Üstadımızın "Kardeşim! Ben şeyh değilim, imamım. İmam-ı Rabbanî, İmam-ı Gazalî gibi bir imamım." ifadesini nasıl anlayabiliriz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Velayet; velayet-i kübra, velayet-i vusta ve Vvlayet-i suğra şeklinde üç kısma ayrılır. Yani, velayet makamları büyük, orta ve küçük olmak şeklinde, çok derece ve mertebelere ayrılıyor. Tarikat ve tasavvuf berzahına girerek velayet makamını kazanan evliyaların ekserisi ise velayet-i suğra yani, küçük velayet makamına giriyor.

Tarikatın aktap ve kurucuları olan İmam Rabbani, İmam Gazali, Abdulkadir Geylani (r.anhum) gibi mübarek zatlar, velayet-i kübra makamında oldukları için, onları tarikat ve tasavvufun klasik velayet-i suğra kapsamında değerlendirmemek gerekiyor.

Üstad ve Risale-i Nur, sahabe mesleği olan velayet-i kübra makamında olmasından dolayı, bu mübarek zatlarla aynı makam ve kulvarda olmuş oluyorlar. Üstad'ın ibarelerinde bu manaya işaret etmiş olması kuvvetle muhtemeldir.

Özet olarak, tasavvuf mesleği ile sahabe mesleği arasındaki farka işaret ediliyor. Üstad'ın şu ifadeleri meselemizi teyit ediyor:

"'Üstad-ı hakikî Kur'ân'dır. Tevhid-i kıble bu üstadla olur.' diye, yalnız o Üstad-ı kudsînin irşadıyla hem kalbi, hem ruhu gayet garip bir tarzda sülûke başladılar. Nefs-i emmaresi de şükûk ve şübehatıyla onu mânevî ve ilmî mücahedeye mecbur etti. Gözü kapalı olarak değil; belki İmam-ı Gazâlî (r.a.) Mevlâna Celâleddin (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) gibi kalb, ruh, akıl gözleri açık olarak, ehl-i istiğrâkın akıl gözünü kapadığı yerlerde, o makamlarda gözü açık olarak gezmiş. Cenab-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, Kur'ân'ın dersiyle, irşadıyla hakikate bir yol bulmuş, girmiş. Hattâ وَفِى كُلِّ شَىْءٍ لَهُ اٰيَةٌ تَدُلُّ عَلٰۤى اَنَّهُ وَاحِدٌ hakikatine mazhar olduğunu, Yeni Said'in Risale-i Nur'uyla göstermiş."

"İKİNCİ NOKTA: Mevlâna Celâleddin (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) ve İmam-ı Gazâlî (r.a.) gibi, akıl ve kalb ittifakıyla gittiği için, her şeyden evvel kalb ve ruhun yaralarını tedavi ve nefsin evhamdan kurtulmasını temine çalışıp, lillâhilhamd, Eski Said Yeni Said'e inkılâp etmiş. Aslı Farisî, sonra Türkçe olan Mesnevî-i Şerif gibi o da Arapça bir nevi Mesnevî hükmünde Katre, Hubab, Habbe, Zühre, Zerre, Şemme, Şu'le, Lem'alar, Reşhalar, Lâsiyyemalar ve sair dersleri ve Türkçede o vakit Nokta ve Lemeatı gayet kısa bir surette yazmış; fırsat buldukça da tab etmiş. Yarım asra yakın o mesleği Risale-i Nur suretinde, fakat dahilî nefs ve şeytanla mücadeleye bedel, hariçte muhtaç mütehayyirlere ve dalâlete giden ehl-i felsefeye karşı, Risale-i Nur, geniş ve küllî Mesnevîler hükmüne geçti." (1)

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Mukaddime.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...