MEHMET İNCE

1897 Mİ­LAS do­ğum­lu olan ve Kas­ta­mo­nu Lâ­hi­ka­sı’nda iki yer­de is­mi ge­çen Mi­las­lı İn­ce Meh­met Ağa­beyimiz, 1943 Denizli Mahkemesinden dolayı Bedüzzaman’la beraber ha­pis ya­tan­lar­dandır. 1970 yı­lın­da ve­fat et­miş­tir. İnce Meh­met Ağa­bey, Üs­tad Haz­ret­le­ri ta­ra­fın­dan Mi­las’ın “de­mir gi­bi me­tin ve sar­sıl­maz bir şa­kir­di” Ha­lil İb­ra­him Çöl­lü­oğ­lu’yla beraber “bir ruh iki ce­set” ola­rak tav­sif edi­li­yor.

Mi­las­lı Ha­lil İb­ra­him Çöl­lü­oğ­lu ve İn­ce Meh­met

Aziz Üs­tad’ımız, Ri­sa­le-i Nur’­da, Mi­las ve Mi­las­lı ta­le­be­le­rin­den, hu­su­san Milas­lı Ha­lil İb­ra­him’den se­na ile çok­ça bah­se­di­yor. Emir­dağ Lâ­hi­ka­sı’nda “Mi­las­lı Ha­lil İb­rahim, ha­ki­ka­ten Ri­sa­le-i Nur’un de­mir gi­bi me­tin ve sar­sıl­maz bir şa­kir­di­dir. O ka­sa­ba onun­la if­ti­har et­me­li.” (Emir­dağ Lâ­hi­ka­sı-I, 31. Mektup, s. 59), “Bu zat, Ri­sa­le-i Nur’un çok es­ki ve çok sa­dık ve çok fe­da­kâr bir şa­kir­di­dir.” (Emir­dağ Lâ­hi­ka­sı-I, s. 99) di­yor.

Bir Milaslı olarak dün­ya gö­zü­y­le Ha­lil İb­ra­him Ağa­be­yi gö­re­me­dik; fa­kat Milas’ta or­ta­o­kul se­ne­le­ri­miz­de ağa­beyim Abdülkadir Özcan ile beraber kendisine ait Çöllüoğlu Hanı’nın önün­den de­fa­lar­ca geç­ti­ği­mi­zi yıl­lar­ca son­ra öğ­re­ne­bil­dik. Çün­kü onun iş ha­nı, evi­miz­le Mi­las Or­ta­o­ku­lu yo­lunun üze­rin­dey­di. Uzak­tan da ol­sa ak­ra­ba ol­du­ğu­mu­zu da çok geç öğ­re­ne­bil­dik.

Üs­tad’ımı­z Kas­ta­mo­nu Lâ­hi­ka­sı’nda Mehmed İnce’den de şöyle bahsediyor:

“Ha­lil İb­ra­him’in mek­tu­bu, bel­ki her mek­tu­bu hem onun, hem İn­ce Meh­met’in na­mı­na ka­bul edi­yo­rum. İki­si­ne, Hüs­rev’le Rüş­tü gi­bi, bir ruh-iki ce­set na­za­rıy­la ba­kı­yo­rum. Ce­nab-ı Hak on­la­rı mu­vaf­fak et­sin ve em­sa­li­ni ora­lar­da ço­ğalt­sın.” (Kas­ta­mo­nu Lâ­hi­ka­sı, 87. Mektup, s. 128)

“Ha­lil İb­ra­him’in, Ri­sa­le-i Nur hak­kın­da gayet tat­lı ve gü­zel ve mu­ta­bık tem­si­li ve tav­si­fi, -için­de- sa­mi­mi ih­lâ­sın­dan ve ka­na­atin­den gel­di­ği ci­het­le, biz­ce ga­yet par­lak ve edi­ba­ne düş­müş. Ri­sa­le-i Nur’a ait kıs­mı­nı lâ­hi­ka­ya yaza­ca­ğız. Ha­ki­ka­ten Ri­sa­le-i Nur’un mü­him ve se­bat­kâr ve dai­mi bir rük­nü ol­du­ğu­na şüp­he kal­ma­mış. Ona ve rü­fe­ka­sı­na her gün hu­su­si du­a­la­rı­mı­za, ka­zanç­la­rı­mı­za, hu­su­san İn­ce Meh­med his­se­dar ol­ma­la­rı­nı ve se­lâ­mı­mı­zı teb­liğ eder­si­niz.” (Kas­ta­mo­nu Lâ­hi­ka­sı, 148. Mektup, s. 233)

Bediüzzaman Hazretlerinin Ha­lil İb­ra­him Çöllüoğlu’nun Mi­las’ta Şe­fik Sa­rı­oğ­lu ile be­ra­ber en ya­kın ar­ka­da­şı ve yardım­cı­sı, “bir ruh iki ce­set” olarak say­dı­ğı Meh­met İn­ce Ağa­be­yimizi de ne yazık ki görmek nasip olmadı bana. Fakat şim­di üni­ver­si­te­de tarih ho­ca­sı olan ağa­be­yim Prof. Dr. Ab­dül­ka­dir Öz­can, İnce Mehmed Ağabeyi gör­me­ye, konuşmaya mu­vaf­fak olu­yor. Yaz­dı­ğı kitap­lar­dan da he­di­ye alı­yor. İş­te bu gö­rüş­me­nin hi­kâ­ye­si:

Te­va­fuk­lu Bir Gö­rüş­me­nin Hi­kâ­ye­si

(Prof. Dr. Ab­dül­ka­dir Öz­can’ın ken­di ifa­de­le­riy­le)

“Tam za­ma­nı­nı ha­tır­la­ya­mı­yo­rum, ama 1960’la­rın son yıl­la­rı idi. Sı­cak bir yaz gü­nü, doğ­du­ğum il­çe Mi­las’ta bi­ri­ni arı­yo­rum. He­nüz mat­ba­a­lar­da bas­kı­la­rı ya­pıl­ma­dan ön­ce, yüzler­ce, bel­ki de bin­ler­ce el ta­ra­fın­dan ço­ğal­tı­lıp, ima­na su­sa­mış kim­se­le­re ulaş­tı­rı­lan Nur Ri­sale­le­ri­ni ço­ğal­tan bi­ri­ni... Mi­las­lı Meh­met İn­ce Ağa­be­yi... Elim­de ne ad­res var, ne de ta­rif... Sa­de­ce bu il­çe­nin en es­ki ma­hal­le­le­rin­den Ha­cı­il­yas Ma­hal­le­si’nde otur­du­ğu­nu bi­li­yo­rum."

“Umut­la düş­tüm yol­la­ra... İlk çocuk­lu­ğu­mun geç­ti­ği, ilk ve or­ta oku­lu oku­du­ğum bu şirin il­çe­nin ta­rih ko­kan ev­le­ri­ni sey­re­de ede Ha­cı­il­yas’a var­dım. Ay­nı ad­la anı­lan, daha doğ­rusu ma­hal­le­ye adı­nı ve­ren -ki Müs­lü­man Türk ge­le­ne­ğin­de yer­le­şim bi­rim­le­ri ca­mi­ler et­rafın­da ku­ru­lur ve ge­li­şir­di- Men­te­şe­o­ğul­la­rın­dan kal­ma ta­ri­hî ca­mi­nin önü­ne gel­dim. Ka­pı­nın önün­de, kı­sa­ya ya­kın boy­lu, yaş­lı­ca bi­ri du­ru­yor­du. Ona yak­laş­tım ve bu ma­hal­le­de Meh­met İn­ce ad­lı bi­ri­nin otur­du­ğu­nu ve ken­di­si­ni ta­nı­yıp ta­nı­ma­dı­ğı­nı sor­dum. Ön­ce be­ni şöy­le bir süz­dü ve ‘Ne ya­pacak­sın onu?’ de­di. İs­tan­bul’dan gel­di­ği­mi, as­len Mi­las­lı ol­du­ğu­mu ve ken­disi­ni gör­mem ge­rek­ti­ği­ni söy­le­yin­ce, bi­raz te­red­düt­le de ol­sa, ‘Kar­şın­da!’ de­mez mi! Şa­şır­mıştım... Bu ko­ca il­çe­de, ad­res­siz ta­rif­siz bi­ri­ni bul­ma­yı, hem de hiç ara­ma­dan yo­rul­ma­dan bu ka­dar ko­lay bul­ma­yı hiç tah­min et­mi­yor­dum..."

“Bi­raz ko­nuş­tuk­tan son­ra be­ni bi­raz ile­ri­de­ki evi­ne gö­tür­dü. Çay ve yi­ye­cek bir şey­ler ik­ram et­ti. Bu ara­da bir şey­ler an­la­tı­yor­du. Ama be­nim asıl sor­mak is­te­di­ğim hu­sus baş­ka idi. Zi­ra ken­di­si­nin Nur’un kâ­tip­le­rin­den ol­du­ğu­nu bi­li­yor­dum ve ken­di­sin­de hâ­lâ Kur’ân harfleriy­le ya­zıl­mış ri­sa­le­ler­den olup ol­ma­dı­ğı­nı me­rak edi­yor­dum. Yi­ne o kor­kunç bas­kı devr-i sabı­kı­nın te­dir­gin­li­ği, yü­zün­den oku­nu­yor­du. Bir sü­re sus­tuk­tan son­ra, biz­zat ken­di­si­nin yaz­dığı bir­kaç ri­sa­le ver­di. Ve­rir­ken de ha­ya­len bun­la­rı yaz­dı­ğı yıl­la­ra gi­de­rek, çek­ti­ği zor­luk­la­rı an­lat­tı. Ev bas­kın­la­rı­na kar­şı, mi­na­re­nin şe­re­fe­si­ne sak­la­dı­ğın­dan söz eder­ken göz­le­ri dolmuş­tu. Bu ara­da ben­den İs­tan­bul hak­kın­da so­ru­lar sor­mak­tan da ge­ri kal­mı­yor­du. Üs­tad’ı tara­fın­dan Mi­las’ın me­dar-ı if­ti­ha­rı ola­rak ni­te­le­nen Ha­lil İb­ra­him Çöl­lü­oğ­lu’na yar­dı­mın­dan do­la­yı bir sü­re De­niz­li’de mah­pus ya­tan Meh­met İn­ce Ağa­be­yi bir daha gör­mek na­sip ol­ma­dı. İn­ci gi­bi el ya­zı­sıy­la yaz­dı­ğı ri­sa­le­le­ri bir ha­zi­ne gi­bi hâ­lâ sak­la­rım...”

(bk. Ömer ÖZCAN, Ağabeyler Anlatıyor-I)

Kategorileri:
M
Okunma sayısı : 1.317
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...