"Mevt dahi hayat gibi mahlûktur; hem bir nimettir." deniyor. Halbuki Mülk Sûresi ikinci ayetin mealinde "Nimet" kısmı görünmüyor; bu mana nasıl çıkarılmış, izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Vücud ve var olma haddi zatında nimettir. Hayat ise nimetlerin en büyüklerinden sayılmaktadır. Madem ölüm de bir mahluktur ve hayatın devamına vesiledir. Öyleyse bu ölüm de nimettir ve güzeldir. Bu gibi meale olan eklemeler, başka ayet, hadis ve manalardan teşekkül etmektedir.

"Hanginiz daha güzel işler yapacaksınız diye sizi imtihan etmek için ölümü de hayatı da yaratan Odur." (Mülk, 67/2)

Meal hiçbir zaman Kur’an’ın asıl metninin yerini tutmaz. Bu yüzden bütün İslam âlimleri "Kur’an’ın hakiki manada başka dile tercüme edilmesi mümkün değildir.", diye ittifak etmişlerdir. Kur’an Allah’ın sonsuz ilminden ve her isminin en azamî mertebesinde süzülüp gelen ezelî bir kelam olmasından dolayı sayısız manaları ve incelik ve derinlikleri vardır.

"Ne yaş, ne de kuru hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir şekilde kitapta yazılmış olmasın." (En'âm, 6/59)

"Hadiste vârid olduğu gibi, 'Her bir âyetin mana mertebelerinde bir zâhiri, bir bâtını, bir haddi, bir muttalaı vardır. Bu dört tabakadan her birisinin (hadisçe شُجُونٍ وَغُسُونٍ tâbir edilen) fürûatı, işârâtı, dal ve budakları vardır.' meâlindeki hadisin de hükmüyle ayetin çok mana ve mertebeleri vardır."(1)

Meal Kur’an’ın derin mânalarını ve inceliklerini ifade edemez. Bu yüzden meale Kur’an nazarı ile bakmak caiz değildir. Meal, neticede bir insanın Kur’an’dan anladığı kısır ve eksik bir tercümedir.

Meal, Kur’an’ın sadece zahir mânasını ifade eder; batınî ve işarî manalarını göstermekten uzaktır. Tarihte yüz binlerce tefsirler yazıldığı halde, hepsi Kur’an’ı hakkıyla tarif edememişken, meal mi hakiki olarak tarif edecek. Beşerî eserler bile başka dillere çevrilirken asliyetini muhafaza edemiyor. Kur’an’ın tam manası ile tercüme edilmesi asla mümkün değildir.

Kur’an’ın zahir ve sarih manasından başka çok ince ve latif manaları vardır. Bu hem ayetle hem de hadislerle sabittir. Bu latif ve ince manaların da çok derinlikleri vardır ki, bunları keşfedip çıkarmak ancak ehline mahsustur. Bu da birçok ilimlerde mütehassıs olmayı gerektiriyor. Tarihte sadece Üstad Hazretleri değil, birçok dil ve gramer ustası, ayetlerin belagat kıvrımları arasından bu gibi manevî incileri ve elmasları çıkarmışlardır.

Kur’an ayetlerinin derin manalarına ulaşmanın çok muhtelif yolları ve vasıtaları vardır. Ebcet ve cifir, belağatın ince kaideleri, manevî kemalat ile kalbin keşfi, basiret, ilmin letafeti, aklın inkişafı, bunlara misal olarak verilebilir. Bu gibi hasiyetlere sahip olmadan, sadece meale bakarak âyetin hakiki mânası anlaşılmaz, derin sırları çözülemez.

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız, herhangi bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah’a ve Rasûlüne götürünüz. Bu hem daha hayırlı, hem de sonuç itibariyle daha güzeldir.” (Nisâ, 4/59)

"Kim bana itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim bana karşı gelirse, Allah’a karşı gelmiş olur. Emire itaat eden, bana da itaat etmiş olur. Emire isyan eden bana da karşı gelmiş olur."(2)

İslam âlimleri, emîrden kastedilen mananın geniş olup, ilimde ve Kur’an’ı anlamakta ehil olan âlimlerin de bu muhteva içinde olduğuna dikkat çekmişlerdir. Nitekim bir ayette mealen şöyle buyurulur:

"De ki: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak aklıselim sahipleri öğüt alır." (Zümer, 39/9)

Dipnotlar:

1) bk. Şualar, Birinci Şua.

2) bk. Buhari, Ahkâm, 1; Müslim, İmare, 32-33.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...