"Yer altına giren bir insan da âlem-i berzahta elbette bir hayat-ı bakiye sünbülü verecektir..." İnsanın ahirette sümbül vermesini nasıl anlamalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İşte, en ednâ tabaka-i hayat olan hayat-ı nebâtiyenin mevti böyle mahluk, hikmetli ve intizamlı olsa, tabaka-i hayatın en ulvîsi olan hayat-ı insaniyenin başına gelen mevt, elbette, yer altına girmiş bir çekirdeğin hava âleminde bir ağaç olması gibi, yer altına giren bir insan da âlem-i berzahta elbette bir hayat-ı bâkiye sünbülü verecektir."(1)

Toprağa atılan bir çekirdeğin çatlamasıyla ondan nasıl koca bir ağaç meydana geliyorsa, aynı şekilde insanın bedeni de o çekirdek gibi toprakta dağılacak ama ebedî bir hayatı netice verecektir. İnsan kabre girmekle yok olup gitmiyor, daimî ve ebedî ahiret hayatına yelken açıyor. İşte bu mânayı Üstad Hazretleri "sümbül vermek" tabiri ile ifade ediyor.

Evet, her bahar mevsiminde yer yüzünü bir anda dirilten ve toprağın altında çatlayan bir çekirdekten koca bir ağacı çıkaran ve basit tohumlardan binlerce sümbül verdiren bir Hafîz-i Zülcelal, bu kadar ehemmiyet verdiği ve en çok sevdiği mahlukunun toprak altında çürüyüp yok olmasına müsaade etmez. Onu toprak altında kısa bir süre durdurur ve sonra huzuruna alır.

Bağında veya bahçesinde her bir yaprağı bir trilyon lira değerinde güller yetiştiren bir kimyagerin, o bağ ve bahçesinin kapısını açık bırakmak suretiyle, yetiştirdiği gülleri, hayvanlara yedirmesi akla ve hakikate uygun olmadığı gibi, Cenab-ı Hak da bu dünyanın en mükemmel bir meyvesi olan ve her bir azası trilyonlarla mukayese edilmeyecek kadar kıymetli olan bu insanı toprağa atıp böceklere yedirmesini hiç akıl kabul eder mi?

Cenab-ı Hakk’ın bütün kâinattan süzüp hassas mizanlarla yarattığı ve nihayetsiz nimetlerle beslediği en mükemmel meyveyi ve en sevgili mahlûku toprağa gömüp yokluğa atarak onu zayi eder mi?

"Ey insan, hiç mümkün müdür ki: Sana bu sîmayı veren ve o simada böyle bir sikke-i rahmeti ve bir hâtem-i ehadiyeti vazeden zat seni başıboş bıraksın, sana ehemmiyet vermesin, senin harekatına dikkat etmesin, sana müteveccih olan bütün kâinatı abes yapsın, hilkat şeceresini meyvesi çürük, bozuk, ehemmiyetsiz bir ağaç yapsın?"

"Hem hiçbir cihetle şüphe kabul etmeyen ve hiçbir veçhile noksaniyeti olmayan, güneş gibi zahir olan rahmetini ve ziya gibi görünen hikmetini inkâr ettirsin? Hâşâ!."(2)

Dipnotlar:

1) bk. Mektubat, Birinci Mektup.

2) bk. Lem’alar, On Dördüncü Lem’a, İkinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...