Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri neden Acluni'den fazla nakilde bulunuyor?

Soru Detayı

- Okurken mehazlere bakıyorum. Üstad Bediüzzaman hazretleri Acluni den nakilleri çok fazla. Aclunî'nin söz konusu kitabı, temelde "el-Makasıdu'l-hasene"'ye dayanan ve ikinci olarak da İbn Hacer'in kitabından istifade edilerek yazılan bir eserdir. İçinde sahih olan hadislerin yanında zayıf, hatta uydurma rivayetler de vardır. Zaten kitabın maksadı, bunları okuyucuya bildirmektir. Bu durumu nasıl ele almalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Risale-i Nur'un Hedefi ve Hâlihazır Durum Halkın Dilindeki Hadisler:

Aclunî'nin eseri (temelde Sehâvî'nin el-Makasıdü'l-hasene'sine dayanır), zaten halk arasında yaygın olan, dillerde dolaşan rivayetleri toplamak maksadıyla yazılmıştır.

Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur'u yazarken, genellikle iman hakikatlerini ispat etmeyi ve modern şüpheleri gidermeyi amaçlamıştır. Bu ispat ve irşat sırasında, bazen hadis ilminin teknik detaylarına girmeden, makasıd (şeriatın ve imanın genel amaçları) ve mana-yı küllî (genel / külli anlam) odaklı bir metod izler.

Üstad'ın bir rivayeti kullanmasının ana nedeni, o rivayetin içerdiği hakikati teyit etmek veya okuyucuyu bir iman / ahlak kaidesine teşvik etmektir.

Risalelerde hadisler, genellikle hüküm istinbatı (fıkıh çıkarmak) için değil, iman hakikatlerini açmak, kalbe kuvvet vermek ve manevi bir ders vermek için kullanılır. Bu tür bir kullanımda, rivayetin teknik isnad (raviler zinciri) sıhhatinden ziyade, içerdiği mananın İslâm'ın genel prensipleriyle (Kur'an ve Sünnet'in ruhuyla) uyumu ve manevi etkisi öne çıkar.

Bediüzzaman, bir rivayetin mana-yı küllîsinin ve üslûb-u Kur'an'a yakınlığının bazen onun teknik sıhhatinden daha ehemmiyetli olabileceğini belirtir. Hadislerin ifade ettiği "iman, haşir, peygamberlik delilleri" gibi temel hakikatler, tek bir rivayetin sıhhatine bağlı değildir; yüzlerce ayet ve hadis ile sabittir.

Aclunî'nin Kitabının Yapısı Maksat Beyan Etmek

Soruda da belirtildiği gibi, Aclunî'nin kitabının maksadı zaten bu rivayetlerin sadece sahih olanlarını değil, yaygın olanlarını toplayıp, sıhhat derecelerini okuyucuya bildirmektir. Bediüzzaman'ın o kitaptan nakil yapması, o rivayetlerin sıhhat derecesini bilmediği anlamına gelmez; tam tersine, referansını güvenilir bir hadis kaynağına dayandırma metodudur. Bir müellif bir eseri kaynak gösterdiğinde, o eserin içerdiği sahih, zayıf ve uydurma ayırımlarını da okuyucunun nazarına sunmuş olur.

Aclunî, hadis ilmindeki geniş bilgisiyle meşhur Sehâvî'nin eserini esas aldığı ve kendisi de hadis âlimi olduğu için, eseri o dönemin ilim çevrelerinde itibar edilen bir kaynaktır.

Sonuç olarak Bediüzzaman'ın Aclunî'den sıkça nakil yapmasını şu şekilde ele alabiliriz:

Risale-i Nur, bir fıkıh veya usûl-ü hadis eseri değil, bir tefsir-i imanî (iman tefsiri) eseridir. Hadis kullanımında da fıkıhçıların titizliğinden farklı olarak, manevi teyit ve irşat amaçlı bir metot izlenmiştir.

Aclunî'nin eseri, "halkın dilindeki hadislerin durumunu bildiren" temel bir referans kitap olduğu için, bu tür rivayetler söz konusu olduğunda kaynak gösterme amacıyla tercih edilmiştir. Bu, rivayetlerin kaynağının hadis ilmi tarafından incelendiğini gösterme amacı da taşır.

Bu durum, Risale-i Nur'un metodolojisini anlama açısından son derece önemlidir. Üstad, her rivayeti hüküm kaynağı olarak sunmaz; çoğunu manevi hakikatin birer şahidi olarak kullanır.

Bir diğer husus zayıf hadislere olan itiraz ve zahiri çelişkileri izah ediyor ki, insanların kafasında ve kalbinde hadislere karşı bir bulanıklık gelmesin. "Dünya öküz ve balığın üzerindedir." hadisinde olduğu gibi.

"Dünya öküz ve balığın üzerindedir." gibi zahiren Kur'an'ın ilmi ve modern bilimle çelişiyor gibi görünen rivayetler, avamın (halkın) ve yeni yetişen neslin zihninde hadislere karşı büyük bir şüpheye yol açabilir.

Üstad, bu tür rivayetlerin hakiki manasının zahirî manası olmadığını izah eder. Hadislerin asıl maksadı, cismanî ve dünyevî bir hakikati anlatmak değil, o hakikate işaret eden bir manevi hakikati ifade etmektir.

Risale-i Nur'un yazıldığı dönemde, hadis külliyatına yönelik oryantalist ve içten gelen şüpheler yaygındı. Eğer bir-iki rivayet zahiren çelişiyor diye terk edilirse, bu durum bütün Sünnet'e ve hadislere olan güveni sarsabilirdi.

Üstad, bu tür rivayetlerin tevili (hikmete uygun yorumlanması) ile hadislerin genelinin sıhhat ve itibarını korur. Böylece, okuyucunun kalbinde ve kafasında hadislerin tamamına karşı oluşabilecek "bulanıklık" ve tereddüt ortadan kalkar.

Hadis ilmi açısından zayıf kabul edilen bir rivayet dahi, eğer Kur'an'ın genel prensiplerine ve imanın esaslarına aykırı bir şey söylemiyorsa, faziletler (ahlaki güzellikler) ve tergîb (teşvik) konularında kullanılabilir. Üstad'ın zayıf rivayetleri kullanması, onlardan bir fıkıh hükmü çıkarmak için değil; o rivayetin içerdiği güzel ve manevi dersi okuyucunun dikkatine sunmak içindir.

Özetle, Bediüzzaman Hazretlerinin bu yaklaşımı, hadisleri sadece lafız olarak değil, Kur'an'ın bir tefsiri ve hikmetli bir ders kaynağı olarak görmesinin bir sonucudur. O, hadisleri, imanın ispat ve tahkimine hizmet eden birer vesika olarak kullanır. Bu teviller ve izahlar, okuyucunun hadis ilmine olan saygısını ve güvenini koruyarak, kalpleri ve kafaları şüpheden arındırma amacını taşır.

Ayrıca bir sözün hadis olmaması ya da senedinin zayıf olması o sözün manasının batıl ve yanlış olduğu anlamına gelmiyor.

Bu, teknik bir hadis terimidir. Rivayet zincirindeki bir ravinin (nakledenin) hafızasının zayıf olması, unutkan olması veya metoduyla ilgili bir kusur bulunması gibi nedenlerle o sözün doğrudan Peygamber Efendimiz'e (asm) ait olduğunun kesinliğinin azalması demektir. Bu, sadece kaynağın kesinliğine dair bir şüphedir.

Sözün içeriği, yani manası, Kur'an-ı Kerim'in genel hakikatlerine, Sünnet-i Seniyye'nin ruhuna ve İslam'ın temel prensiplerine uygunsa; hatta bu prensipleri destekliyorsa, o mana hak ve doğru olmaya devam eder.

Bazı sözler, Peygamber Efendimiz'e (asm) aidiyeti kesin olmasa da (hadis ilmi açısından zayıf veya mevzu / uydurma olsa da) içerdiği derin mana ve hikmet sebebiyle İslam âlimleri ve ehl-i hakikat tarafından makbul ve doğru bir tespit olarak kabul edilmiştir.

Üstad, bu tür sözleri kullanırken, onları bir hukukî hüküm kaynağı olarak değil; manevi bir dersi, kalbî bir hakikati veya tefekkürü destekleyen birer hikmetli söz olarak kullanır. Eğer bir sözün manası Kur'anî hakikatlerle uyumlu ise, onun hikmet ve irşat değeri vardır.

Mesela, "Kendi kusurunu gören, başkasının kusurunu görmez." manası Kur'an ve Sünnet'le tamamen uyumlu ve çok yüce bir ahlak kaidesidir. Bu sözün hadis olmaması, taşıdığı ahlaki ve manevi hakikati geçersiz kılmaz.

Bediüzzaman Hazretlerinin Aclunî'den yaptığı nakillerdeki rivayetlere yaklaşımı tam olarak bu mantığı yansıtır:

Teknik olarak zayıf dahi olsa, o rivayetlerin içerdiği manalar, eğer imanın ve ahlakın temel direklerini destekliyorsa, onlardan istifade edilir ve bu manalarla okuyucunun kalbi tatmin edilir.

Bu yaklaşım, ilim ve hikmeti birbirinden ayırarak, okuyucuyu hadis ilminin teknik labirentlerinde boğmadan, doğrudan hakikate ulaştırmayı hedefler...

İlave bilgi için tıklayınız:

- Bediüzzaman Risalelerde zayıf hadisleri neden kullanıyor? Bilgi verir misiniz?

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 311
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...