NAMAZIN EHEMMİYET VE GEREKLİLİĞİ
"Cesed-i insan; havaya, suya, gıdaya muhtaç olduğu gibi, ruh-u insan da namaza muhtaçtır." (Sözler, Fihrist, Dokuzuncu Söz)
"Kâinatta en yüksek hakikat imandır. İmandan sonra namazdır. Namaz kılmayan haindir; hainin hükmü merduttur." (Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı)
"Namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir." (Sözler, Dördüncü Söz)
"Namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyetle ibadet hükmünü alır. Bu surette bütün sermaye-i ömrünü âhirete mal edebilir; fâni ömrünü bir cihette ibka eder." (Sözler, Dördüncü Söz)
"Bir tek saat, beş vakit namaza abdestle kâfi gelir." (Sözler, Dördüncü Söz)
"Acaba yirmi üç saatini şu kısacık hayat-ı dünyeviyeye sarf eden ve o uzun hayat-ı ebediyeye bir tek saatini sarf etmeyen, ne kadar zarar eder, ne kadar nefsine zulmeder, ne kadar hilâf-ı akıl hareket eder!" (Sözler, Dördüncü Söz)
"Namazın mânâsı, Cenâb-ı Hakkı tesbih ve tâzim ve şükürdür." (Sözler, Dokuzuncu Söz, Birinci Nükte)
"Tesbih ve tekbir ve hamd, namazın çekirdekleri hükmündedirler. Ondandır ki, namazın harekât ve ezkârında, bu üç şey her tarafında bulunuyorlar." (Sözler, Dokuzuncu Söz, Birinci Nükte)
"Namaz; bütün ibadâtın envâını şâmil bir fihriste-i nûrâniyesidir ve bütün esnaf-ı mahlûkatın elvan-ı ibadetlerine işaret eden bir harita-ı kudsiyedir." (Sözler, Dokuzuncu Söz, Üçüncü Nükte)
"Gecede teheccüd ise, kabir gecesinde ve berzah karanlığında ne kadar lüzumlu bir ışık olduğunu bildirir, ikaz eder." (Sözler, Dokuzuncu Söz, Dördüncü Nükte)
"Asıl vazife-i fıtrat ve esas-ı ubûdiyet ve kat’i borç olan farz namaz, şu vakitlerde lâyıktır ve enseptir." (Sözler, Dokuzuncu Söz, Dördüncü Nükte)
"Beş vakit, herbiri birer inkılâb-ı azîmin işârâtı ve icraat-ı cesîme-i Rabbâniyenin emârâtı ve in’âmât-ı külliye-i İlâhiyenin alâmâtı olduklarından, borç ve zimmet olan farz namazın o zamanlara tahsisi nihayet hikmettir." (Sözler, Dokuzuncu Söz, Beşinci Nükte)
"Namaz, kul ile Allah arasında yüksek bir nispet ve ulvî bir münasebet ve nezih bir hizmettir ki, her ruhu celb ve cezb etmek namazın şe’nindendir." (İşaratü'l-İ'caz, Bakara Sûresi, 3. âyetin Tefsiri)
"Namaz, Hâlık-ı Zülcelâl tarafından her yirmi dört saat zarfında tayin edilen vakitlerde mânevî huzuruna yapılan bir dâvettir. Bu dâvetin şe’nindendir ki, her kalb, kemâl-i şevk ve iştiyakla icabet etsin ve mi’racvâri olan o yüksek münâcâta mazhar olsun." (İşaratü'l-İ'caz, Bakara Sûresi, 3. âyetin Tefsiri)
"Namaz, kalblerde azamet-i İlâhiyeyi tesbit ve idame ve akılları ona tevcih ettirmekle adalet-i İlâhiyenin kanununa itaat ve nizam-ı Rabbânîye imtisal ettirmek için yegâne İlâhî bir vesiledir." (İşaratü'l-İ'caz, Bakara Sûresi, 3. âyetin Tefsiri)
"Tembellikle namazı terk eden veyahut kıymetini bilmeyen, ne kadar cahil, ne derece hâsir, ne kadar zararlı olduğunu bilâhare anlar, ama iş işten geçer." (İşaratü'l-İ'caz, Bakara Sûresi, 3. âyetin Tefsiri)
"Namaz; savm, hac, zekât ve sair hakikatleri hâvi olduğu gibi, idrakli ve idraksiz mahlûkatın ihtiyarî ve fıtrî ibadetlerinin nümunelerine de şâmildir." (İşaratü'l-İ'caz, Bakara Sûresi, 3. âyetin Tefsiri)
"Kur’ân’ın en sarih ve en kat’î emri olan 'salât' gibi ferâizi imtisal etmeniz lâzımdır." (Mesnevi-i Nuriye, Hubâb)
"Namaz, mü’minin miracıdır ve Mi’rac-ı Ekberin cilvesine mazhardır." (Şualar, On Beşinci Şuâ, El-Hüccetü'z-Zehra'nın İkinci Makamı)
"Şükrün envâı var. O nevilerin en câmii ve fihriste-i umumiyesi, namazdır." (Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Beşinci Risale olan Beşinci Mesele)
"Namazı terk eden adam, Sultan-ı Ezel ve Ebedin raiyeti hükmünde olan mevcudatın hukukuna ehemmiyetli bir tecavüz ve mânevî bir zulüm eder." (Lem'alar, Yirmi Üçüncü Lem'a, Hatime, Birinci Sual)
"Şer’an yedi yaşına gelen bir çocuğa namaz gibi farzlara peder ve valideleri onları alıştırmak için, teşvikkârâne emretmek ve on yaşına girse şiddetle namaz kıldırmak ve alıştırmak şeriatta var." (Emirdağ Lâhikası-II, 63.Mektup)
"Ömrün azdır, hem faidesiz gidiyor; elbette onun yirmi dörtten birisini, hakikî bir hayat-ı ebediyenin saadetine medar olacak bir güzel ve hoş ve rahat ve rahmet bir hizmete sarf etmek, usanmak şöyle dursun, belki ciddî bir iştiyak ve hoş bir zevki tahrike sebep olur." (Sözler, Yirmi Birinci Söz, Birinci Makam, Birinci İkaz)
"Kalbimin gıdası, ruhumun âb-ı hayatı ve lâtife-i Rabbâniyemin havâ-yı nesîmini cezb ve celb eden namaz dahi seni usandırmamak gerektir." (Sözler, Yirmi Birinci Söz, Birinci Makam, İkinci İkaz)
"Gelecek günlerdeki ibadet vazifesini ve namaz hizmetini ve musibet elemini bugün tasavvur edip sabırsızlık göstermek hiç kâr-ı akıl mıdır?" (Sözler, Yirmi Birinci Söz, Birinci Makam, Üçüncü İkaz)
"Âkıl isen, ibadet cihetinde yalnız bugünü düşün. Ve 'Onun bir saatini, ücreti pek büyük, külfeti pek az, hoş ve güzel ve ulvî bir hizmete sarf ediyorum' de." (Sözler, Yirmi Birinci Söz, Birinci Makam, Üçüncü İkaz)
"Ey sersem nefsim! Acaba şu vazife-i ubûdiyet neticesiz midir? Ücreti az mıdır ki sana usanç veriyor?" (Sözler, Yirmi Birinci Söz, Birinci Makam, Dördüncü İkaz)
"Acaba bu misafirhane-i dünyada âciz ve fakir kalbine kut ve gınâ; ve elbette bir menzilin olan kabrinde gıda ve ziya; ve herhalde mahkemen olan mahşerde sened ve berat; ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat köprüsünde nur ve burâk olacak bir namaz neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır?" (Sözler, Yirmi Birinci Söz, Birinci Makam, Dördüncü İkaz)
"Namazı kılsan, o namazınla o âlemin Sâni-i Zülcelâline müteveccih olsan, birden, sana bakan âlemin tenevvür eder." (Sözler, Yirmi Birinci Söz, Birinci Makam, Beşinci İkaz)
"Her yeni gün, sana, hem herkese, bir yeni âlemin kapısıdır. Eğer namazını kılmazsan, senin o günkü âlemin zulümatlı ve perişan bir halde gider. Senin aleyhinde âlem-i misâlde şehadet eder." (Sözler, Yirmi Birinci Söz, Birinci Makam, Beşinci İkaz)
"Eğer farz namazını terk etsen, bütün sa’yin semeresi, yalnız dünyevî ve ehemmiyetsiz ve bereketsiz bir nafakaya münhasır kalır." (Sözler, Yirmi Birinci Söz, Birinci Makam, Beşinci İkaz)
"İstirahat ve teneffüs vaktini, ruhun rahatına, kalbin teneffüsüne medar olan namaza sarf etsen, o vakit, bereketli nafaka-i dünyeviye ile beraber, senin nafaka-i uhreviyene ve zâd-ı âhiretine ehemmiyetli bir menba olan iki maden-i mânevî bulursun." (Sözler, Yirmi Birinci Söz, Birinci Makam, Beşinci İkaz)
"Namazı terk eden ne kadar büyük bir hasâret eder. Ne kadar ehemmiyetli bir serveti kaybeder. Ve sa’ye pek büyük bir şevk veren ve amelde büyük bir kuvve-i mânevî temin eden o iki neticeden ve o iki madenden mahrum kalır, iflâs eder." (Sözler, Yirmi Birinci Söz, Birinci Makam, Beşinci İkaz)
"Ey nefis! Bil ki, dünkü gün senin elinden çıktı. Yarın ise, senin elinde senet yok ki ona mâliksin. Öyle ise, hakikî ömrünü, bulunduğun gün bil; lâakal günün bir saatini, ihtiyat akçesi gibi, hakikî istikbal için teşkil olunan bir sandukça-i uhreviye olan bir mescide veya bir seccadeye at." (Sözler, Yirmi Birinci Söz, Birinci Makam, Beşinci İkaz)