Sadık bir Nur talebesi nasıl olmalıdır?

Soru Detayı

- Sadakatimizi ortaya koyamıyorsak, hizmetin manevî kazançlarından mahrum kalmamız ve ahirette mesuliyet altına girmemiz söz konusu olur mu?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Risale-i Nur dairesinde muhtelif makam ve mertebeler vardır. Bu dairede bulunanların sadakat ve samimiyet noktasından mertebesi ve makamı eşit değildir. Çekirdekten ağaca kadar mertebe ve makamlar vardır. Kiminin makamı çekirdek gibi cüzi iken, kiminin makamı da ağaç gibi külliyet kazanmıştır.

İşte sadakat ve ihlas bu makam ve mertebelere işaret eden iki unvan ve iki esastır. Sadık bir talebe olmak sadakatli bir şekilde Risale-i Nurlara sahip çıkmak ve ihlaslı bir şekilde, yani beklenti ve menfaat olmaksızın sırf Allah için iman ve Kur’an hizmetinde çabalamak demektir. Bu iman hizmeti dairesine kim sadakat ve ihlas ile tabi olursa, manevî kazancı ve Allah katındaki kıymeti de çok büyük olur.

Mesela, Risale-i Nur talebelerinin şahs-ı manevisi manevî bir şirkettir. Bu şirkete ortak olmanın ilk ve zaruri şartları sadakat ve ihlastır. Yani o daireye sadakat ile yapışıp samimiyet ile hizmet ederse, o şirketin hakiki ve hakikatli bir hissedarı olur ve büyük bir kazanç elde eder demektir.

"Elbette, herkesten ziyade, bütün kuvvetimizle ihlâsı kazanmaya mecbur ve mükellefiz. Ve ihlâsın sırrını kendimizde yerleştirmek için gayet derecede muhtacız. Yoksa, hem şimdiye kadar kazandığımız hizmet-i kudsiye kısmen zayi olur, devam etmez; hem şiddetli mes’ul oluruz. 1 وَلاَ تَشْتَرُوا بِاٰيَاتِى ثَمَنًا قَلِيلاً âyetindeki şiddetli tehditkârâne nehy-i İlâhîye mazhar olup, saadet-i ebediye zararına, mânâsız, lüzumsuz, zararlı, kederli, hodfuruşâne, sakîl, riyâkârâne bazı hissiyat-ı süfliye ve menâfi-i cüz’iyenin hatırı için ihlâsı kırmakla, hem bu hizmetteki umum kardeşlerimizin hukukuna tecavüz, hem hizmet-i Kur’âniyenin hürmetine taarruz, hem hakaik-i imaniyenin kudsiyetine hürmetsizlik etmiş oluruz." (Lem'alar, Yirmi Birinci Lem'a)

"Risale-iNur’un hakikî ve sadık şakirtlerinin mâbeynlerindeki düstur-u esasiye olan iştirak-i a’mâl-i uhreviye kanunuyla ve samimî ve hâlis tesanüd sırrıyla herbir hâlis, hakikî şakirt, bir dille değil, belki kardeşleri adedince dillerle ibadet edip istiğfar eder. Bin taraftan hücum eden günahlara, binler dille mukabele eder. Bazı melâikenin kırk bin dille zikrettikleri gibi, hâlis, hakikî, müttakî bir şakirt dahi kırk bin kardeşinin dilleriyle ibadet eder, necata müstehak ve inşaallah ehl-i saadet olur. Risale-i Nur dairesinde sadakat ve hizmet ve takvâ ve içtinab-ı kebâir derecesiyle o ulvî ve küllî ubudiyete sahip olur. Elbette, bu büyük kazancı kaçırmamak için, takvâda, ihlâsta, sadakatte çalışmak gerektir." (Kastamonu Lâhikası, 64.Mektup)

Üstad Hazretleri Risale-i Nur'da talebe olmanın şartlarını şöyle beyan etmiştir:

"Talebeliğin hassası ve şartı şudur ki: Sözleri kendi malı ve telifi gibi hissedip sahip çıksın ve en mühim vazife-i hayatiyesini onun neşir ve hizmeti bilsin."(1)

Bu şartları üzerinde gösteren herkes inşallah Nur talebesidir.

Yirmi Altıncı Söz'de ise, nur talebelerinin uyması gereken esaslar şöyle ifade edilmiştir:

"Şu kısa tarikin evradı ittibâ-ı sünnettir; ferâizi işlemek, kebâiri terk etmektir. Ve bilhassa, namazı tâdil-i erkânla kılmak, namazın arkasındaki tesbihatı yapmaktır."(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup, Dördüncü Mebhas

(2) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Zeyl

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 11.326
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...