"Hatta vahyin bir kâtibi, ... 'Acaba bana da mı vahiy gelmiş?' zannında bulunmuş." ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İşte, Kur’ân, hilkat-i insanın o acip, garip, bedî, muntazam, mevzun etvârını öyle âyine-misal bir tarzda zikredip tertip ediyor ki, فَتَبَارَكَ اللّٰهُ اَحْسَنُ الْخَالِقِينَ içinde kendi kendine görünüyor ve kendini dedirttiriyor. Hatta, vahyin bir kâtibi, şu ayeti yazarken, daha şu kelime gelmezden evvel şu kelimeyi söylemiştir. 'Acaba bana da mı vahiy gelmiş?' zannında bulunmuş. Halbuki, evvelki kelamın kemal-i nizam ve şeffafiyetidir ve insicamıdır ki, o kelam gelmeden kendini göstermiştir." (Sözler, 25. Söz, İkinci Şule, İkinci Nur, Dördüncü Nükte-i Belâğat)

Kur'an, insanın yaratılışındaki şaşırtıcı, garip, eşsiz, düzenli ve ölçülü hallerini âdeta bir ayna gibi yansıtarak, bu yaratılışın mükemmelliğini gözler önüne seriyor.

"Yaratanların en güzeli olan Allah ne yücedir!" (Fetebârakallahu ahsenü'l-hâlikîn):

Kur'an'ın bu anlatımı o kadar güçlü ve etkileyici ki, ayeti okuyan kişi veya dinleyen, yaratılışın mükemmelliğini kendi içinde hissederek bu ayeti (Fetebârakallahu ahsenü'l-hâlikîn) kendiliğinden söyleme ihtiyacı duyuyor. Yani ayet bu duyguyu otomatik olarak ortaya çıkarıyor.

Hatta vahiy katiplerinden biri, ayetin son kelimesi (Fetebârakallahu ahsenü'l-hâlikîn) daha kendisine Hz. Peygamber Efendimiz (asm) tarafından kendisine söylenmeden, önceki kelimelerin mükemmel akışı ve düzeni sayesinde bu kelimeyi kendi kendine söylemiş, yazmış. Bu duruma şaşırarak "Acaba bana da mı vahiy geldi?" diye düşünmüş.

Bu olay, vahyin katibinin vahiy almasından değil, ayetin önceki kısmının kusursuz düzeninden, şeffaflığından ve ahenkli yapısından kaynaklanıyor. Ayetin kendisi, sonraki kelimeyi âdeta zorunlu kılıyor ve gösteriyor.

Kısacası Kur'an'ın kelimelerinin ve cümlelerinin bir araya gelişindeki sanatsal mükemmelliğin, ayetin anlamını o kadar net ve güçlü bir şekilde ortaya koyduğunu, hatta okuyucu veya yazanın, henüz vahyedilmeyen kelimeyi bile hissederek söyleyebilecek kadar etkileyici olduğunu anlatmaktadır. Bu durum, Kur'an'ın lafzının ve manasının bir mucizesi olarak sunulmaktadır.

Bu hikâyenin aslı şudur:

Abdullah b. Ebi Sarh adında bir kimse bazen vahyin kâtipliğini yapıyordu. Bir gün Muminun Suresinin 12-14. ayetlerini yazıyordu.

- Ayetlerin mealleri şöyledir:

“Şu bir gerçektir ki, biz insanı süzme çamurdan yaratırız. Sonra onu nutfe (sperm) halinde sağlam bir yere yerleştiririz. Sonra nutfeyi alakaya (yapışkan döllenmiş hücreye), alakayı mudgaya (bir çiğnemlik et görünümündeki varlığa), mudgayı kemiklere dönüştürür, sonra da kemiklere et giydirip, derken yeni bir yaratılışa mazhar ederiz. İşte bak da Allah’ın ne mükemmel bir yaratan olduğunu düşün.” (Mu'minun, 23/12-14)

Hz. Peygamber (a.s.m) “derken yeni bir yaratılışa mazhar ederiz” cümlesine geldiğinde, Abdullah b. Ebi Sarh “İşte bak da Allah’ın ne mükemmel bir yaratan olduğunu düşün” mealindeki ifadeyi seslendirdi. Hz. Peygamber (a.s.m), “inen vahiy de öyledir” buyurdu. Bunun üzerine adam içinden: “Eğer Muhammed (a.s.m)’e vahiy geliyorsa, işte bana da geldi, öyleyse ben de peygamberim.” dedi ve dinden dönerek Mekke’ye kaçtı. Sonra, yanlışını anladı, Hz. Peygamber (a.s.m) vefat etmeden önce iman edip iyi bir Müslüman oldu. Kâfir olarak öldüğünü söyleyen de vardır. (krş Razî, Alusî, ilgili ayetlerin tefsiri)

- Bu konuda değişik rivayetler vardır. Bir rivayete göre, bu olayın kahramanı Hz. Muaz b. Cebel’dir. Olayı Hz. Zeyd b. Sabit anlatıyor; Hz. Peygamber (a.s.m) bana bu ayetleri yazdırıyordu. Bu son kısmına geldiğimizde orada bulunan Muaz; “İşte bak da Allah’ın ne mükemmel bir yaratan olduğunu düşün.” mealindeki ifadeyi seslendirdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (asm) tebessüm buyurdu. Muaz “Niçin güldünüz?” diye sorunca da “Vahiy de aynen öyle indi / ayet bununla bitti de ondan güldüm.” diye buyurdu. (Alusî, a.g.y)

- Diğer bir rivayete göre, olayın kahramanı Hz. Ömer’dir. Hz. Enes’in bildirdiğine göre, Hz. Ömer, bununla iftihar ediyordu. “Benim düşüncemin Rabbimin vahyine tevafuk ettiği 3-4 yerden birisi de bu ayettir.” derdi. (Razî, Alusî, a.g.y)

- İslam âlimlerinin de belirttiği gibi, aslında bu tevafuk (bu insanların vahiyden önce ona uygun bir cümle söylemeleri), Kur’an’ın güzel ifade akışından kendini göstermiştir. Kur’an’ın gerek ifade ettiği insanın yaratılış safhalarının hârikalığı, gerekse o haşmet dolu manaya giydirdiği harika ifadeler ve eşsiz sözcükler, bilenlere “Allah ne yücedir!” dedirtir. Kim söylerse söylesin, bu gerçeği ilk defa duyan o zatlar, aynen bunu söylemişlerdir. Ayetin metni “fe tebarekellah...”dır. Bu da hayret ve şaşkınlığı, hayranlığı ilan eden “Allah ne yücedir!” sözcülüğüyle ifade edilir.

- Demek ki, o zatlara vahiy gelmemiş, o esnada devam eden vahyin parlak ifadeleri, şeffaf edebî üslubun dürbününden ayetin son cümlesini görmüşlerdir. (bk. İbnu Ebi Sarh'ın kendisine vahiy geldiğini iddia etmesi doğru mudur?)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

artiha

Bazen ifadeler o denli iktiza eder ki alternatifi olmaz. Bu tür durumlarda edebiyat ve saire sanatların geçerliliği yok. Kısa kesmek veya belagat gibi nedenlerle ifade kullanılır

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...