Medresedeki talebelerin istidatlarını, latifelerini, hamiyet ve gayretlerini nasıl harekete geçirebilir, inkişaf ettirebiliriz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hizmetizin bel kemiği hükmünde olan talebelerinizin inkişaf ve inbisatları hususunda en büyük vesile, sebat ve devam ile daimî alaka ve murakabedir. Çünkü bireysel alaka ve ilgi olmadan muhabbet, muhabbet olmadan da imtisal ve itaat olmaz.

Nasıl ki kuluçkaya yatmış olan tavus kuşu yumurtalarının üzerinden ayrılmakla, istikbalde milyonlara değer tavus kuşlarını kaybetmekle beraber yumurtalar dahi elinden gider. Öyle de takipsizlik ve ilgisizlik de talebelerimizin inkişafına birer darbedir.

Bu hususta yapılabilecek şeyler ve alınabilecek tedbirler şöyle sıralanabilir:

1. Doğrudan doğruya Risale-i Nur’un îmani hakikatleriyle meşgul ettirmek ve deliller, bürhanlar vesilesiyle gayet kuvvetli tefekküri bir ameliyatla marifetin kazanılmasına çalışmak gerekir.

"... uvvetli, tefekkürî bir ameliyatla, ancak evvelki hali iade edilebilir..." (Sözler, Yirmi Yedinci Söz'ün Zeyli)

2. Veraset-i nebeviye veresesi hükmünde olan Risale-i Nur’un hakikatlarını dem ve damarlarına yerleştirmiş harekat, ef’al, etvar ve ahlakında da sünnet-i seniyyeyi tam olarak kendinde dercetmiş, imani, kurani ve İslami hizmetlerde temsil kabiliyeti bulunan vakıf, müdebbir ve ehl-i hizmetin daimi murakabe ve tarassudu altında talebelerimiz inkişaf eder.

"Bâzı olur bir nazar, fahmi elmas ediyor. Bâzı olur bir temas, taşı iksir ediyor. Bir nazar-ı Peygamber
Birdenbire kalbeder; bir bedevî cahil, bir ârif-i münevver.
Eğer mîzan istersen; İslâm'dan evvel Ömer, İslâm'dan sonra Ömer.
Birbiriyle kıyası; bir çekirdek, bir şecer...
Def'aten verdi semer, o nazar-ı Ahmedî, o himmet-i Peygamber."
(Sözler, Lemeat: Bazılara Bir An Bir Senedir)

3. Talebeleri, müsbet faaliyetler ve zahmetli ama hayırlı işler ve meşakkatli ama neticeli salih ameller ile meşgul ettirmek.

"...Yeknesak istirahat döşeğindeki hayat, hayr-ı mahz olan vücuttan ziyade, şerr-i mahz olan ademe yakındır ve ona gider." (Lem'alar, İkinci Lem'a)

4. Tehlikenin büyüklüğünü, düşmanların kesretini, ahir zamanın dehşetini ve buna mukabil İslamiyete hizmetin ne kadar ehemmiyetli olduğunu derk ettirmeye çalışmak.

"Sahâbe ve Tâbiîn'in başına gelen fitne dahi, çekirdekler hükmündeki muhtelif ayrı ayrı istîdadları tahrik edip kamçıladı; 'İslâmiyet tehlikededir, yangın var!' diye her tâifeyi korkuttu, İslâmiyet'in hıfzına koşturdu. Her biri, kendi istidadına göre câmia-ı İslâmiyet'in kesretli ve muhtelif vazifelerinden bir vazifeyi omuzuna aldı, kemâl-i ciddiyetle çalıştı. Bir kısmı hadîslerin muhafazasına, bir kısmı şeriatın muhafazasına, bir kısmı hakaik-ı îmâniyenin muhafazasına, bir kısmı Kur'ân'ın muhafazasına çalıştı ve hâkeza... her bir tâife bir hizmete girdi. Vezaif-i İslâmiyette hummalı bir surette sa'yettiler. Muhtelif renklerde çok çiçekler açıldı. Pek geniş olan âlem-i İslâmiyetin aktârına, o fırtına ile tohumlar atıldı; yarı yeri gülistana çevirdi." (Mektubat, 19. Mektup, Beşinci Nükteli İşaret)

5. Talebelerin alemlerini daima sual ve cevap metodu ile taharri-yi hakikat meyelanıyla uyanık tutmaya çalışmak.

"... Talebelerde adem-i münazara ve sual ve cevap sebebiyle; şevksizle ve melekesizlik ve atalet gibi bazı hali intac etmiş." (bk. Âsâr-ı Bediyye, Divan-ı Harb-i Örfi, İttihad Yay., İstanbul 2002, s. 512.)

6. Talebelerimize kısa, orta ve uzun vadede hedef, gaye ve idealler belirlemek.

"Gaye-i hayâl olmazsa veyahut nisyan veya tenâsi edilse; ezhan enelere dönüp, etrafında gezerler." (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri: 41.)

7. Talebelerimize mücahade ve mücadelede geri durmamalarını, terekkiyatın ve inkişafın ancak ve ancak manilere ve imtihanlara karşı mukabele etmekle muvaffak olunacağını telkin etmek.

"İşte nev'-i beşer bi'set-i enbiya ile sırr-ı teklif ile mücâhede ile şeytanlarla muharebe ile kazandıkları yüzbinlerle enbiya... ve milyonlarla evliya... ve milyarlarla asfiya gibi âlem-i insaniyetin güneşleri, ayları ve yıldızları mukabilinde, kemiyetçe kesretli, keyfiyetçe ehemmiyetsiz hayvanat-ı muzırra nevinden olan küffarı ve münâfıkları kaybetti." (bk. age., 12. Mektup, İkinci Sua)

8. Her şey zıddıyla bilinir kaidesine binaen küfür karanlığının koyuluğu adem alemlerinin şiddetli bürudetine karşı iman nuru ve Kur'an selametini tercih ile bir mücadele-yi maneviyede daima bulundurmak.

"Evet Kur'ân-ı Hakîm'in envarıyla hasıl olan o inkılâb-ı azîm-i içtimaîde, ezdad birbirinden çıkıp ayrılırken; şerler bütün tevâbiiyle, zulümatıyla ve teferruatıyla ve hayır ve kemalat, bütün envarıyla ve netaiciyle karşı karşıya gelip, bir vaziyette, müheyyiç bir zamanda; her zikir ve tesbih, bütün mânasının tabakatını turfanda ve taravetli ve tâze ve genç bir surette ifade ettiği gibi; o inkılâb-ı azîmin tarrakası altında olan insanların bütün hissiyatını, letâif-i mâneviyesini uyandırmış; hattâ vehim ve hayâl ve sır gibi duygular hüşyar ve müteyakkız bir surette, o zikir, o tesbihlerdeki müteaddid mânaları kendi zevklerine göre alır, emer." (Sözler, 27. Söz'ün Zeyli)

9. Talebelerimizin bütün kemâlatlarının önünde en büyük engel olan ümitsizliğe düşmelerine fırsat vermemek gerekir.

"Yeis, aczden gelir. Yeis, mâni-i herkemâldir. Hamiyet ise, şiddet-i mevânia karşı şiddetle metânet etmektir. Hâlbuki şu zaman, mümteniât-ı âdiyeyi mümkün derecesine indiriyor. Çabuk yeise inkılâp eden hamiyet, hamiyet değildir." (bk. Münazarat)

10. Talebelerin istidad ve kabiliyetlerini tesbit etmek ve fıtratlarına muvafık bir hususta ihtisaslaşmasını temin etmek.

"...onların istidatları ile istişare etmek, onların sabâvet ve besâtetlerini nazara almaktır. Zira çok libas var; bir kamete güzel, başkasına çirkin gelir." (bk. age.)

"Hem de hakâik-i tarihiyedendir ki; bir şahıs çok fenlerde meleke sahibi ve mütehassıs olamaz. Ancak ferîd bir adam, dört veya beş fenlerde mütehassıs olabilir. Umuma el atmak, umumu terk etmek demektir." (Muhakemat, Birinci Makale, Üçüncü Mukaddime)

11. Meşverete alıştırmak. İstişare, şûra ve hür fikir ile talebelerin âlemleri inkişaf eder ve istidadları alevlenir.

"ALTINCI KELİME: Müslümanların hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyedeki saadetlerinin anahtarı, meşveret-i şer’iyedir. ...

...meşveret-i şer'iye ile şehamet ve şefkat-i imaniyeden tevellüd eden hürriyet-i şer'iyedir ki; o hürriyet-i şer'iye, âdâb-ı şer'iye ile süslenip, garb medeniyet-i sefihanesindeki seyyiatını atmaktır." (Hutbe-i Şamiye, Altıncı Kelime)

"... Belki hürriyet budur ki: Kanun-u adalet ve te’dibden başka, hiç kimse kimseye tahakküm etmesin. Herkesin hukuku mahfuz kalsın, herkes harekât-ı meşruâsında şahane serbest olsun." (bk. Münazarat)

12. Daima farklı üsul ve yöntemlerle talebelerin âlemlerini, iman hakikatlarına tevcih etmeye çalışmak.

"Üçüncüsü: ... Ve Selef-i sâlihîn asrında ve o zaman çarşısında en mergub metâ', Hâlık-ı Semâvât ve Arz'ın marziyatlarını ve bizden arzularını, kelâmından istinbat etmek ve nur-u nübüvvet ve Kur'ân ile kapatılmayacak derecede açılan âhiret âlemindeki saadet-i ebediyeyi kazandırmak vesâilini elde etmek idi."

"İşte o zamanda zihinler, kalbler, ruhlar, bütün kuvvetleriyle, yerler ve gökler Rabbının marziyatını anlamağa müteveccih olduğundan, içtimaiyat-ı beşeriyenin sohbetleri, muhavereleri, vukuatları, ahvâlleri ona bakıyordu. Ona göre cereyan ettiğinden her kimin güzelce bir istidadı bulunsa onun kalbi ve fıtratı, şuursuz olarak her şeyden bir ders-i marifet alır. O zamanda cereyan eden ahval ve vukuat ve muhâverattan taallüm ediyordu. Güya her bir şey, ona bir muallim hükmüne geçip, onun fıtrat ve istidadına, içtihada bir istidâd-ı ihzârî telkin ediyordu. Hatta o derece şu fıtrî ders tenvir ediyordu ki, yakîn idi ki, kisbsiz içtihada kabiliyeti ola, ateşsiz nurlana... İşte şu tarzda fıtrî bir ders alan bir müstaid, içtihada çalışmağa başladığı vakit, kibrit hükmüne geçen istidadı, nûrun alâ nûr sırrına mazhar olur; çabuk ve az zamanda müçtehid olurdu." (Sözler, Yirmi Yedinci Söz).

13. Talebelerimizi daima def-i şer ve celb-i nef ile meşgul etmek ve ettirmek.

"Fıtrat-ı insan bir mezraa hükmündedir ki, secaya-yı hasene temayülat-ı şerriye ile beraber, daneler gibi dest-i kaderle içinde ekilmiştir. Bu daneler neşv-ü nema bulmak için bir suya muhtaçtır. Hevadan gelse, şer daneleri neşv-ü nema bulur. Şimdiki şu medeniyet-i habisenin heyet-i içtimaiyeye verdiği tesir gibi... Fıtraten -çendan- hayır ciheti galibdir, fakat sünbüllenmiş, semere vermiş on çekirdek; yüz değil, bin kurumuş çekirdeğe galebe eder. İşte şunun çaresi: O bâb-ı fitneyi kapatmakla, suyu Hüda tarafından vermek lâzımdır." (bk. Tulûât)

14. Talebelerimize Rahatın zahmette, zahmetin rahatta olduğunu derk ettirmek.

"Sonra, umum meşakkatin anası ve umum rezaletin yuvası olan meylürrahat geliyor. Himmeti kaydeder, zindan-ı sefalete atar. Siz de لَيْسَ لِـْلاِنْسَانِ اِلاَّ مَاسَعٰى olan mücâhid-i âlicenabı o cellâd-ı sehhara gönderiniz. Evet, 'Size meşakkatte büyük rahat var. Zira, fıtratı müteheyyiç olan insanın rahatı yalnız sa’y ve cidaldedir.'." (bk. Münâzarât)

15. Daima nazar ve niyetleri istikamet üzerinde tutturmaya çalışmak, nazarları hadsiz bir itikat, nihayetsiz bir marifete çevirmek, niyetleri külli bir niyete, ulvi bir hissiyat ile ihlasa tevcih etmek.

"Bütün kuvetinizi ihlasta ve hakta bilmelisiniz." (Lem’alar, 21. Lem'a, Üçüncü Düstürunuz)

"Nazar ile niyet, mahiyet-i eşyayı tağyir eder. Günahı sevaba, sevabı günaha kalbeder. Evet niyet âdi bir hareketi ibadete çevirir. Ve gösteriş için yapılan bir ibadeti günaha kalbeder. Maddiyata esbab hesabıyla bakılırsa cehalettir. Allah hesabıyla olursa, marifet-i İlahiyedir." (Mesnevi-i Nuriye, Katre, Mukaddime)

"Hüsn‑ü niyet öyle bir kimyadır ki şişeleri, elmasa çevirir; toprağı, altın yapar." (Kastamonu Lahikası, 40. Mektup)

16. Ehl-i hizmet vakıf, müdebbir ve değerli ağabeylerin feragat ve fedakârlığı, talebe üstünde etkili bir iksir gibidir.

"İslâm, bugün öyle mücahitler ister ki dünyasını değil, ahiretini dahi feda etmeye hazır olacak!.." (Tarihçe-i Hayat, Ön Söz)

"Sahâbelerin senâ-i Kur’aniyeye mazhar olan îsâr hasletini kendine rehber etmek, yani, hediye ve sadakanın kabulünde başkasını kendine tercih etmek ve hizmet-i dîniyenin mukàbilinde gelen menfaat-i maddiyeyi istemeden ve kalben talep etmeden, sırf bir ihsân-ı ilâhî bilerek, nâstan minnet almayarak ve hizmet-i dîniyenin mukàbilinde de almamaktır. Çünkü hizmet-i dîniyenin mukàbilinde dünyada bir şey istenilmemeli ki, ihlâs kaçmasın." (Lem’alar, 20. Lem'a, Birinci Nokta)

"Kardeşlerinizin nefislerini nefsinize –şerefte, makamda, teveccühte, hattâ menfaat-i maddiye gibi nefsin hoşuna giden şeylerde– tercih ediniz." (Lem’alar, 21. Lem'a, Üçüncü Düstürunuz, Haşiye)

17. Muhabbet, şefkat ve merhamet birer iksir-i nûranidir, talebenin âleminin inkişafına mühim sebeptir. Şefkat ve muhabbet, güneş gibidir ki, ısısı, ışığı, yedi rengiyle mütenevvi çiçeklerin açılmasına ve renk renk inkişafına sebeptir.

"Rahmet-i İlâhiyenin en lâtif, en güzel, en hoş, en şirin cilvelerinden olan şefkat, bir iksîr-i nûrânîdir. Aşktan çok keskindir. Çabuk Cenâb-ı Hakk’a vüsûle vesile olur. Nasıl aşk-ı mecâzî ve aşk-ı dünyevî, pek çok müşkilâtla aşk-ı hakikîye inkılâb eder; Cenâb-ı Hakk’ı bulur, öyle de şefkat –fakat müşkilâtsız– daha kısa, daha sâfi bir tarzda kalbi, Cenâb-ı Hakk’a rapteder." (Mektubat, On yedinci Mektup)

"Muhabbet, şu kâinatın bir sebeb-i vücûdudur; hem şu kâinatın rabıtasıdır hem şu kâinatın nurudur..." (Sözler, 24. Söz, Beşinci Dal)

"Sen onlara sırf Allah’ın lütfettiği merhamet sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi..." (Âl-i İmran, 3/159)

18. Daima iyilikler ve ikramlar talebeler üzerinde müsbet netice verir.

"İyilik iyilik getirir ve fenalık nasıl fenalık getirir.." (Sözler, Sekizinci Söz)

"Mü’minin şe’ni, kerim olmaktır. Senin ikramınla sana musahhar olur." (Mektubat, 22. Mektup, Birinci Mebhas)

19. Peygamber Efendimizin (asm) yaşayışı gibi sade bir hayat, tevazu ve hizmetkârlık modeli; talebeleri daima daha fazla imtisale sevk eder.

"Çünkü Üstad; sohbet ve te’liflerinde kendine bir 'kutbü’l-arifîn' ve bir 'gavsü’l-vâsılîn' süsü vermediği için, gönüller ona pek çabuk ısınmış, onu tertemiz bir samimiyetle sevmiş ve derhal ulvi gayesini benimsemiştir." (Tarihçe-i Hayat, Ön Söz, Tevazuu ve Mahviyetkârlığı)

20. Sa’y ve gayretteki lezzeti bilmek ve bu lezzetleri talebelerimizi de istihdam ederek onlara tattırmak ve bundan zevk almalarını sağlamak.

"Ey sa'y ve ameldeki lezzet ve saâdeti bilmeyen tenbel insan!

Bil ki, Cenâb-ı Hak, kemâl-i kereminden, hizmetin mükâfâtını hizmet içinde dercetmiştir. Amelin ücretini nefs-i amel içine koymuştur. İşte bu sır içindir ki, mevcudat, hatta bir nokta-i nazarda câmidat dahi, evâmir-i tekvîniye tâbir edilen hususî vazifelerinde, kemâl-i şevk ile ve bir çeşit lezzet ile evâmir-i Rabbâniyeyi imtisal ederler. Arıdan, sinekten, tavuktan tut, tâ şems ve kamere kadar her şey kemâl-i lezzetle vazifesine çalışıyorlar. Demek hizmetlerinde bir lezzet var ki, akılları olmadığından âkıbeti ve neticeleri düşünmeden, mükemmel vazifelerini îfâ ediyorlar." (Lem'alar, 17. Lem'a, Sekizinci Nota)

21. Fıtratın şehadeti sâdıkadır. Her bir talebeyi fıtratına muvafık bir kemalat hususunda teşvik etmek. İman ve İslâmiyetin, ahlak ve filler üzerinde tesir etmesi için tahşidatta bulunmak.

"Kâinatta, bittecrübe, her şeyin bir nokta-i kemali vardır. O şeyin, o noktaya bir meyli vardır. Muzaaf meyil, ihtiyaç olur. Muzaaf ihtiyaç, iştiyak olur. Muzaaf iştiyak, incizab olur. Ve incizab, iştiyak, ihtiyaç, meyil; Cenâb-ı Hakk’ın evâmir-i tekvîniyesinin, mahiyet-i eşya tarafından birer habbe ve nüve-i imtisalidirler. Mümkinat mahiyetlerinin mutlak kemali, mutlak vücuttur. Hususî kemali, istîdadlarını kuvveden fiile çıkaran ona mahsus bir vücuttur. İşte bütün kâinatın 'Kün!' emrine itâatı, bir tek nefer hükmünde olan bir zerrenin itâatı gibidir. İrade-i Ezeliye’den gelen 'Kün!' emr-i ezelîsine mümkinatın itâatı ve imtisalinde yine iradenin tecellisi olan meyil ve ihtiyaç ve şevk ve incizab; birden, beraber mündemiçtir. Lâtif su, nâzik bir meyille incimad emrini aldığı vakit demiri parçalaması, itâat sırrının kuvvetini gösterir." (Sözler, 29. Söz, İkinci Maksat, Üçüncü Esas)

"Zira fıtrat, fıtrî ve layık olmayan şeyi reddeder, atar." (Sözler, 24. Söz, Beşinci Dal)

"Fıtrî meyelân mukavemetsûzdur. Bir avuç su, kalın bir demir gülle içine atılsa, kışta soğuğa maruz bırakılsa, meyl-i inbisat demiri parçalar. Evet, şefkatli tavuk cesareti, hamiyetli keçi ıztırarî şecaati gibi, fıtrî bir heyecan, demir güllede su gibi zulmün burudetli husumet-i kâfirânesine maruz kaldıkça her şeyi parçalar. Rus mojikleri buna şahittir. Bununla beraber, imanın mahiyetindeki hârikulade şehâmet, izzet-i İslâmiyetin tabiatındaki âlempesend şecaat, uhuvvet-i İslâmiyenin intibahıyla her vakit mucizeleri gösterebilir." (Sünühat, Rüyanın Zeyli)

22. Talebelerimize inkişafları için küllî dualarda bulunmak.

"Duânın tesiri, azîmdir. Hususan duâ külliyet kesbederek devam etse; netice vermesi galibtir, belki daimîdir. Hattâ denilebilir ki; sebeb-i hilkat-i âlemin birisi de duâdır. Yâni, kâinatın hilkatinden sonra, başta nev-i beşer ve onun başında âlem-i İslâm ve onun başında Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’ın muazzam olan duâsı, bir sebeb-i hilkat-ı âlemdir. Yâni: Hâlık-ı âlem, istikbalde O zâtı, nev’-i beşer nâmına, belki mevcudat hesabına bir saâdet-i ebediye, bir mazhariyet-i esmâ-i İlâhiye isteyecek bilmiş; o gelecek duâyı kabul etmiş, kâinatı halketmiş." (Mektubat, 24. Mektup, Birinci Zeyli)

"Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, sahâbe ve îmana gelenler daha kırka vâsıl olmadan ve gizli ibadet etmekte iken duâ etti:
اَللّٰهُمَّ اَعِزَّ اْلاِسْلاَمَ بِعُمَرِ بْنِ الْخَطَّابِ اَوْ بِعَمْرِو بْنِ هِشَامِ [“Allah'ım, İslâmiyeti Ömer ibni’l-Hattâb veya Amr ibni’l-Hişâm (Ebû Cehil) ile aziz eyle.] Bir-iki gün sonra, Hazret-i Ömer İbni’l-Hattâb îmana geldi ve İslâmiyet’i ilân ve i’zaz etmeye vesile oldu. 'Fâruk' ünvân-ı âlîsini aldı." (bk. age., 19. Mektup, On Dördüncü İşaret)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 329
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...