Üstadımız'ın tebliğ anlayışına yakın, kitaplarında tahkik üzere fikirleri benimseme, zamanın şartlarını anlayıp karşılığını verme gibi mühim meselelere eserlerinde yer veren İslam âlimleri var mı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Günümüzde ve yakın geçmiş tarihimizdeki İslam âlimleri ve münevverleri ekseri olarak İslam’ın esası ve temeli olan iman ve itikat üzerinde değil, imana nisbeten dal ve budak hükmünde olan şeriat ve siyaset ilimleri üzerinde durmuşlardır.

Hâlbuki amel ve şeriat ilimlerinin canlı ve hayatlı olması, kök ve temel olan iman ve itikadın canlı ve hayatlı olmasına bakar. Bu zamanda dinsiz felsefe en çok iman ve itikada hücum ediyor. Dinsiz felsefe temelin çökmesi ile ona bağlı olan İslam’ın çökmesinin mukadder olduğunu bildiği için, bütün mesaisini temelin çökmesine teksif etmiştir. Bu planı gören Said Nursi Hazretleri, bütün mesaisini İslam’ın temeli ve kökü konumunda olan imanın takviye ve teyidine sarf etmiştir.

Üstad Hazretleri bu husustaki endişesini şöyle dile getiriyor:

"Bana ıztırap veren," dedi "Yalnız İslâmın mâruz kaldığı tehlikelerdir. Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt, gövdenin içine girdi. Şimdi, mukavemet güçleşti. Korkarım ki, cemiyetin bünyesi buna dayanamaz. Çünkü düşmanı sezmez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder. Cemiyetin basiret gözü böyle körleşirse, iman kalesi tehlikededir. İşte benim ıztırabım, yegâne ıztırabım budur. Yoksa şahsımın mâruz kaldığı zahmet ve meşakkatleri düşünmeye bile vaktim yoktur. Keşke bunun bin misli meşakkate mâruz kalsam da iman kalesinin istikbali selâmette olsa!.."(Tarihçe-i Hayat)

Diğer İslam âlimlerinin, iman hususunda Üstat gibi bir gayret ve çaba içerisinde olmadıkları eserlerinden anlaşılıyor. Üstat bu sahada altı bin sayfalık harika bir külliyat yazarken, diğer âlimlerin eserlerinde imana dair meseleler gayet sathi ve çok sınırlıdır.

Metot olarak Üstat eski kelam ilminde bir tecdit yaparken, çağdaşları olan diğer lama tabakası ekseri olarak klasik kelam geleneğine bağlı kalmışlardır. Halbuki klasik kelam metotlarının, bu zamanın materyalist felsefe karşısında yetersiz ve kâfi olmadığı çok açık ortadadır. Bu yüzden, zamanın ilcaat ve şartlarına cevap verecek yeni bir tarz, yeni bir tecdit gerekiyor. İşte Said Nursi, bu tarz ve tecdidi yaptığı için, bu asrın bihakkın müceddidi unvanını almıştır.

İslami hareketleri temel olarak siyasi, gelenekçi ve devrimci olarak üç kategoriye ayırmak mümkündür.

Siyasal İslami Hareket: Bu hareketin gayesi, siyasi mücadele yolları ile devlet otoritesini ele geçirip, toplumu devlet kanalı ile şekillendirmektir. Bu hareketlerde ferdi terbiye ve şuurlanma imani ve ahlaki değil, siyasi ve içtimaidir. Yani dindar olmayan birisi siyaseten bu hareketle örtüşürse yeterlidir. Bu yüzden, bu hareketlerde ve kanaat önderlerinde hâkim düşünce siyasettir, eserleri ve fikirleri de buna göre şekillenir. Bu hareketler bugün bütünü ile zayıflamıştır ve birçok İslam ülkelerinde de iflas etmiştir.

Devrimci İslam Hareketi: Bu hareketin gayesi ise, siyasal İslam hareketi gibi devlet otoritesini ele geçirip, toplumu otorite ile şekillendirmektir. Bu hareketin siyasal İslami hareketten farkı, silahlı ve kanlı bir tarz ile devleti ele geçirmektir.

Bu hareket prensipleri daha çok İslam ve dinden değil, sosyalist düşünce akımından alır. Bu yüzden, bu harekete yeşil sosyalizm diyenler de olmuştur. Bu gibi hareketlerin eser ve fikirleri siyasi temelli ve sathi İslami devlet anlayışına dairdir. Bu fikir hareketi de dünyada başarı elde edemediği gibi, çok da elim neticeleri olmuştur. Zira İslam beldesinde dâhilde mücadele ancak manevî cihat ile olur, maddî cihat sadece harici düşmanlara karşı yapılır.

Zaten bu siyasi ve devrimci hareketlerin hiçbirisi Ehl-i sünnet itikadı ile asla bağdağmaz. Ekseri olarak Şia ve Vehhabi mezheplerinin fikirleri ve metotlarıdır.

Geleneksel İslam Hareketleri: Bu hareketlerin ekserisi Ehl-i Sünnet dairesindedir. Esas olarak Kur'an ve sünneti ölçü alırlar. Temel hareket ve gayeleri ise imanın ve güzel ahlakın şahıslar üstünde hâkim kılınmasıdır. Bu yüzden, içtimaî değil, şahıs merkezli bir harekettir. Dâhilde asayişi muhafaza eden, harici düşmanlara karşı lüzum olsa hayatını feda etmekten çekinmeyen, imanı sağlam, ulvî hasletlerle bezenmiş Müslümanlar yetiştirmek en mühim gayesidir.

Bu hareket, birinci planda ahiret hayatını esas alırlar. Nur hareketi, bu zamanda bu hareketin en mühim ve en kuvvetli hareketlerinden biridir.

Bu hareket, içtimai hayattaki değişimin devlet eli ile tepeden inmek tarzında değil, şahısların imanının kuvevetlenmesi ve güzel ahlakın hâkim olmasının neticesinde, devletin ve toplumun da düzelmesini öngörüyorlar. Yani zararsız ve tehlikesi olmayan bir değişimi savunuyorlar. Diğer iki hareket ise çok zararlı ve tehlikesi yüksek hareketlerdir.

Geleneksel İslam hareketleri içinde Nur hareketini diğerlerinden farklı kılan husus, Risale-i Nur'un, Kur'an ve sünnet esaslarına bağlı kalmakla beraber, tarz ve metotta getirmiş olduğu yeniliklerdir. Diğer hareketler eski ve klasik metotlara bağlılığını devam ettirmektedirler.

Bu sınıflandırmadan kimin usulünün ve tarzının ne olduğu gayet iyi anlaşılıyor. Bu yüzden, eser ve şahıs ismi vermek doğru olmaz. Hakikatleri ve ölçüleri verdikten sonra şahıs ve eserleri yerli yerine yerleştirmek akla ve muhakemeye düşer.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 4.268
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...