Bediüzzaman Said Nursi, İmam-ı Azam Ebû Hanife Hazretleri hakkında ne buyurmuştur?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bediüzzaman Said Nursi, gerek eserlerinde gerek hatıralarında İmam-ı Azam Ebû Hanife Hazretlerinden büyük bir hürmetle bahseder. Onu İslam hukukunun en parlak yıldızı ve içtihat semasının güneşine benzetir.

Üstad’ın İmam-ı Azam hakkındaki değerlendirmelerini şu ana başlıklarla özetleyebiliriz:

  • Müçtehidlerin Reisi ve "Zekâ Harikası"

Bediüzzaman, İmam-ı Azam’ı fıkıhta müçtehidlerin reisi olarak görür. Onun kıyas ve istinbat yeteneğinin benzersiz olduğunu, İslam’ın temel prensiplerini hayatın pratik meselelerine uygulamada devasa bir deha sergilediğini vurgular.

  • Sünnetin Ruhuna Bağlılık

Üstad'a göre, İmam-ı Azam'ın mezhebi sadece kuru bir mantık silsilesi değil, Kur'an ve sünnetin ruhunu en geniş kitlelere ulaştıracak bir yoldur. Onun içtihatlarının, İslam dünyasının büyük çoğunluğu tarafından kabul görmesini, bu yaklaşımın fıtrata ve hakikate olan uygunluğuna bağlar.

  • "Fıkh-ı Ekber" Vurgusu

Bediüzzaman, İmam-ı Azam'ın sadece ibadetler veya muamelelerle ilgilenen bir hukukçu olmadığını; aynı zamanda itikat esaslarını sistemleştiren "Fıkh-ı Ekber" anlayışıyla, İslam’ın kalbini muhafaza eden bir büyük imam olduğunu belirtir. Üstad Bediüzzaman insanların yüzlerini Kur'ana döndürmek için mühim alimlerin eserlerini sıralarken İmam-ı Azam'ın "Fıkh-ı Ekber" kitabını özellikle zikreder:

"Yahut, tedricî bir terbiye-i mahsusa ile kütüb-ü şeriatı şeffaf birer tefsir sûretine çevirip, içinde Kur’ân’ı göstermektir: Selef-i Müçtehidînin kitapları gibi, Muvatta, Fıkh-ı Ekber gibi..." (bk. Sünuhat, Kur’an’ın Hâkimiyet-i Mutlakasıt)

  • İmam-ı Azam, Fıkıh Ağacının Köküdür; Diğerleri ise O Ağacın Dalları Hükmündedir.

Üstad Hazretleri, özellikle Sözler ve Mektubat adlı eserlerinde, sahabe döneminden sonra gelen tabiin neslinin en büyük temsilcilerinden biri olarak İmam-ı Azam'ı gösterir ve onun açtığı yolun, asırlarca Müslümanların sosyal hayatını düzenleyen en sağlam kale olduğunu ifade eder. Bu konuda aşağıdaki pasajları değerlendirmekte fayda vardır:

"ÜÇÜNCÜ SUALİNİZ: Başta müçtehidîn-i izam imamları mı efdal, yoksa hak tarîkatlerin şahları, aktabları mı efdaldir?

Elcevap: Umum müçtehidîn değil; belki Ebu Hanife, Mâlik, Şâfiî, Ahmed ibni Hanbel şahların, aktabların fevkindedirler." (Mektubat, 23. Mektup)

"Hem, nakl-i sahih-i kat’î ile, ferman etmiş ki: اِنَّ الدِّينَ لَوْكَانَ مَنوُطًا بِالثُّرَيَّا لَنَالَهُ رِجاَلٌ مِنْ اَبْنَاۤءِ فاَرِسَ [“Eğer din, Ülker Takımyıldızında bile olsaydı, Fars’tan bazı kimseler ona ulaşıp alabileceklerdi.” (Buharî, Tefsir: 62; Tirmizî, 47. sûrenin tefsiri: 3).] deyip, başta Ebu Hanife olarak, İran’ın emsalsiz bir surette yetiştirdiği ulema ve evliyaya işaret ediyor, haber veriyor." (bk. age., 19. Mektup, Altıncı Nükteli İşaret)

"Bak, nasıl her asır, o şems-i hidayetten aldıkları feyizle çiçek açmışlar; Ebû Hanife, Şâfiî, Ebû Bayezid-i Bistâmî, Şah-ı Geylânî, Şah-ı Nakşibend, İmam-ı Gazâlî, İmam-ı Rabbânî gibi milyonlar münevver meyveler veriyor." (Sözler, 19. Söz, On Üçüncü Reşha)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 241
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...