Bediüzzaman Said Nursi neden kendi nefsini herkesten ziyade nasihate muhtaç görüyor?
Değerli Kardeşimiz;
"Ben kendimi beğenmiyorum; beni beğenenleri de beğenmiyorum. Cenâb-ı Hakka çok şükür, beni kendime beğendirmemiş." (Mektubat)
Bir ömür boyunca bütün küfür ve dalalet cereyanlarına karşı verdiği ilmi mücahedesiyle nice imanların kurtuluşuna vesile olması, bütün insanlığa Nur Külliyatı gibi bir hidâyet rehberi hediye etmesi, onun haklı olarak gönüllerde taht kurmasını netice vermiş ve kendisine layık olduğu hürmet gösterilmişti. O ise bunu tamamen Allah’ın ihsanı bilmiş, şahsına karşı gösterilen hürmet ve muhabbeti daima “Dert benimdir deva Kur’ânındır.” diyerek Kur’ân hakikatlerine yönlendirmiş, nefsine bir hisse vermemişti.
Burada bir hususa da temas etmek gerekiyor. İsmet sıfatı sadece peygamberlere mahsus olmakla birlikte, Allah’ın esirgemesi sadece onlara has değildir. Peygamber varisi büyük zatlar yanında nice veli kullar da vardır ki, onlar da Hafiz ismine mazhar olmakla Allah’ın kendilerini hıfz ve himaye etmesi sayesinde hiçbir günah işlemeden tertemiz bir ömür geçirmişlerdir.
"Doğrusu, ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü Rabbimin merhamet edip korudukları hariç, nefis daima fenalığı ister, kötülüğe sevk eder. Doğrusu Rabbim gafurdur, rahimdir (affı ve merhameti boldur).” (Yusuf, 12/53)
Hazreti Yusuf (as) gibi ismet sıfatıyla muttasıf bir peygamber bile nefsini temize çıkarmıyor, daima nefsinden Allah’a sığınıyorsa, Üstad'ın nefsini nasihate muhtaç görmesi ve nasihate önce nefsinden başlaması gayet normal bir durumdur.
Diğer bir husus, nasihat merkezden muhite doğru yapılırsa tesirli ve ihlaslı olur. Yani nasihat önce nefse sonra diğer nefislere doğru yapılmalıdır. Kendini temiz ve kusursuz görüp diğer insanları kirli görerek yapılan bir nasihat tesir etmez. Bu yüzden, nasihat eden kim olursa olsun, önce nefsinden başlamalı, sonra diğer insanlara nasihat etmelidir.
"Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez." (21. Söz)
Kötürüm adam başkasının imdadına koşamadığı, kör adam başkasına yol gösteremediği gibi, ilimden mahrum kişi de başkalarına bir şey öğretemez. Kibirliden tevazu dersi alınmaz. İffetsizin ahlâk dersi dinlenilmez. Merhametsizin şefkatten söz etmeye hakkı yoktur....
Nefsin ıslah olması, onun salih amellere yönelmesi demektir. Islah olan bir nefis yalnız güzel ve faydalı işlere talip olur; günah ve isyandan nefret eder ve bütün gücüyle uzak durur. Salih amel, kuvvetli bir imandan doğar. Namaz kılmayan, oruç tutmayan ve diğer farzları yerine getirmeyen bir kişi, salih amelden uzak kalmış demektir. Böyle birisinin başkalarının ıslahına vesile olması düşünülemez. Namaz kılmayan birisinin namazın faziletlerine dair sözleri, dinleyene tesir etmez, kalbe ve ruha inmez.
Başka bir husus, evliya ve salih insanlar nefislerini tamamen yok etmiyorlar, sadece itaat ve kontrol altına alıyorlar; bu durumda nefis her an tetikte beklemekte, en küçük bir zafiyette kafasını çıkarabilmektedir. Dolayısı ile evliyaların imtihanı evliya olmakla bitmiyor, aksine onların imtihanı katlanarak daha da büyümektedir. Bu durumda onların nefisleri ile olan mücadelesi her daim devam etmektedir.
Kendini iyi ve salih bilen iyi ve salih olamıyor, bu durumda her mümin kendini en aşağıda görmesi gerekiyor, nefis ile mücadelede bu kaide çok mühimdir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Maşallah maşallah