"Bazan kelâm küfür görünür fakat sahibi kâfir olamaz." sözünü “şatahat” ile izah eder misiniz? Hangi mezhebe göre söylenmiştir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Mahv ve sekir: Fenafillâh makamında kendi varlığını hiç görmek, bu manevî hâlin zevk ve tesiri ile kendinden geçme hâlidir. Şatahat ise, sekir halinde yani manevî sarhuşluk durumda söylenmiş mizansız sözlere denir.

Ehl-i sünnetçe makbul görülen ve kabul edilen birçok evliyada, bu tarz haller görülmüş ve bazı mizansız sözler sudur etmiştir. "Bazen kelâm küfür görünür fakat sahibi kâfir olamaz" sözü de bu durumda olan veli zatlar için söylenmiştir.

Sekir; yani manevî sarhoşluk içinde olmayan insanların şatahat tarzı sözler sarf etmesi ise çok tehlikelidir; küfür ve şirke düşürme ihtimali kuvvetlidir. Yani şathiye mahv ve sekir halinin bir neticesidir. Sekir hali olmadan şathiye olmaz.

Bazen bir şahsın ağzından çıkan kelime küfür olmakla beraber, onu kâfir etmez.

"Kim iman ettikten sonra Allah'ı inkâr ederse -kalbi iman ile dolu olduğu halde (inkâra) zorlanan başka- fakat kim kalbini kâfirliğe açarsa, işte Allah'ın gazabı bunlaradır; onlar için büyük bir azap vardır."(Nahl Suresi, 16/106)

Âyetin nüzul sebebinde, Ammar bin Yasir’in müşriklerin işkencesi karşısında dayanamayıp küfür kelimesini söylemesi anlatılır. Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) Ammar bin Yasir’e “Benzeri bir durum olursa yine aynı şeyleri söyleyebilirsin” demiştir.

Bazı sözler küfür gibi görünür; ancak kişinin o sözü, küfründen dolayı mı yoksa başka bir sebeple mi söylediğini kesin olarak bilmediğimiz takdirde, ihtiyata uygun olanı onu hemen tekfir etmemek, yani küfrüne hükmetmemektir.

Sorunun ikinci kısmına gelince;

Evvelâ; bu mesele imana ve itikada bakan bir meseledir. Hanefi ve Şafi mezhepleri ise itikadi değil, ameli mezheplerdir. Haliyle bu konu bu iki mezhebin sahasına girmez.

İkincisi; itikadi sahada Maturudi ve Eşari olmak üzere iki hak mezhep vardır. Ve bunların ihtilafı çok afaki ve teferruat konulardadır. Bu iki mezhep de imanın esasatında ve İslam’ın temel meselelerinde müttefiktirler; bazı teferruatlarda ihtilafa düşmüşlerdir. Bu iki mezhep de ehl-i sünnet itikadını temsil ederler.

Üçüncüsü; “Bazen kelam küfür görünür; fakat sahibi kâfir olmaz" sözü Ehl-i sünnetin müşterek bir görüşüdür. Ehl-i sünnet âlimleri mümkün mertebe tekfirden kaçınır ve hüsn-ü tevili esas alırlar. Bu söz de bunun bir hulasası gibidir.

Dördüncüsü; Ehl-i sünnet elfaz-ı küfür konusunda şu kaideyi esas alır:

"Bir kişinin yüz tane kabil-i tevil küfür alameti bulunsa, bunun yanında bir tane mümin alameti olsa, bu kişinin mümin olduğuna hükmedilir."

Ama yoruma açık olmayan küfür âlametleri bir kişide varsa artık onun kâfirliği tartışılmaz.

Beşincisi; tekfir hususunda çok dikkatli olmak gerekir. Delilsiz ve mesnetsiz insanları tekfir etmek son derece tehlikelidir. Bu konuda her müminin çok dikkatli olmasını gerektiren, tüyler ürperten bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur:

Kim kardeşine kâfir derse, ikisinden biri mutlaka kâfir olmuştur. Eğer itham edilen kâfir değilse, küfür itham edene döner.” (Buhârî, Edeb 73; Müslim, İman 111; Tirmizî, İman 16.)

Kişilerin ne şekilde öleceğini ancak Allah bilir. "Filanca adam yüzde yüz cehennemliktir" demek, dalaletten başka bir şey değildir. Herhangi bir kimsenin İslam’a muhalif birkaç fiiline veya günahına bakıp da onu hemen tekfir etmek büyük bir tehlikedir ve hiç kimsenin buna hakkı yoktur.

Neden kâfir olana kâfir demiyeceğiz?” sualine karşı; “Kör adama, hey kör demediğiniz gibi... Çünki eziyettir. Eziyetten nehiy var.” diyen Bediüüzaman Hazretleri, başka bir eserinde ise şöyle buyurur: “Said’i bilenler bilirler ki, mümkün olduğu kadar tekfirden çekinir. Hatta sarih küfrü bir adamdan görse de yine te’vile çalışır.” (14.Şua)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...