"Süfyan, kendi başına frenklerin serpuşunu koyup herkese de giydirir. Fakat cebir ve kanunla tâmim ettiğinden,.. onu giymekle kâfir olmaz." Serpuşu keyfî olarak takan kâfir olur mu?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İslam zahire göre hükmeder. Yani bir kişinin imanı ancak ifade ve tavırlarından tespit edilebilir. İnsanın kalbini ve niyetini ancak Allah bilir. Bu sebeple bir insanın söz ve tavırlarında küfrü gerektiren bir hal varsa, zahiren ve hukukî açıdan bu kişi küfürde kabul edilir. Belki kalbinde ve niyetinde öyle bir hal yoktur. Yani kalbi Müslüman, dışı küfür içinde olabilir. İç dünyası, kalbi ve niyeti bize meçhul olmasından dolayı, biz onunla mes’ul olmayız. O, Allah ile kul arasında olan bir durumdur.

Tekfir; lügat mânasıyla küfür, nimete karşı nankörlük etmektir. Istılahta ise; “Hiçbir zorlama olmaksızın kişinin kendi iradesiyle iman hakikatlerini veya onun bir cüz’ünü inkâr etmek yahut tasdik etmemek, iman edilmesi gereken mukaddesatı tahkir etmek, haramı helâl, helâli haram kabul etmek” manasındadır.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri de küfrü şöyle tarif eder:

“Kâfirin iki manası vardır: Birisi ve en mütebadiri, dinsiz ve münkir-i sani’ demektir. Şu mâna ile ehl-i kitaba ıtlak etmeğe hakkımız yoktur. İkincisi: Peygamberimizi ve İslâmiyeti münkir demektir. Şu mâna ile onlara ıtlak etmek hakkımızdır. Onlar dahi razıdırlar. Lâkin örfen evvelki mananın tebadüründen, bir kelime-i tahkir ve eziyet olmuştur.” (Münazarat)

Bir mü’mini tekfir etmek son derece tehlikelidir. Bu konuda her mü’minin çok dikkatli olmasını gerektiren, tüyler ürperten bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur: Kim kardeşine kâfir derse, ikisinden biri mutlaka kâfir olmuştur. Eğer itham edilen kâfir değilse, küfür itham edene döner.”(Buhârî, Edeb, 73; Müslim, Îmân, 26)

Öyle ise herhangi bir kimsenin İslam’a muhalif bir fiiline veya günahına bakıp da onu hemen tekfir etmek büyük bir tehlikedir ve hiç kimsenin buna hakkı yoktur.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, başka bir eserinde ise şöyle buyurur:

“Said’i bilenler bilirler ki, mümkün olduğu kadar tekfirden çekinir. Hatta sarih küfrü bir adamdan görse de yine te’vile çalışır.” (Şualar)

Büyük müceddid, mürşid ve müçtehid olan İmam-ı A’zam Hazretleri, İslam dinine muhalif fikir ve davranışlarda bulunanlarla mücadele etmiş, onların batıl görüşlerini ve yanlış itikadlarını aklî ve naklî delillerle çürütmüştür.

“…Kebâiri işlemek imansızlıktan gelmiyor, belki his ve hevesin ve vehmin galebesiyle akıl ve kalbin mağlûbiyetinden ileri gelir.”(Lem’alar (13. Lem’a, 7. İşaret)

Günümüzde niyet ve kalp noktasından Müslüman iken, zahirî hal ve ifade noktasından küfürde olan çok insanlar vardır. Bu da cehaletten ileri geliyor.

Üstad Hazretleri bu manaya şu şekilde işaret ediyor:

"S - Küfür, kalbe ait bir sıfattır. Kalbde o sıfat bulunmadığı takdirde, zünnar bağlanmasından veya ona kıyas edilen şapkanın giyilmesinden niçin küfür hasıl olsun?"

"C - Gizli olan umura, şeriat, emarelere göre hükmeder. Hattâ illet olmayan esbab-ı zahirîyi, illet yerine kabul eder. Binaenaleyh itmam-ı rükûa mâni olan bir kısım zünnarların bağlanması ve secdenin ikmâline mâni olan bazı şapkaların giyilmesi, ubudiyetten istiğna ve küfre teşebbüh etmeye emarelerdir. Gizli olan o sıfat-ı küfriyenin yok olduğuna kat'iyetle hükmedilemediğinden, bu gibi emarelere göre hükmedilir."(1)

İlm-i Kelam kaynaklarında insanların iman noktasından tasnifleri yapılmıştır. İmanın rüknü ve sıhhati kalb ile tasdik, dil ile ikrardır. Kalb ile tasdik asıl rükün iken, dil ile ikrar tâli bir rükündür. Kişi bu rükünlerden sadece kalb ile tasdiki yerine getirse, dil ile ikrarı yerine getirmese, dünyada hükmü kâfir, ahiretteki hükmü ise mü’mindir, diyen âlimler olmuştur. Bu nokta-i nazardan bakacak olursak, böyle insanlar hakikatte mü’min sayılırlar. Ama hal ve tavırlarına dikkat etmedikleri için büyük bir günaha da girmiş olurlar.

Bunun aksini söyleyen Ehl-i sünnet âlimleri de vardır. Dil ile ikrar mazeretsiz terk edilir ise, kişi küfre düşer. Mazeret, Hazret-i Ammar (r.a)’in ölüm tehlikesini ve işkenceyi bertaraf etmek için kalben değil, sadece dilinden "Hubel" demesi gibidir. Hazret-i Ammar (r.a)’in bu hali bir özürdür. Kişi özürsüz ve mazeretsiz olarak küfrü gerektiren lafız ve hallere düşerse, imanı gider. İslam âlimleri cehaleti mazeret olarak kabul etmiyorlar.

Meselenin ciddiyetini Üstad Hazretleri şu ifadelerle beyan ediyor:

"Rusun Başkumandanı kasten önünden üç defa geçtiği halde ayağa kalkmayan ve tenezzül etmeyen ve onun idam tehdidine karşı izzet-i İslâmiyeyi muhafaza için ona başını eğmeyen; İstanbul'u istilâ eden İngiliz Başkumandanına ve onun vasıtasıyla fetva verenlere karşı, İslâmiyet şerefi için, idam tehdidine beş para ehemmiyet vermeyen ve 'Tükürün zâlimlerin o hayâsız yüzüne!' cümlesiyle ve matbuat lisanıyla karşılayan; ve Mustafa Kemal'in elli mebus içinde hiddetine ehemmiyet vermeyip, 'Namaz kılmayan haindir.' diyen; ve Divan-ı Harb-i Örfî'nin dehşetli suallerine karşı, 'Şeriatın tek bir meselesine ruhumu feda etmeye hazırım.' deyip dalkavukluk etmeyen; ve yirmi sekiz sene, gâvurlara benzememek için inzivayı ihtiyar eden bir İslâm fedaisi ve hakikat-ı Kur'âniyenin fedakâr hizmetkârına maslahatsız, kanunsuz denilse ki, 'Sen Yahudi ve Hıristiyan papazlarına benzeyeceksin, onlar gibi başına şapka giyeceksin, bütün İslâm ulemasının icmaına muhalefet edeceksin; yoksa ceza vereceğiz.' denilse, elbette öyle her şeyini hakikat-i Kur'âniyeye feda eden bir adam, değil dünyevî hapis veya ceza ve işkence, belki parça parça bıçakla kesilse, Cehenneme de atılsa, kat'iyen; yüz ruhu da olsa, bütün tarihçe-i hayatının şehadetiyle, feda edecek..." (2)

Hangi şapkaları giymenin küfür olacağı hususunda mühim olan nokta, giyilen şapkanın fikrî ve dinî mahiyetidir. Yani şapka bir dini ya da bir fikri temsil ediyorsa, bunu giymek küfürdür. Askerin beresi gibi sıcaktan korunmak için giyilen ve bir dini veya fikri temsil etmeyen başlıkları giymekte bir sakınca yoktur.

Diğer İslam âlimlerinin bu husustaki görüşlerinin ne olduğunu Üstad Hazretleri şöyle ifade ediyor:

"Hata 66: Şapka fes gibidir. İman ile hiç alâkası yoktur. İman ise tamamen vicdanî ve kalbî olduğunu Said bilmekten âcizdir."

"Cevap: İslâm uleması ve müçtehidleri ve Şeyhülislâmlar, hususan İmam-ı Âzam, imanı zedeleyen çok alâmetleri ve harekâtları kaydettikleri halde (hususan şapka ve zünnarın) kütüb-ü kelâmiyede dahi ulemanın, imanın muktezasına münâfi olduğunun ittifaklarına karşı böyle sözleri yazan ne kadar hatâ ve yanlış olduğunu divaneler de anlar. Şapka hakkında itiraznamemdeki beyanat ve Risale-i Nur'daki iman-ı tahkikînin harika hüccetleri, Said'in idrâkinde âcizdir demesini yüzüne çarpar."

"Hata 70: Şapkanın küfür alâmeti olması ve sayılması bir iman haline geldiği gibi."

"Cevap: Kırk sene evvel İstanbul ulemasına verdiğim cevabı, mahkemede beyan ettiğim gibi, bütün ulema-i İslâmın istimal ettiği bir tabiri yalnız bana isnat etmek ve bunu da "bir iman haline geldiği" ile tabir etmek, hem İslâmiyete, hem ehl-i ilme, hem bana karşı bir itham değil, divanecesine bir ihanettir. Ona iade ediyorum."(3)

Hulasa; cebir ve baskı olmadığı halde dinin yasakladığı şapkayı giymenin küfür olduğu anlaşılmaktadır...

Dipnotlar:

(1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Sûresi, 6. Âyet Tefsiri.
(2) bk. Emirdağ Lâhikası-II, (99. Mektup)
(3) bk. Şualar, On Dördüncü Şua, Hata-Savab Cetveli.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Tesekkurler
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurcu56

Dinimize, başta Yahudi ve Nasaraya benzememek teşvik edildiği halde, Üstadın; şapka konusunda yumuşak bazı ifadeler kullanmasını nasıl anlamalıyız? Ayrıca günümüzde şapka takmaya zorlama yok; bu durumda nasıl davranmak gerekir?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Şeriat zahire hükmeder. İnsanın kalbindeki sır ve niyet Allah’a malum, kullara kapalıdır. O halde insanları zahir alametlerine göre değerlendirip, öyle muamele ederiz. Şapka ve zünnar bir nevi Hristiyan âdeti olduğundan, bir Müslüman'ın normal şartlarda bunları kullanması onlara benzemek manasına gelir.

Ancak cebir ve kanun zaruriyat nev’inden olduğundan mes’uliyetleri ortadan kaldırır, haramı izale eder. Üstadımız cebir ve zorlamanın olduğu zamanlarda, ümmetin hayatını kurtarmak için bu fetvayı vererek, ehl-i delaletin oyunlarını bozmuştur. Şimdi ise, zorlama olmadığından kullanılmasına bir ihtiyaç ve sebep yoktur.

Ancak zaman en iyi bir müfessirdir. Bazı şeyleri zamanın ilcaatı ortadan kaldırabilir. Günümüzde şapka; gerek Hristiyan âleminde, gerekse ülkemizde çok nadiren kullanılmaktadır. Kullanan ise Hristiyan âdeti olduğu için kullanmamaktadır. İslam âleminde ise; zorlama olmamakla beraber kullananlar, başka sebeplere binaen şapkayı başına takıyor. Giyenlere Hristiyanlaşma muamelesi yapmak veya küfür âdetidir diye tezyif ve tahkir etmek doğru bir davranış değildir. Çünkü zaman bu meselenin ciddiyetini izale etmiş, ortadan kaldırmıştır. Şapkayı kullananlar mazideki temsili açısından değil, kendilerine ait sebeplerden dolayı kullanıyorlar. Bu sebeple muhalefet edip onların kalplerini kıracak tarzdaki muamelat; edeb açısından mahzur getirir. En güzel yol müsbet hareketle alternatifler üreterek, topluma faydalı olmaktır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...