Block title
Block content

Said Nursi'ye, Bediüzzaman lakabını kim, ne hikmete binaen vermiş?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bediüzzaman Said Nursi; Bitlis’in Hizan İlçesine bağlı, İsparit Nahiyesi’nin Nurs Köyünde dünyaya geldi (1876). Yenilikçi, atak, cesur bir mizaca, son derece parlak bir zekâya ve güçlü bir hafızaya sahipti. Bunlar katıksız iman ve ilim aşkıyla birleşince, normalde on beş yıl kadar süren klâsik medrese eğitimi üç aya sığdı. Bu olağanüstü gelişmeyi kavrayamayanlar tarafından düzenlenen münazaraları (ilmi tartışmalar) kazanarak kendini ispatladı. Bu yüzden "Molla Said"e, "zamanın emsalsizi, benzersizi" anlamında "Bediüzzaman" lâkabı verildi.

Said Nursî Hazretleri, görülen hârika haller ve zamana uymayan durumlar karşısında Bediüzzaman ünvanının kendisine verilmesi ve böyle anılmaya başlanması 1893 ve on altı yaşlarındadır. Yani Üstad'ın olağanüstü kabiliyet ve ilmi kariyeri, ta o zamanın alim ve hocaları tarafından takdir edilmiş ve bu unvan o zamandan bu zamana bir hatıra olarak gelmiştir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Merak Edilenler | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 6451 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

Ziyaretçi (doğrulanmadı)

İşte, büyük ulemâ-i İslâm ve meşâyih-i kirâm, çok tecrübe ve imtihanlarla şöyle bir kanaate varmışlardır ki, Bediüzzaman ne söylerse hakikattir. Bediüzzamanın eserleri sünûhât-ı kalbiye olup, cumhur-u ulemânın tasdik ve takdirine mazhardır. Ehl-i ilim, ehl-i tasavvuf ve ehl-i mektep ve fen, Bediüzzaman'ın eserlerinden sadece istifâza ve istifade ederler. Evet, üç aylık bir tahsili bulunan ve kırk seneden beri Kur'ân-ı Kerîmden başka bir kitapla iştigal etmeyen, yüz otuzu Türkçe, on beşi Arapça olan eserlerini telif ederken hiçbir kitaba mürâcaat etmediği, henüz hayatta olan kâtipleri tarafından şehâdet edilen, esâsen kütüphânesi de bulunmayan, yarım ümmî bir zât, öyle misilsiz bir ilânâtla, ulûm-u cedîde de dahil mütenevvi' ilimlerde, yüksek âlimler ve büyük mürşidlerle, genç yaşında yaptığı münâzaraların hepsinde muvaffak olduğu meydanda bulunan, ittifaklı olan meseleleri tasdik ve ihtilâflı olanları tashih eden, kendisi için "Bediüzzaman'ın cevap veremeyeceği bir suâl yoktur" diye allâmeler tarafından tasdik edilen ve Avrupa'nın bir kısım idrâksiz ve garazkâr feylesoflarının, müteşâbih âyet-i kerîme ve hadîs-i şeriflere yaptığı taarruzlarını, o âyet ve hadîslerin birer mu'cize olduğunu eserleriyle ispat ederek itirazlarını kökünden yıkan ve böylece evhâma düşürülen bâzı ehl-i ilmi de kurtarıp, İslâmiyete olan hücumları akîm bırakan Said Nursî gibi bir müellifin, elbette dâhî bir müfessir-i Kur'ân ve onun ilminin vehbî ve vâsi' olduğuna, eserleri olan Nur Risâlelerinin bir hayat boyunca okumaya lâyık hârika bir şâheser olduğuna şüphe edilemez. Sözler | Konferans | 709

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...