalmadığı gibi, his dünyası da harici âlemden elini çeker, başka âlemlerle temasa geçer. Uyku hadisesiyle bedenden bir derece ilgisi kesilen ruh, başka âlemleri görür, çok uzak mekânlarla temas kurar, vefat etmiş dostlarıyla görüşebilir; kısa bir zamanda çok işler yapar. O halde insan cismanî âlemden uzaklaştığı nisbette kalp ve ruhun hayat mertebesine yanaşıyor.

İnsan yıldızlara bakar, güneşi seyreder ama o mekânlara gidemez, zira bedeni buna engel olmaktadır. O halde beden kaydına girmeyen melekler, bu hayat faaliyetlerini çok rahat ve çok ileri seviyede icra ettikleri gibi, ruhu cismine galip gelen büyük zatlarda da bu mâna bir başka şekliyle kendini gösterir.

“Ruhu cismâniyetine galip olan evliyanın işleri, fiilleri, sürat-ı ruh mîzanıyla cereyan eder.”(4)

Vefat eden bir insanın ruhu da beden kaydından kurtulduğu için hayatî faaliyetlerinde büyük inkişaf olur.

Kalb ve ruh âlemimize, cismimizden ve nefsimizden daha fazla önem verdiğimiz takdirde, biz de o manevî derecelere ulaşmanın yoluna girmiş oluruz.

Ruhun tekâmül esasları her zaman aynıdır, değişmez. Ancak, bu asırda çok büyük günahların açıkça işlenebilmesi, ahlâksızlığın çeşitli mihraklarca kasıtlı olarak teşvik edilmesi cihetiyle, Üstat Hazretleri bu asırda takvanın “üssü’l-esas” olup öncelik kazandığını beyan etmiştir. Zaten takvada başarılı olamayan insan, salih amelleri de işleyemez olur. Bunların her ikisi de imana dayanırlar. Yani imanın kemale ermesi nispetinde salih amel de takva da inkişaf eder. Böylece insanın kalbi ve ruhu cismaniyetine galip gelir.

Elbette, bu manevî terakkinin de çok dereceleri vardır.

İman denilince altı rüknü birlikte düşünmek gerekiyor:

Allah’a tahkikî bir surette iman eden kişi, O’nun huzurunda O’na isyan edemez.

Meleklere tahkikî iman eden kişi, onların her an bütün amellerini kaydettiğini bilir ve günahlardan hassasiyetle çekinir.

Kitaplara ve peygamberlere tahkikî iman eden kişi, Kur’ânın bildirdiği ve Allah Resulünün (asm.) tarif ve talim ettiği salih amelleri uygulamaya azamî derecede dikkat eder, günah ve isyanlardan da uzak durur.

Ahirete tahkikî iman eden kişi, dünyaya dünya kadar, ahirete de onun kadar önem verir ve mesailerini bu şuurla tanzim eder.

Kadere tahkikî iman eden kişi, Cenab-ı Hakk’ın ehl-i cennet için takdir ettiği yolda hassasiyetle yürür, cehennem ehlinin yolundan da uzak durmaya çalışır.

Dipnotlar:

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Zühre, On Dördüncü Nota.
(2) bk. Lem'alar, On Dokuzuncu Lem'a.
(3) bk. Mesnevî-i Nuriye, Zühre, On Dördüncü Nota.
(4) bk. age., Şemme.

Yükleniyor...