Yirmi Altıncı Mektup, Dördüncü Mebhas, Altıncı Mesele'deki temsili izah eder misiniz? Burada anlatılmak istenen nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Yüksek minare ve onun en tepesi, manevi büyüklüğü ve manen en yüksek makamda olmayı temsil ediyor.

Dünyanın merkezine kadar kazılmış alçak kuyu ise, insanın manevî sükûtunu, yani manen ve ahlaken rezil ve zelil bir duruma düşmesini temsil ediyor.

receleri temsil ediyor. Herkesin idraki ve itikadı müsavi değildir. Herkes derecesine göre ezanı (İslam) anlıyor ve anlayışına göre tepki veriyor.

İki fırkadan birincisi müminleri ve salihleri temsil ederken, diğeri ise kâfir ve müşrikleri temsil ediyor.

Kâfir ve müşrikler Peygamber Efendimiz (asm)'in manevi derecesini anlamayan ahmaklardır ve onu -haşa- kuyu dibinde zannediyorlar. Hâlbuki onun (asm.), mesajı olan İslam, kuyu dibine de ve her tabakaya da ulaşıyor.

Diğer bir husus, Peygamber Efendimiz (asm) ya minare başındadır ya da kuyunun dibindedir, bunun ortası yoktur. Buna mantıkta sebr ve taksim deniliyor.

Sebr ve Taksim: Mantıkta bir ispatlama tarzı ve usulüdür. Bu iki kelime beraber kullanıldığı gibi, "delil-i taksim, delil-i münkasım" gibi tabirlerle de söylenir. Bu ispatlamada bir şeyin aslında bulunan vasıflar, illet olmaktan birer birer ibtal edildikten sonra, tam illet olmaya elverişli olan tespit edilir.

Sebr: Kelime olarak "denemek, imtihan etmek" manalarına gelir. Kuyunun derinliğini anlamak için yoklamak gibi. Sebrin esas manası; ispatlanacak şeyin dışındaki muhtemel ve mümkün hâllerini inceleyip tetkik ettikten sonra, onları tasfiye edip saf dışı bırakmaktır. Muhtemel ve mümkün manalar ayıklandığı ve saf dışı bırakıldığı zaman, asıl ispat edilmesi istenen hal ve durum sabitlik kazanır.

Taksim: Kelime olarak "bölme, parçalara ayırma" manasına gelir. Bu delildeki manası ise, ispat edilecek şeyin mümkün ve muhtemel her durumunu sınıflandırıp tasnif ettikten sonra sebr etmek yani parçalara ayrılmış her bir imkân ve ihtimali incelemek ve hakikatini beyan etmek demektir.

Mesela, Peygamber Efendimiz (asm)'in muhtemel ve mümkün olan bütün menfi ve müsbet sıfatlarını taksim ettikten sonra, bu menfi sıfatların imkânsızlığını sebr edip, yani tahkik ve tetkik ile ortaya koyup ispat edildiği zaman, onun müsbet ve mükemmel sıfatları sabitlenip ispat edilmiş olur. "O doğru veya yalancı bir insandır." hükmü taksim oluyor. Bu iki hâlden başka da bir hâl olmayacağına göre, bu sıfatlardan onun (asm.) -haşa- yalancı olmasının imkânsızlığı ispat edildiği zaman, onun doğru bir insan olduğu sabitlenmiş ve ispatlanmış oluyor. Bu misali diğer hususlarda tatbik edebiliriz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...