"O hakikî ve sadık dostlar olan peder ve validesine vicdan azabı çektirir. Ve âhirette de dâvâcı olur." Buna göre bekâr kalmak mı gerek?
Değerli Kardeşimiz;
"Terbiye-i İslâmiye yerine mimsiz medeniyet terbiyesi yüzünden, ondan, belki yirmiden, belki kırktan bir çocuk ancak peder ve validesinin çok ehemmiyetli hizmet ve şefkatlerine mukabil mezkûr vaziyet-i ferzendâneyi gösterir. Mütebakisi, endişelerle, şefkatlerini daima rencide ederek, o hakikî ve sadık dostlar olan peder ve validesine vicdan azabı çektirir. Ve âhirette de dâvâcı olur: “Neden beni imanla terbiye ettirmediniz?” Şefaat yerinde, şekvâcı olur."
Kur'an’ın ve hadislerin hükümleri umumi manada şartlara bakar. Bazen zaman, hâdisat, başka hükümler ve kaideler hudutlayabilir.
Evlilikten maksat, neslin çoğalması ve devamıdır. Neslin çoğalması ve devamı ise; dinin ve ilahi hakikatlerin yayılması ve inkişafıdır. Yani her şeyde olduğu gibi, evlilikte de esas gaye ve maksat Allah’ın davasına ve marifetine, kul ile Allah münasebetine hizmet etmek ve çalışmaktır. Evliliğe verilen ücret manasındaki cüz’î zevk ise, mezkûr hakikatlerin tahakkuku için bir teşvik ve bir taltif hükmündedir.
Demek ki evlilikten maksat ve gaye neslin çoğalması; ücret ve vesile ise, ondaki lezzettir.
Her zaman her işte, birinci derecede ehemmiyet arz eden, o şeyin gayesi ve neticesidir. Yeri geldiğinde gayelere, sebep ve vesileler feda edilebilir. Fakat gaye ve neticeler sebepler için feda edilemez. Mademki evlilikten maksat maddî ve manevî olarak, sağlam ve mükemmel neslin çoğalması ve devamıdır. O halde bu gayeyi tahakkuk ettirecek şartların da teşekkül etmesi ve bulunması lazımdır.
Muazzez Üstadımız sualdeki mektupta, bu zamanda sağlam bir evliliğin şartlarının tam olmadığını, bilakis terbiye noktasında menfi şartların daha fazla ve hâkim olduğunu söylüyor. Sadece cüz’î bir zevk için evlenmeyi ise; mahzurlu ve zararlı gördüğünden bu mânadaki namzetlerin, ibadetle, marifetle ve Risale-i Nur'un zevki ile iktifa etmelerini tavsiye ediyor. Kısa bir zevk için uzun süre, maddî ve manevî, sıkıntı çekmeyi ve musibetlere girmeyi bu zamanda tavsiye etmiyor. Demek ki hem evlenmek hem de neslin çoğalması zamana; şahıslara ve şartlara göre değişmektedir.
Muazzez Üstadımız'ın bu mektubu birkaç cihetten hususiyet arz etmektedir:
1. Her şahıs için umumîleştirilemez, bazı hususi şahıslarla mukayyettir.
2. Zamanın vaziyeti itibariyle sınırlıdır.
3. Eğitim ve terbiye açısından beklenileni veremeyeceği açısından hususîdir.
Kastamonu Lahikası'ndaki o mektup dikkate alındığında, muazzez Üstadımız'ın tavsiyelerinin ne kadar mühim olduğu anlaşılmakla beraber, Peygamber Efendimiz (asm)'in, “Ahir zamanda en hayırlınız evlenmeyip yükü hafif olanınızdır.” (bk. İhya, II/24) hadis-i şerifinin hakikati de zuhur etmektedir.
Evliliğin gaye ve hikmetlerini mahveden, bu zamana ait sebepleri, Üstadımız o mektupta şöylece sıralamaktadır:
1. Gençlik darbesini ciddi manada alan bir nesil.
2. Marifet ve hakikat derslerinden mahrum yetişen insanlar.
3. Evliliğin ekseriyetle suiistimal edilmesi.
4. Evlilikte esas olan gaye ve maksadın bilinmemesi.
5. Sefahetin hâkim olması ve sadakatin ciddi manada sarsılması.
6. Evlilikteki zevk ile neticesi arasındaki vahim olan uçurum ve dengesizlik.
7. İslamiyeten esas olan küfüv ve denkliğin olmaması veya asgariye inmesi.
8. Terbiye-i islamiyenin alınmamasından meydana gelen cehalet.
9. Aile hayatının güzel devam etmesine mani olan çevre.
10. Çocukların manevî bakımdan zayıf yetişmesinden dolayı, ebeveyn hakkında dünya ve ukbada muhasebe ve ahirette davacı olma gibi mühim sebeplere binaen; Üstadımız bu zamanda evlenmeye ihtiyatlı yaklaşıyor.
Hususi olarak bu zaman hakkında ciddi ikazlarda bulunuyor. Burada hem evlilik, hem de çok çocuk sahibi olmanın maddî ve manevî sıkıntısını ve zorluğunu ortaya koyuyor.
Ancak bu değerlendirmeler herkes için geçerli değildir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
...Ve âhirette de dâvâcı olur: “Neden beni imanla terbiye ettirmediniz?” Şefaat yerinde, şekvâcı olur.".. ifadesine göre
Bir veledin anne ve babası dindar ise ve çocuklarına devamlı dinin gereklerini yerine getirme açısından nasihat veriyorsa evlatları da anne ve babasının sözünü dinlemeyip bildiğini okuyorsa yine de bu anne ve baba; ahirette yakasına yapışan evladından mesul olur mu? Bunun ölçüsü nedir? Her ne olursa olsun anne ve baba elinden gelenin daha iyisini yapmalıydı diyerek dinden uzaklaşan bir evladın yaptıklarından sorumlu olur mu? Evlat onlardan neden dinimi takviye etmediniz neden başka yollar denemediniz diye hak iddia edebilir mi?
Hayır, anne ve baba tüm samimiyetiyle elinden geleni yapıp doğru şekilde rehberlik ettiyse, ahirette evladın günahlarından sorumlu tutulmaz ve evlat onlardan hak iddia edemez.
İslamiyet’teki ölçü net bir şekilde "gayret ve tebliğ anne-babadan, netice ve hidayet ise Allah'tandır" esasına dayanır. Kur'an-ı Kerim’deki Necm Sûresi 39. âyette, "İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır" buyrulur.
Bu meselenin ölçüsü ve sınırları şunlardır:
Peygamber Örnekleri: Nuh Aleyhisselam tam bir peygamber şefkatiyle oğlunu imana çağırmış ama oğlu bildiğini okuyup gemiye binmemiştir. Allah, Hazret-i Nuh'u oğlunun bu tercihinden sorumlu tutmamıştır.
İradenin Bağımsızlığı: Evlat, ergenlik çağına girdikten sonra bağımsız bir iradeye (irade-i cüz'iye) sahip olur. Anne ve babanın görevi zorlamak değil, sevdirmek ve doğruyu göstermektir. Evlat kendi iradesiyle dinden uzaklaşıyorsa, bu suç tamamen kendisine aittir.
Sorumluluğun Sınırı: Anne ve baba dindar bir hayat yaşayıp, çocuğa tatlı dille rehberlik etmişse vazifesini yapmıştır. Evlat ahirette "Neden başka yollar denemediniz?" diye yakaya yapışamaz; çünkü hidayet yollarını kapatan anne-babası değil, kendi inatçı iradesidir.
Kısacası; samimi ve doğru bir gayret sergilemiş anne-baba müsterih olmalıdır. Evladın kendi iradesiyle sırtını döndüğü bir tablodan ebeveyn sorumlu olmaz, şefaat yerinde şekvâya (şikayete) maruz kalmaz.