"Şahs-ı Manevî" sadece Nur talebelerinde mi var? "Şirket-i Manevîye" ümmet için de geçerli değil mi?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu zamanın cemaat zamanı olması hususu, sadece Nur talebeleri için değil, bütün Müslümanlar için geçerli bir husustur. Cemaatleşme, bu zamanda çok zaruri ve elzemdir. Bu sebeple meslek ve meşrebi birbirine yakın olan bütün Müslümanlar, kendi aralarında cemaatleşip kenetlenmelidir. “Şahsi manevî ve “şirketi manevî” mefhumları, diğer bütün İslami cemaatleri için de geçerlidir. Üstad'ın bu tespitleri hususi manada Nur Talebelerini, umumi manada ise bütün İslam âlemini alakadar ediyor.

Üstad Hazretleri sadece kendi cemaatinin değil, bütün İslam âleminin bir hekimidir, dolayısı ile Risale-i Nurlar mal-ı umumidir. Her Müslüman’ın şaşmaz ve istikametli bir rehberidir. Farklı meslekten bir Müslüman, Risale-i Nurlar ile imanını kurtarıp ihlas ve uhuvvet düsturlarını kendi cemaatine tatbik etse, aynı mana burada da geçerlidir. Yani “şirket-i manevî” aynen burada da vuku bulmuş olur.

Lakin cemaatleşmenin dışında duran bir Müslüman, bu manaya mazhar olamaz. Zira bu asırda küfür cemaatler haline girip öyle saldırıyor, bir insan ne kadar mükemmel ve dahi de olsa, cemaatleşmiş küfür karşısında bir şey yapamaz. Bu sebeple her Müslüman, kendi mizaç ve karakterine uygun olan, hak bir cemaate dâhil olup, şahsi manevinin gölgesine girmesi gerekir.

İslam cemaati, bu şirket-i manevî tabirinin en geniş ve mükemmel bir tezahürüdür. Müslümanları birlik ve beraberliğe emreden bütün ayet ve hadisler, bir cihetle bu şahs-ı manevî ve şirket-i maneviyi de emrediyor denilebilir. Yani İslam, bu mefhumun en geniş ve en mükemmel halidir. Bütün Müslümanların işlediği sevabın saffı evvel olan sahabelerin sevap hanesine yazılması meselemize ışık tutar kanaatindeyiz.

“Evet, biz bir cemiyetiz. Ve öyle bir cemiyetimiz var ki, her asırda üç yüz elli milyon dahil mensupları var. Ve hergün beş defa namazla o mukaddes cemiyetin prensiplerine kemâl-i hürmetle alâkalarını ve hizmetlerini gösteriyorlar. “İnneme’l-mü’minûne ihvetün” [Müminler kardeştirler. (Hucurât Sûresi, 10)] kudsî programıyla birbirinin yardımına, dualarıyla ve mânevî kazançlarıyla koşuyorlar. İşte biz bu mukaddes ve muazzam cemiyetin efradındanız. Ve hususî vazifemiz de, Kur’ân’ın imanî hakikatlerini tahkikî bir surette ehl-i imana bildirip, onları ve kendimizi idam-ı ebedîden ve daimî ve berzahî haps-i münferitten kurtarmaktır. Sair dünyevî ve siyasî ve entrikalı cemiyet ve komitelerle ve bizim medar-ı ithamımız olan cemiyetçilik gibi asılsız ve mânâsız gizli cemiyetle hiçbir münasebetimiz yoktur ve tenezzül etmiyoruz. Ve dört mahkeme, inceden inceye tetkikten sonra, o cihette bize beraat vermişler.” (Şualar, 14. Şua)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...