"Bazı ehl-i velâyetin ileride talebesi olacak zâtlar, daha dünyaya gelmeden, hiss-i kablelvuku,.." Misâl verir misiniz, kimler kimleri hissetmiştir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evet, bazı ehl-i velâyetin ileride talebesi olacak zâtlar, daha dünyaya gelmeden, hiss-i kablelvukuun inkişafiyle kerâmetkârâne keşfettikleri gibi, Risale-i Nur’un talebelerinin mühimlerinden birkaç zât dahi, çok zaman evvel, bir hiss-i kablelvuku ile, ileride Said ile alâkadar bir surette bir Nura hizmet edeceğini hissetmişler. İşte, onların birisi de Nazif’tir." (Kastamonu Lâhikası, 31.Mektup, Haşiye)

Tasavvuf tarihine bakıldığında bunlardan yüzlerce misal görülebilir. Bunlardan birkaç tanesini zikredelim.

Nûmân bin Ahmed bin Mahmûd, lakabı Hacı Bayram-ı Veli'nin seçilmesi.

Nûmân, küçük yaşından îtibâren ilim tahsîline başladı. Ankara'da ve Bursa'da bulunan; tefsir, hadis, fıkıh dersleri aldı ve o zamanın fen ilimlerinde de yetişti. Ankara'da Melîke Hâtun'un yaptırdığı Kara Medresede müderrislik yaparak talebe yetiştirmeye başladı. Kısa zamanda, halk arasında sevilip sayılan biri oldu.

İlimdeki üstünlüğüne rağmen, Müderris Nûmân'ın rûhunda bir sıkıntı vardı. O, bu sıkıntıdan ancak bir mürşid-i kâmilin huzuruna varmakla kurtulabileceğini biliyor ve bir fırsat gözlüyordu. Nitekim bir gün dersten çıktığında yanına birisi geldi ve; "Ben Şücâ-i Karamânî'yim. Kayseri'den senin için geliyorum. Sana bir haberim ve dâvetim var" dedi. Nûmân, bu sözlerden kendisi için mühim bir haberin olduğunu anlamıştı. Hayretle ve sevinçle; "Hoş geldin, safâlar getirdin. İnşâallah hayırlı haberlerle gelmişsindir. Anlat! Anlat!" dedi.

Şücâ-i Karamânî; "Beni, şeyhim ve mürşidim Hamîdeddîn-i Velî hazretleri gönderdi ve 'Git Engürü'de (Ankara'da) Kara Medresede Nûmân adında bir müderris vardır. Ona selâmımı ve dâvetimi söyle. Al getir. O bize gerek...' dedi. Ben de bu vazîfe ile huzûrunuza gelmiş bulunuyorum."

Müderris Nûmân bu sözleri dinler dinlemez; "Baş üstüne, bu dâvete icâbet lâzımdır, hemen gidelim" diyerek müderrisliği bıraktı. Şücâ-i Karamânî ile Kayseri'ye gittiler. Kayseri'de Somuncu Baba diye meşhûr Hamîdeddîn-i Velî ile bir Kurban bayramında buluştular. O zaman Hamîd-i Velî; "İki bayramı birden kutluyoruz" buyurarak, Nûmân'a Bayram lakabını verdi.(1)

Bilâhare İstanbul'un manevî fâtihi olacak olan Akşemseddîn de Osmancık'ta müderris iken şeyhin evliyâlık derecesini duymuş ve ona talebe olmak üzere Ankara'ya gelmişti. Fakat şeyhin dükkân dükkân dolaşıp para topladığını görünce, yanına varıp hikmetini sormadan; "Evliyâ para mı toplar, buralara boşuna gelmişim" diyerek oradan ayrıldı. Zeynüddîn Hafî hazretlerine talebe olmak üzere Mısır'a doğru yola çıktı. Haleb'e vardığı gece bir rüyâ gördü. Rüyâsında, boynuna bir zincir takılmış ve zorla Ankara'da Hacı Bayram-ı Velî'nin eşiğine bırakılmıştı. Zincirin ucu ise Hacı Bayram'ın elindeydi. O rüyâ üzerine, Akşemseddîn yaptığı hatayı anlayarak derhal Ankara'ya geri döndü. Şehre ulaştığında Hacı Bayram-ı Velî'nin talebeleriyle ekin biçmeye gittiğini öğrendi. Tarlaya gitti. Fakat Hacı Bayram hazretleri ona hiç iltifat etmediler. Akşemseddîn, diğer talebelerle birlikte ekin biçmeye başladı. Yemek vakti geldiğinde, insanların ve orada bulunan köpeklerin yiyecekleri ayrıldı. Hacı Bayram-ı Velî, talebeleriyle yemek yemeye başladı. Yine Akşemseddîn'e hiç iltifat etmeyip, yemeğe çağırmadı. Akşemseddîn yaptığı hatâyı bildiği için, kendi kendine; "Ey nefsim! Sen, Allah'ın büyük bir velî kulunu beğenmezsen, işte böyle yüzüne bile bakmazlar. Senin lâyık olduğun yer burasıdır" diyerek, köpeklerin yanına yaklaşıp, onlarla beraber yemeye başladı.

Hacı Bayram-ı Velî hazretleri, Akşemseddîn'in bu tevâzuuna dayanamayarak; "Köse! Kalbimize çabuk girdin, yanımıza gel" buyurup iltifat etti ve kendi sofrasına oturttu. Sonra ona; "Zincirle zorla gelen misafiri, işte böyle ağırlarlar" diyerek, onun gördüğü rüyâyı, kerâmet göstererek anladığını bildirdi.

Akşemseddîn bundan sonra hocasının yanından hiç ayrılmadı, sohbetlerini hiç kaçırmadı, kalplere şifâ olan nasihatlarını zevkle dinlemeye başladı. Hacı Bayram-ı Velî'nin teveccühleri altında, kısa zamanda bütün talebe arkadaşlarının önüne geçti. Nefsini terbiye etmekte herkesten ileri gitti.(2)

Dipnotlar:

(1) bk. İbrahim SARI, Anadolu Evliyaları, s. 201.
(2) Hacı Bayram Veli web sayfasından alınmıştır. Erişim: 16.2.2019/14.00

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...