Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin, yatsı namazını tek başına kılmasının manevi sebebi ne olabilir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstad Hazretlerinin veya o seviyede vazifedarların hâl ve hareketlerini değerlendirirken; normal bir insanın İslami muamelat açısından sorumluluklarıyla karıştırmamak icap eder.

Fıkhın kaide ve kuralları genellikle normal ve vasat olan bir Müslümana göre tanzim edilmiştir. Yani dinin feraizi ve ahkamı; insanların makam ve mertebelerine göre farklılık arz eder. Mesela, kebair normalde ve tabanda yedidir. Ancak Allah indinde liyakati ve kıymeti olan, makamı yüksek olan zevata göre bazen yetmiş bazen de yedi yüze kadar çıkar.

Ayrıca vazifeli olan insanların yaratılış gaye ve amacına göre istihdamı söz konusudur. O insan planından ve programından sapma yapamaz. Hatta yeri ve zamanı geldiğinde, bu amaç ve gayeden sapmama adına bazı feragat ve fedakarlıklar da icap eder.

Tebliğ gibi, yani i‘lâ-yi kelimetullah dediğimiz maddi ve manevi cihat Müslümanların birinci derecede vazifesidir. Bu vazife sıkıntıya ve zarara girmesi durumunda; şahsi muamelat ve vazifeler bir derece durdurulabilir. Hatta terk de edilebilir.

Mesela, peygamberlerin Allah indinde muamelat ve imtihanları ile normal bir insanın veya sahabelerin hâl ve vaziyetleri aynı değildir.

Mesela, teheccüt namazı Peygamber Efendimize (a.s.m) vacip olmakla beraber ümmetine sünnettir. Mesela, ölüm tehlikesinde bir Müslüman sureta inkar etse bile dinen bir mahsuru yoktur. Ancak peygamberlere bu müsaade söz konusu olamaz.

Mesela, dinimizde dörtten fazla evlilik bir Müslümana haramdır. Ancak Peygamber Efendimiz (asm)'de bu şeriat tahditlenmemiştir. Zira Efendimiz (a.s.m) on iki evlilik yapmış, dokuz hanımını bir arada bulundurmuştur.

İşte dinin farz olan hakikat ve muamelatının dışında; faziletle ve sevapla ilgili aksamında, herkes mahiyet ve keyfiyetine göre ayrı imtihanlara tabidirler.

Ayrıca ilcaat-ı zaman, insanların kültürleri ve anlayışları, imkanları ve coğrafyaları açısından da muamelatta farklılık olur. Hatta bu farklılıklar bazen öyle bir boyuta gelir ki; farzlar bile ifa edilemezse o insan mesul olmaz.

Yukarıda anlattığımız bütün meseleler İslamiyet'te şu cümle ile ifade edilir:

“Şeriat realiteye ve hakikate bakar. Kula Allah, takatinden fazla yük yüklemez.”

Mesela, Bediüzzaman Hazretleri sakal bırakmamış ve evlenmemiştir. Kuvvetli olan iki sünneti lihikmetin terk etmiştir. Buradaki terkin hikmeti ise; Üstadımızın yaratılış amaç ve gayesi olan tebliğ davasının muhafazası, emniyeti ve istikrarı içindir.

Ayrıca Bediüzzaman Hazretlerinin dinin ahkamına hatta füruat kısmında dahi olsa nasıl itina ve hassasiyet gösterdiği hayatında tecrübelerle ve müşahedelerle sabittir. Böyle bir zat-ı muhteremin yatsı namazı ile ilgili müstakil hareketinin mutlaka bir hikmete ve maslahata uygun olduğunu kabul etmek mecburiyetindeyiz.

Çünkü Bediüzzaman'ın makamında ve aleminde olan insanların davranışları ve muamelatı şeriate bağlı olmakla birlikte bizim kıstaslarımıza uymaz.

Ayrıca yatsı namazlarını yalnız başına kılması onun için umumi bir kaide midir veya arada bir işlediği muamelat mıdır? Her ne olursa olsun bizim hüsnüzan etmeye mecburiyetimiz vardır. Çünkü selef-i salihinin ve Bediüzzaman gibi zevatın hâl ve hareketlerini beğenmemek ve tenkit etmek suizandır. Suizan ise bizleri maddi ve manevi mahrumiyetlere götürür.

Zira hikmetini bilmediğimiz halleri tenkit etmek bizlere yakışık almaz.

Bediüzzaman gibi ferdiyetin mazharı olmuş zevat ve onların makamı; kalp ve ruhun derece-i hayatına çıktığından, bazı zamanlarda ve alanlarda bazı alemlerle irtibatlı olduğundan; bizlerin hayat standartları ile onların davranışları muvazeneye gelmez.

Üstadımız genellikle akşamdan sonra öbür gün öğleye kadar hiç kimseyi kabul etmez münferit ve müstakil bir zaman geçirirdi. Hatta kendi ifadesiyle "kim gelirse gelsin o vakitlerde kabul edemem" tabiri ile bizim akıl ve idrakimizin kavrayamayacağı manevi ahvalden haber vermektedir. Eşref Edip Fergan'ın Bediüzzaman'la ilgili yazdığı makalede,

"Akşam namazından sonra, ferdâsı öğleye kadar kimseyi kabul etmez, ibadetle meşgul olur. Pek az uyur."(1)

ifadesini kullanır. Burdan da anlaşılıyor ki, meseleyi akşamdan sonra dünya ve dünyevilere kapısını kapatmış bir Bediüzzaman'ın içerisinde bulunduğu duruma göre değerlendirme lüzumu vardır.

Cemaat sadece beşeri insanlarla mı olur. Cenab-ı hakkın ubudiyetine vazifeli melekler ve cinler ayrıca ruhaniyat o kadar kesretlidir ki bu cemaate ve kesrete müşahhas insanların adetleri ve kıymetleri kifayet etmez.

Bu meseleyi anlayabilmemiz için üstadın şu ifadesi çok manidardır:

“Seslerinin ziyade güzel olmadığından, dinleyenlerin azlığından sıkılan hafızların kulakları çınlasın.”(2)

Demek ki sadece dinleyenler insanlar değildir. Cenab-ı Hakk'ın zişuur öyle mahlukatı vardır ki Kur'anı dinlemekten zevk alırlar. Onların da adetleri namütenahi olabilir.

İşte Üstadımızın zahiren anlayamadığımız ve bazen de eksik telakki ettiğimiz bu hâl ve davranışlarının bu anlamda boyutları ve keyfiyetleri olabilir.

Dipnotlar:

(1) bk. Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı.
(2) bk. Lem'alar, Yirminci Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...