"Masumların hatırına binaen, o zalim gaddara ilişmiyorum, bazan helal ediyorum." Bazen helallik verilmediği mi anlaşılmalı?
Değerli Kardeşimiz;
"Beşincisi: Şöyle ki, ben Risale-i Nur mesleğinin esası ve otuz seneden beri bir düstur-u hayatım olan şefkat itibarıyla, bir mâsuma zarar gelmemek için, bana zulmeden cânilere değil ilişmek, hattâ beddua edemiyorum. Hattâ, en şiddetli garazla bana zulmeden fâsık, belki dinsiz zâlimlere hiddet ettiğim halde, değil maddî, belki beddua ile de mukabeleden beni o şefkat men ediyor. Çünkü o zâlim gaddarın, ya peder ve validesi gibi ihtiyar biçarelere veya evlâdı gibi mâsumlara maddî ve mânevî darbe gelmemek için, o dört mâsumların hatırına binaen, o zâlim gaddara ilişmiyorum, bazan helâl ediyorum." (Emirdağ Lâhikası-I, 214. Mektup)
Evet, "bazan" kelimesi, eylemin bir süreklilik arz etmediğini, belirli şartlara veya durumlara bağlı olduğunu ifade eder. Burayı şöyle analiz edebiliriz:
Şartlı Bir Vazgeçiş: Üstad, normalde hakkını helal etmeyeceği zâlim ve gaddar bir kişiye karşı olan tavrını, o kişinin yanındaki masumlar (anne, baba veya çocuklar) hatırına değiştiriyor. Yani helal etme eylemi, zalimin kendisinden ziyade, çevresindeki masumların zarar görmemesi düşüncesinden kaynaklanıyor.
İhtimal ve Tercih: "Bazen helal ediyorum." ifadesi, her durumun kendi içinde özel olduğunu gösterir. Bazı durumlarda masumların hatırı ağır basarken, bazı durumlarda -belki de o masumların zarar görme ihtimalinin olmadığı veya zulmün boyutunun çok farklı olduğu durumlarda- bu hakkın saklı tutulduğu anlamı çıkarılabilir.
Mutlak Bir Kural Değil: Eğer "Her zaman helal ediyorum" deseydi, bu genel bir kaide olurdu. Ancak bazen ifadesi, Üstad'ın bu konuda bir takdir yetkisi kullandığını ve her olayda otomatik olarak helallik vermediğini teyit etmektedir.
Kısacası, tespitiniz doğru; bu ifade, helal etmediği veya hakkını mahfuz tuttuğu durumların da varlığına işaret etmektedir. Masumlar zarar görmeden, zalime had bildirmek de bir haktır bir ödevdir.
Üstad'ımız bu beddua konusunda nasıl hassas olduğunu yansıtan güzel bir olayı şöyle yansıtır:
"Hattâ bir mahkemede yanlış muhbirlerin ve casusların evhamlarıyla bizi, yetmiş kişiyi mahkûm etmek için su-i fehmiyle, dikkatsizliğiyle Risale-i Nur’un bazı kısımlarına yanlış mânâ vererek seksen yanlışla beni mahkûm etmeye çalıştığı halde, mahkemelerde ispat edildiği gibi, en ziyade hücuma mâruz bir kardeşiniz, mahpus iken pencereden o müdde-i umumînin üç yaşındaki çocuğunu gördü, sordu. Dediler: 'Bu müdde-i umumînin kızıdır.' O mâsumun hâtırı için o müddeîye beddua etmedi. Belki onun verdiği zahmetler, o Risale-i Nur’un, o mu’cize-i mâneviyenin intişarına, ilânına bir vesile olduğu için rahmetlere inkılâp etti." (Emirdağ Lahikası-II, 151. Mektup)
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
En sonunda affeder belki her şeyi fakat süreç içerisinde gelişmeler tamamlanmış olsa gerek