"Nefsim her fenalığı ister. Fakat şu fâni dünyada, şu muvakkat misafirhanede, ihtiyarlık zamanında, kısa bir ömürde, az bir lezzet için..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Ben nefsimi tebrie etmiyorum. Nefsim her fenalığı ister. Fakat şu fâni dünyada, şu muvakkat misafirhanede, ihtiyarlık zamanında, kısa bir ömürde, az bir lezzet için, ebedî, daimî hayatını ve saadet-i ebediyesini berbat etmek, ehl-i aklın kârı değil. Ehl-i aklın ve zişuurun kârı olmadığından, nefs-i emmârem ister istemez akla tâbi olmuştur." (Mektubat, On Altıncı Mektup, Dördüncü Nokta)
Öncelikle nefsimizi tanımamız gerekiyor. Nefis tanınmadan ve mahiyeti bilinmeden nefsi terbiye etmek mümkün değildir. Nefsin mahiyetinin ne olduğunu en güzel ve veciz bir şekilde bize tarif eden aşağıdaki şu ayet ve hadis-i şeriiftir:
"Doğrusu, ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü Rabbimin merhamet edip korudukları hariç, nefis daima fenalığı ister, kötülüğe sevkeder. Doğrusu Rabbim gafurdur, rahimdir (affı ve merhameti boldur).” (Yusuf, 12/53)
اَعْدٰى عَدُوِّكَ نَفْسُكَ الَّتِى بَيْنَ جَنْبَيْكَ mana-yı şerifi: “Senin en zararlı düşmanın, nefsindir.”(1) hadisinin bir nüktesidir. (Lem'alar, Yirmi Sekizinci Lem'a, Yirmi Yedinci Nükte)
Görüldüğü üzere nefis daima kötülüğü emreden ve her türlü fenalığın kaynağı ve menbaı olan azılı bir düşmandır. Nefsin bu özelliğini bilip anladıktan sonra, nefsi terbiye etmek daha kolay ve sağlam olacaktır.
Nefsi terbiye edip eğitmenin en birinci kaidesi; nefsi temize çıkarmamak, onu tebrie ederek savunmamaktır. Şayet birisi nefsini temize çıkarıp onu her daim savunuyor ise, nefsin esiri ve kölesi olmuş demektir. Bu yüzden Üstadımız ilk aşamada "nefsimi tebrie edip temize çıkarmam" diyerek işe başlıyor.
Bizim ebedi saadetimiz olan ahiretin birinci düşmanı nefistir. Nefis materyalist ve dünyaperest olduğu için her daim dünyaya ve dünya menfaatlerine değer verir. Ahireti ya inkar eder ya uzak görür ya da görmezden gelir. Oysa dünya lezzetleri ve menfaatleri, Üstadımızın da ifade ettiği gibi gayet kısa, anlık, fani ve yokluğa mahkum değersiz şeylerdir.
Akıllı bir insan daimi ve ebedi olanı bırakıp, ani ve fani olana tabi olarak kendini riske atmaz. Akıl, kalp ve ruh bunların şuurunda ve idrakinde olduktan sonra nefis buna tabi olmak zorunda kalacaktır.
Nefis ne istediğini bilmeyen, gözleri sadece anlık lezzet ve menfaatleri gören, istikbalini düşünmeyen, muhakeme yeteneğinden yoksun cahil ve kör bir özelliğe sahip. Bu özellikteki nefsin yularını nurlanmış akla ve kalbe vermeyip, onun peşine düşenler helak olmaya namzettir.
1) el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1/143; Gazâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn, 3/4.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü