Block title
Block content

İmam-ı Rabbani, velayet-i kübranın yolunu bildiği halde o yolda süluk etmemesinin sebebi nedir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İmam Rabbani, İmam Gazali, Abdulkadir Geylani, Şah-ı Nakşibendi, Mevlana Celaleddin gibi tarikat ve tasavvufun büyük kutup ve imamlarının hepsi, velayet-i kübra makamındadırlar. Aynı zamanda her asırda gelen Müceddidler de, Velayet-i Kübra makamındadırlar. Bu zatlar tarikat berzahına girmeden, doğrudan hakikate vasıl olmuş insanlardır.

Bu zatların eserleri ve fikirleri ile velayetin diğer tabakalarını şekillendirmeleri ve tanzim etmeleri, o tabakalardan oldukları anlamına gelmez. Nitekim Üstad da Telvihat-ı Tisa namındaki eseri ile tarikat ve tasavvufa girmiş bazı yanlış kanaatleri ve fikirleri tadil ediyor. Üstad'ın bu tadilatından hareketle, Üstad'ın tarikat ve tasavvuf ehli olduğu çıkarılamaz.

Üstad'ın şu ifadeleri meselemizi teyit ediyor:

"'Üstad-ı hakikî Kur'ân'dır. Tevhid-i kıble bu üstadla olur.' diye, yalnız o Üstad-ı kudsînin irşadıyla hem kalbi, hem ruhu gayet garip bir tarzda sülûke başladılar. Nefs-i emmaresi de şükûk ve şübehatıyla onu mânevî ve ilmî mücahedeye mecbur etti. Gözü kapalı olarak değil; belki İmam-ı Gazâlî (r.a.) Mevlâna Celâleddin (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) gibi kalb, ruh, akıl gözleri açık olarak, ehl-i istiğrâkın akıl gözünü kapadığı yerlerde, o makamlarda gözü açık olarak gezmiş. Cenab-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, Kur'ân'ın dersiyle, irşadıyla hakikate bir yol bulmuş, girmiş. Hattâ  وَفِى كُلِّ شَىْءٍ لَهُ اٰيَةٌ تَدُلُّ عَلٰۤى اَنَّهُ وَاحِدٌ hakikatine mazhar olduğunu, Yeni Said'in Risale-i Nur'uyla göstermiş."

"İKİNCİ NOKTA: Mevlâna Celâleddin (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) ve İmam-ı Gazâlî (r.a.) gibi, akıl ve kalb ittifakıyla gittiği için, her şeyden evvel kalb ve ruhun yaralarını tedavi ve nefsin evhamdan kurtulmasını temine çalışıp, lillâhilhamd, Eski Said Yeni Said'e inkılâp etmiş. Aslı Farisî, sonra Türkçe olan Mesnevî-i Şerif gibi o da Arapça bir nevi Mesnevî hükmünde Katre, Hubab, Habbe, Zühre, Zerre, Şemme, Şu'le, Lem'alar, Reşhalar, Lâsiyyemalar ve sair dersleri ve Türkçede o vakit Nokta ve Lemeatı gayet kısa bir surette yazmış; fırsat buldukça da tab etmiş. Yarım asra yakın o mesleği Risale-i Nur suretinde, fakat dahilî nefs ve şeytanla mücadeleye bedel, hariçte muhtaç mütehayyirlere ve dalâlete giden ehl-i felsefeye karşı, Risale-i Nur, geniş ve küllî Mesnevîler hükmüne geçti." (1)

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Mukaddime.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

ciddeli
''Bu zatlar tarikat berzahına girmeden, doğrudan hakikate vasıl olmuş insanlardır.'' Cümleniz tekellüflü olmuş. Hususan İmam-ı Rabbani ve Gavs-ı Geylani (ks), tarikatlarının şahları sayılırlar. Özellikle Mektubat-ı Rabbani'de o avalimden çok bahseder.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Bu zatlar doğrudan doğruya güneşten istifade etmişler (velayet-i kübra) şakirdleri ise bu zatlardan istifade ederek tarikat berzahına girmek zorunda kalmışlar diyebiliriz. Yani şeyhlerinden istifade etmeleri bir berzahtır.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
ciddeli
Acizane bu kısmı artık şöyle anlıyorum: Bu zevat (ks), şeyhleri ile birlikte tarikat berzahına girmişler fakat daha sonra Kuran ve Sünnet güneşiyle berzahdan ayrılmış olabilirler, fakat miüridlerine irşadları tarikat şeklinde devam etmiş. Üstadımızın bir müddet Eski Said dönemine kadar tarikat berzahına girdiğini düşünüyorum, çünkü birkaç tarikattan icazet almış. Fakat O da, Yeni Said'e inkılab ettiği hengamda berzahı terkedip hakikat olan Kuran ve Sünnet güneşine yönelmiş. Ardından Nur talebelerine ve bütün insanlığa tarikat berzahına girmeden bütün imani hakikatları izhar ve izah ederek irşada başlamış. Öyle görünüyor ki, tarikat berzahına girmeye mecbur kalmayan Sahabeler ve Nur talebeleridir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
"Doğrudan doğruya hakaik-i imaniyeye hizmettir ki, İmam-ı Rabbânî de (r.a.) âhir zamanında ona sülûk etmiştir." burdan sonradan girdiği anlaşılmazmı.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Bizim kanaatimiz bu zatlar her zaman o meslekte idiler. İmam-ı Rabbani eğiticiliğini sonradan bu yola çeviriyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
bahauddin
İmam-ı rabbani, Abdülkadir Geylani, Mevlana, Halid-i Bağdadi hazeratının tamamı velayet-i kübraya tarikat berzahından geçerek girmişlerdir. Velayet-i kübra = Hakikat = Fena'ı nefs aynı şeylerdir. Şüphesiz Üstad hazretleri doğru söylüyor, İmam-ı rabbanide doğru söylüyor. Ama ikisinin ne anlattığını anlamak için ikisinin yazdıklarını da okumak lazım. Tarikat tasavvufun merhalelerinden birisidir. Şeriat-Tarikat-Hakkikat-Marifet dörtlemesinin neresini anlaşılmıyor ben anlamıyorum. Üstad Şeriat ve risale-i nur-hakikat-marifet diyor yani tarikat yerinde farklı bir metodoloji ile hakikate yol bulduğunu söylüyor, diğer tarikatlerin velayet-i kübraya yolları olmadığını söylemiyor. Daha çabuk ulaştıran bir yolu bulduğunu söylüyor. İmam-ı rabbaninin tüm eserlerini okuyun onun bütün hayatı boyunca nakşibendi yolu üzere gittiğini, bu yolu tüm gücüyle methettiğini görürsünüz. ve fakat yolun tarikat basamağında takılıp kalanları (velayet-i suğrada) şatahat ehlini vahdet-i vücutçuları eleştirdiğini, nakıs olduklarını söylediğini de görebilirsiniz. Üstatta aynı şeyi söylemektedir. Velalet-i suğrada takılı kalmak (ki imam-ı rabbani hazretleri bu velayeti tam velayet dahi saymamaktadır) gerekli değildir. Hızla geçilmesi gerekir. Zıllere gölgelere, cam parçalarına aldanılmaması gerekir. İmam-ı rabbaniye göre tarikat muhakkak lazımdır. Ama tarikat takılınmaması gereken bir ara dönemdir. Aslolan hakikat ve marifettir ve daha sonra ehil olanlara nübüvvet kemallerinin tahsil ettirilmesidir. Berzah zaten iki şey arasındaki engel gibi bir manaya gelir. Tarikat berzahı dediğinizde zaten geçilmesi gereken birşey kastedilir. Tarikatte kişi ruh ve melekler alemi (melekut aleminde seyreder) yani ziller aleminde seyreder. Burayı tamamlar fena-ı kalbi hasıl olur. Bazılarını beka billah yaptırırlar. Kalbin fenası tamamlanır. Sonra ehli olanları bakın özellikle yazıyorum ehli olanları ( ki üstadda benzerini söylüyor yanlış hatırlamıyorsam (nefsül kuran'ın akrabiyet nurlarını ehline ifaza edeceğini yazıyordu) akrabiyet nurları velayet-i kübranın birinci daire nurlarıdır.) Evet ehli olanları velayet-i kübraya alırlar nefsin fenası tamamlanır. Velayet-i kübra irşad ve tebliğ mahallidir. Yani kişi irşad ve tebliğe (Risale-i nurlar tebliğ ile birinci dereceden irtibatlı olduklarından bu makamla da bu sebeple irtibatlıdırlar (Allah-u alem) bu makamda ehliyet kazanır. Velayet-i kübra nefsi mutmainne makamıdır. Yani kişi ancak velayet-i kübrada nefsi mutainne olur. velayet-i suğrada kişi nefsi mülhimededir. Yani velayet-i kübraya erişmeyen kişinin nefsi dahi daha olgun değildir. Şunuda söyleyebiliriz. Üstad fenayı nefsin kişinin nefsinin kabiliyetlerinin bir kısmını daralttığını söylemektedir. Şüphesiz doğrudur. Ama şu istisna ile ki fenayı nefs iki şekilde yapılır. Bir nefsin sıfatlarının yokedilmesi, ikincisi temizlenmesi. İmam-ı rabbani temizlenmesinin daha kolay ve uygun olduğunu, sahabenin dahi bu yolla kemale eriştiğini söylemektedir. Üstadda bunu kastetmektedir. Yani sıfatları yokedilince kişinin istidadı daralır. Kişinin istidadına göre kimisinin nefis sıfatları yokelidilerek fena bulur kimisinin nefsi temizlenir yani dikkat buyurun tezkiye-i nefs yapılır. Fena-ı nefs değil. Seyri süluğun devamı vardır. Ama konumuzla alakalı değildir. Bundan sonrası. Velayet-i ulya ve nübüvvet kemalleri hakkında üstad hazretleri birşey yazmamıştır. Risalelerin bu makamlarla irtibatı varmıdır. Bilmiyoruz. Bu konuda yazılacek herşey afaki olacaktır. Çünki üstaddan bize ulaşan, benim bildiğim kadarıyla birşey yok. Ancak tarikatlerin velayet-i ulya (meleklerin velayeti) ve nübüvvet kemaleri ile irtibatı vardır. Bunun biliyoruz. nübüvvet kemalleri, velayet-i kübradan çok yüksek merhalelerdir. Peygamberlerin velayet-i değil, nübüvvetlerinden (makamlarından değil kemalatlarından) pay almaktalar. Yazdığımız bilgiler anlayabildiğim kadarıyla iki meşrebin bilgilerine de uygundur.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
isahalim

Bu sitede okuduğumu hatırlıyorum yıllar önce "İmam Rabbani Hazretlerinin, ahir zamanda gelecek olan bir zat'ın imanın esaslarını tafsilatıyla ortaya koyacağını" söylediğini. Sorular cevaplar kısmında bulamıyorum, yardımcı olursanız çok sevinirim. Teşekkür ederim...

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...