GENÇLİK, HELAL DAİRE, GÜNAH VE HARAMLAR

"Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur. Ferâiz-i İlâhiye ise hafiftir, azdır." (Sözler, Altıncı Söz)

"Dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini, rahatını isterseniz, meşru dairedeki keyfe iktifa ediniz. O keyfinize kâfidir." (Sözler, On Üçüncü Söz, İkinci Makam)

"Sizdeki gençlik kat’iyen gidecek. Eğer siz daire-i meşruada kalmazsanız, o gençlik zayi olup, başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem âhirette, kendi lezzetinden çok ziyade belâlar ve elemler getirecek." (Sözler, On Üçüncü Söz, Birkaç biçare gençlere verilen...)

"Terbiye-i İslâmiye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatte sarf etseniz, o gençlik mânen bâki kalacak ve ebedî bir gençlik kazanmasına sebep olacak." (Sözler, On Üçüncü Söz, Birkaç biçare gençlere verilen...)

"Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve ferâizle zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz." (Sözler, On Üçüncü Söz, Birkaç biçare gençlere verilen...)

"Gençlik gidecek. Sefahette gitmişse, hem dünyada, hem âhirette binler belâ ve elemler netice verdiğini ve öyle gençler ekseriyetle suiistimal ile, israfat ile gelen evhamlı hastalıkla hastahanelere ve taşkınlıklarıyla hapishanelere veya sefalethanelere ve mânevî elemlerden gelen sıkıntılarla meyhanelere düşeceklerini anlamak isterseniz, hastahanelerden ve hapishanelerden ve kabristanlardan sorunuz." (Sözler, On Üçüncü Söz, Birkaç biçare gençlere verilen...)

"Zarara rızasıyla girene merhamet edilmez ve lâyık değildir. Cenâb-ı Hak bizi ve sizi bu zamanın cazibedar fitnesinden kurtarsın ve muhafaza eylesin." (Sözler, On Üçüncü Söz, Birkaç biçare gençlere verilen...)

"Gençlik damarı, akıldan ziyade hissiyatı dinler. His ve heves ise kördür, âkıbeti görmez. Bir dirhem hazır lezzeti, ileride bir batman lezzete tercih eder. Bir dakika intikam lezzeti ile katleder, seksen bin saat hapis elemlerini çeker." (Sözler, On Üçüncü Söz, İkinci Makamın Haşiyesi)

"Gençlerin çok vartaları var ki, en tatlı hayatını en acı ve acınacak bir hayata çeviriyorlar. Ve bilhassa şimalde koca bir devlet, gençlik hevesatını elde ederek, bu asrı fırtınalarıyla sarsıyor." (Sözler, On Üçüncü Söz, İkinci Makamın Haşiyesi)

"Gençlik nimetine istikametle, taatle şükretse, hem ziyadeleşir, hem bâkileşir, hem lezzetlenir. Yoksa hem belâlı olur, hem elemli, gamlı, kâbuslu olur, gider." (Sözler, On Üçüncü Söz, İkinci Makamın Haşiyesi)

"Madem dünyanız ağlıyor ve hayatınız acılaştı. Çalışınız, âhiretiniz dahi ağlamasın ve hayat-ı bâkiyeniz gülsün, tatlılaşsın." (Sözler, On Üçüncü Söz, İkinci Makamın Haşiyesi)

"İnsanın helâl sa’yiyle, meşru dairede gördüğü zevkler, lezzetler, keyfine kâfidir; harama girmeye ihtiyaç bırakmaz." (Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, İkinci Mebhas, Üçüncü Nükte)

"Gençliğe muhabbetin ise, madem Cenâb-ı Hakkın güzel bir nimeti cihetinde sevmişsin. Elbette onu ibadette sarf edersin, sefahette boğdurup öldürmezsin. Öyle ise, o gençlikte kazandığın ibadetler, o fâni gençliğin bâki meyveleridir." (Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf)

"İhtiyarlıkta daha ziyade ibadete muvaffakiyet ve merhamet-i İlâhiyeye daha ziyade liyakat kazandığını düşünürsün. Ehl-i gaflet gibi beş on senelik bir gençlik lezzetine mukabil, elli senede 'Eyvah, gençliğim gitti.' diye teessüf edip gençliğe ağlamayacaksın." (Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf)

"İbadette gençlik kuvvetini sarf etmenin neticesi, dâr-ı saâdette ebedî bir gençliktir." (Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf)

"Madem meşru daire, ruh ve kalb ve nefsin bütün lezzetlerine safâlarına, keyiflerine kâfidir. Gayr-ı meşru daireye girme. Çünkü o dairedeki bir lezzetin bazan bin elemi var." (Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf)

"İşlediğimiz herbir günah, kafamıza giren herbir şüphe, kalb ve ruhumuza yaralar açar." (Lem'alar, İkinci Lem'a, Birinci Nükte)

"Günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra, tâ nur-u imanı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor." (Lem'alar, İkinci Lem'a, Birinci Nükte)

"Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var." (Lem'alar, İkinci Lem'a, Birinci Nükte)

"Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız. Âyâ, Avrupa’nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adâvetten sonra, hangi akılla onların sefahet ve bâtıl efkârlarına ittibâ edip emniyet ediyorsunuz?" (Lem'alar, On Yedinci Lem'a, Beşinci Nota)

"Dünyanın zevki, lezzeti devam etmiyor. Hususan meşru olmazsa, hem devamsız, hem elemli, hem günahlı oluyor." (Lem'alar, Yirmi Beşinci Lem'a, Altıncı Devâ)

"Günahlar, hayat-ı ebediyede daimî hastalıklardır; bu hayat-ı dünyeviyede dahi kalb, vicdan, ruh için mânevî hastalıklardır." (Lem'alar, Yirmi Beşinci Lem'a, Sekizinci Devâ)

"Çok güvendiğim ve ezvâkına meftun olduğum gençlik elveda diyor... Medar-ı ezvak olan gençlik gidiyor; menşe-i ahzân olan ihtiyarlık, yerine geliyor." (Lem'alar, Yirmi Altıncı Lem'a, Sekizinci Rica)

"Gençlik, eğer ehl-i kalb, ehl-i huzur ve aklı başında ve kalbi yerinde bulunan mü’minlerde olsa, ibadete ve hayrâta ve ticaret-i uhreviyeye sarf edilse, en kuvvetli bir vesile-i ticaret ve güzel ve şirin bir vasıta-i hayrattır." (Lem'alar, Yirmi Altıncı Lem'a, Sekizinci Rica)

"Gençlik, vazife-i diniyesini bilip sû-i istimal etmeyenlere, kıymettar, zevkli bir nimet-i İlâhiyedir. Eğer istikamet, iffet, takvâ beraber olmazsa, çok tehlikeleri var; taşkınlıklarıyla saadet-i ebediyesini ve hayat-ı uhreviyesini zedeler." (Lem'alar, Yirmi Altıncı Lem'a, Sekizinci Rica)

"Her şey gibi, elbette gençliğin dahi lezzetleri gidecek. Eğer ibadete ve hayra sarf edilmişse, o gençliğin meyveleri onun yerinde bâki kalıp, hayat-ı ebediyede bir gençlik kazanmasına vesile olur." (Lem'alar, Yirmi Altıncı Lem'a, Sekizinci Rica)

"Kötü hasletler, bâtıl itikadlar, günahlar, bid’alar; manevî kirlerden olduklarını unutmamalıyız." (Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Birinci Nükte)

"Bin mütedeyyin ve Cehennem hapsini her vakit tahattur eden adamların idare ve inzibatı, on namazsız ve itikatsız, yalnız dünyevî hapsi düşünen ve haram-helâl bilmeyen ve kısmen serseriliğe alışan adamlardan daha kolay olduğu çok tecrübelerle görülmüş." (Şualar, On Birinci Şuâ, Birincisi)

"Gençlik hiç şüphe yok ki gidecek. Yaz güze ve kışa yer vermesi ve gündüz akşama ve geceye değişmesi kat’iyetinde, gençlik dahi ihtiyarlığa ve ölüme değişecek." (Şualar, On Birinci Şuâ, Beşinci Mes'ele)

"Eğer o fâni ve geçici gençliğini iffetle hayrata istikamet dairesinde sarf etse, onunla ebedî, bâki bir gençliği kazanacağını bütün semâvî fermanlar müjde veriyorlar." (Şualar, On Birinci Şuâ, Beşinci Mes'ele)

"Gayr-ı meşru dairedeki gençlik keyifleri ve lezzetleri, âhiret mes’uliyetinden ve kabir azabından ve zevâlinden gelen teessüflerden ve günahlardan ve dünyevî mücâzâtlarından başka, aynı lezzet içinde o lezzetten ziyade elemler olduğunu aklı başında her genç tecrübeyle tasdik eder." (Şualar, On Birinci Şuâ, Beşinci Mes'ele)

"Haram sevmekte, bir kıskançlık elemi ve firak elemi ve mukabele görmemek elemi gibi çok ârızalarla o cüz’î lezzet zehirli bir bal hükmüne geçer." (Şualar, On Birinci Şuâ, Beşinci Mes'ele)

"Gençlerin gençliğinin suiistimalinden ve taşkınlıklarından ve gayr-ı meşru keyiflerin cezası olarak gelen tokatlardan eyvahlar ve ağlamalar ve esefler işiteceksin." (Şualar, On Birinci Şuâ, Beşinci Mes'ele)

"Haram dairesindeki bir saat lezzet, bazan bir sene ve on sene hapis cezasını çektirir." (Şualar, On Birinci Şuâ, Beşinci Mes'ele)

"Gençlik nimetine bir şükür olarak, o tatlı nimeti iffette, istikamette sarf etmek lâzım ve elzemdir." (Şualar, On Birinci Şuâ, Beşinci Mes'ele)

"Merak etmeyiniz. Sizin ebedî bir gençliğiniz var, gelecek ve parlak bir hayat ve nihayetsiz bir ömür sizi bekliyor." (Şualar, On Birinci Şuâ, Sekizinci Mes'elenin bir Hülâsası)

"Mâsiyetin mahiyetinde, bilhassa devam ederse, küfür tohumu vardır. Çünkü, o mâsiyete devam eden, ülfet peyda eder, sonra ona âşık ve müptelâ olur. Terkine imkân bulamayacak dereceye gelir." (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)

"En nihayet nedâmet edip terk etmeyenlerin kalbi küsufa tutulur, mahvolur, gider. El-iyâzü Billâh!" (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)

"Cisminin küçüklüğüne bakıp da günahlarını küçük zannetme. Çünkü, kalbin kasâvetinden bir zerre, senin şahsî âleminin bütün yıldızlarını küsufa tutturur." (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)

"Dünyanın gayr-ı meşru lezzetlerine uzatılan ellere zehirli dikenlerin batacağı düşünülsün. Binaenaleyh, o zehirli dünya oklarına bakıp el uzatma. Firâkın elemi, telâki lezzetinden ağırdır." (Mesnevi-i Nuriye, Zeylû'l-Hubâb)

"Lezzetlerin zevâlinden sonra kalan dumanları, günahlarıdır." (Mesnevi-i Nuriye, Katre)

"Yarın seni zillet ve rezaletlere mâruz bırakmakla terk edecek olan dünyanın sefahetini bugün kemâl-i izzet ve şerefle terk edersen, pek aziz ve yüksek olursun." (Mesnevi-i Nuriye, Zerre)

"Helâl-haram demeyip rastgelen şeye saldırmak, adeta mânevî hayatını da zehirler. Daha kalbe ve ruha itaat etmek, o nefse güç gelir, serkeşâne dizginini eline alır. Daha insan ona binemez; o insana biner." (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, İkinci Risale olan İkinci Kısım, Sekizinci Nükte)

"Ona çok hazin teessüf ettirecek. 'Eyvah! Hem gençlik gitti, hem ömür gitti. Hem müflis olarak kabre gidiyorum. Keşke aklımı başıma alsaydım!' dedirecek." (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Altıncı Risale olan Altıncı Kısım)

"Bâtıl şeyleri iyice tasvir, sâfi zihinleri idlâldir." (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri)

"Gaye-i hayal olmazsa veyahut nisyan veya tenâsi edilse, ezhan enelere dönüp etrafında gezerler." (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri)

"Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise mâneviyatta kördür." (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri)

"Dünyada mâsiyetin âkıbeti, ikab-ı uhrevîye delildir." (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri)

"Sıkıntı sefahetin muallimidir. Yeis dalâlet-i fikrin, zulmet-i kalb ruh sıkıntısının menbaıdır." (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri)

"Erkekler hevâ ve hevesle kadınlaşırsa, kadınlar da nâşizelikle erkekleşir." (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri)

"En bedbaht, en muztarip, en sıkıntılı, işsiz adamdır. Zira, atâlet ademin biraderzadesidir. Sa’y, vücudun hayatı ve hayatın yakazasıdır." (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri)

"Elemli, karanlıklı, tahassürlü bir dirhem zevki, aynı yerde yüz derece ziyade daimî, elemsiz bir zevke, sefahetle tercih edenler, aksi maksutlarıyla aynı zevkte elîm elemleri alır." (Kastamonu Lahikası, 71.Mektup)

"Mümkün oldukça nâmahreme nazar etme. Çünkü rivayet var: İmam-ı Şâfiî’nin (r.a.) dediği gibi, haram nazar, nisyan verir." (Kastamonu Lahikası, 91.Mektup)

"Ehl-i İslâmda, nazar-ı haram ziyadeleştikçe, hevesat-ı nefsaniye heyecana gelip, vücudunda su-i istimalâtla israfa girer. Haftada birkaç defa gusle mecbur olur. Ondan, tıbben kuvve-i hâfızasına zaaf gelir." (Kastamonu Lahikası, 91.Mektup)

"Haramın terki vaciptir." (Kastamonu Lâhikası, 103.Mektup)

"Sizler baktınız, günahlardan başka ne kazandınız? Ben bakmadım, ne kaybettim?" (Kastamonu Lahikası, 129.Mektup)

"Bu acip asırda dehşetli bir aşılamak ve şırıngayla hem hakikî, hem mecazî iki nefs-i emmâre ittifak edip öyle seyyiata, öyle günahlara severek giriyor. Kâinatı hiddete getiriyor." (Kastamonu Lahikası, 148.Mektup)

"Bu zamanlarda öyle günahlar, zulümler oluyor ki, rahmet istemeye yüzümüz kalmıyor, mâsum hayvanlar da azap çekerler." (Emirdağ Lâhikası-I, 14.Mektup)

"Malda ve rızıkta hilelerle suistimâl ile, rüşvetle çok haram karıştığı ve ekinciler kendi malına hakkıyla sahip olmadığı ve on adamdan iki-üçü tam rahmete müstahak ise, ekincilerin malından istifade edenlerden beş-altısı ya zulümle, haram karıştırmakla, ya şükürsüzlükle rahmete istihkakını kaybediyor." (Emirdağ Lâhikası-I, 14.Mektup)

"Büyük günahları serbest işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, o imandan hissesi olmadığına delildir." (Emirdağ Lâhikası-I, 151.Mektup)

"Büyük bir hasene ve iyilik, çok günahlara keffaret olur." (Emirdağ Lâhikası-I, 152.Mektup)

"Nurun mesleği, hakikat ve sünnet-i seniye ve feraize dikkat ve büyük günahlardan çekinmek esastır." (Emirdağ Lâhikası-I, 185.Mektup)

"Lüzumsuz, geçici ve günahlı zevklerin âkıbeti, elemler ve teessüfler olmasından istemiyorum." (Emirdağ Lahikası-I, 204. Mektup)

"Medeniyet-i garbiye-i hâzıra, semavî dinleri tam dinlemediği için, beşeri hem fakir edip ihtiyacatı ziyadeleştirmiş. İktisat ve kanaat esasını bozup israf ve hırs ve tamahı ziyadeleştirmeye, zulüm ve harama yol açmış." (Emirdağ Lâhikası-II, 74.Mektup)

"Âkıbeti görmeyen, bir dirhem hazır lezzeti ileride bir batman lezzetlere tercih eden hissiyat-ı insaniye akıl ve fikre galebe ettiğinden, ehl-i sefaheti sefahetten kurtarmanın çare-i yegânesi, aynı lezzetinde elemi gösterip hissini mağlûp etmektir." (Hutbe-i Şâmiye)

"Sefahet ve rezaletteki hürriyet, hürriyet değildir. Belki hayvanlıktır, şeytanın istibdadıdır. Nefs-i emmâreye esir olmaktır." (Münâzarat)

"Bir sünnet yüzünden yüz günaha girilmez." (Hanımlar Rehberi)

"Vâcibin mukaddemesi vâcip, haramın mukaddemesi haramdır." (İşaratü'l-İ'caz, Bakara Sûresi, 28.Âyetin tefsiri)

"Fısk ve sefahet yolu ise hattâ fâsıkın itirafıyla dahi menfaatsiz olduğu halde, ondan dokuz ihtimalle şekavet-i ebediye helâketi bulunduğu, icmâ ve tevatür derecesinde hadsiz ehl-i ihtisasın ve müşahedenin şehadetiyle sabittir ve ehl-i zevkin ve keşfin ihbaratıyla muhakkaktır." (Sözler, Üçüncü Söz)

Okunma sayısı : 17.817
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...