"Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın bidayet-i vahiydeki telaşı,.." Buradaki "telaşı" nasıl anlayabiliriz?
Değerli Kardeşimiz;
"Hem Kur'ân-ı Hakîm vahye istinad ediyor ve vahiydir. Çünkü Kur'ân'ı nâzil eden Zât-ı Zülcelâl, mucizât-ı Ahmediye (a.s.m.) ile Kur'ân vahiy olduğunu gösterir, ispat eder. Ve nazil olan Kur'ân dahi, üstündeki i'câz ile gösterir ki, Arştan geliyor. Ve münzel-i aleyh olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın bidayet-i vahiydeki telaşı ve nüzul-ü vahiy vaktindeki vaziyet-i bihuşu ve herkesten ziyade Kur'ân'a karşı ihlas ve hürmeti gösteriyor ki, vahiy olup ezelden geliyor, ona misafir oluyor." (Mektubat, On Dokuzuncu Mektup, On Sekizinci İşaret.)
"Telaş"ı iki şekilde anlamak mümkün: Birisi, vahyin ilk gelişinde Peygamber Efendimiz (asm)'de bir ürperme, telaş ve irkilme hali oluyor, vahye alıştıkça bu hâl gidiyor. Bu da gösteriyor ki, vahiy Peygamber Efendimiz (asm)'in -haşa- kendi uydurması değildir. Çünkü insanın kendi uydurduğu bir sözden irkilmesi ve ürpermesi mümkün değildir. İnsan ancak haricî ve kendini aşan bir durumdan dolayı ürperir ve irkilir. Vahiy de ona böyle bir ürperme ve telaş hali veriyordu.
İkincisi, Allah’ın sözünü dinlemek kendisine bir nevi heyecan ve korku verdiğinden, Resulullah Efendimizin (asm) vahiy esnasında bazen buhranlı anlar geçirdiğine şahit olunmuştur. Hz. Peygamber (asm)’in vahiy esnasında vücudu titrer, yüzünün rengi değişirdi. Vahiy esnasında en soğuk günlerde bile alnı terler, nefes alırken horultuya benzer bir ses çıkarırdı. Onun (asm) yanında bulunanlar bile vahyin tesiri altında kalırlardı.
Bu hususta şu haberler nakledilmektedir: Hz. Aişe radıyallahu anha şöyle anlatır:
"Rasulullah’ı soğuğu pek şiddetli bir günde kendisine vahiy nazil olurken gördüm. İşte öyle soğuk bir günde bile kendisinden o hâl geçtiği vakitte şakaklarından şıpır şıpır ter akardı." (bk. Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 1)
" 'Keşke ben Rasulullah’ı, kendisine vahiy inerken görebilseydim!' diye merak eden Ya’la b. Ümeyye, bir gün vahiy esnasında, Hz. Ömer (ra)’in işaretiyle Hz. Peygamber (asm)’e yaklaşmış, onu örtmekte olan örtünün içine başını sokmuş ve Efendimiz (asm)'i, yüzü kızarmış, uyuyan kimsenin gidip gelen nefesi gibi solurken görmüştü." (bk. Buhârî, Fedâilü’l-Kur’an, 2; Müslim, Hac, 1)
"Mâide suresi, Peygamberimiz (asm) devesi üzerinde iken nazil olmaya başlamıştı. Olayın manevi ağırlığına tahammül edemeyen deve çökmüş, Rasulullah (asm) da deveden inmek zorunda kalmıştı." (bk. Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned, II, 176)
Zeyd b. Sâbit şöyle diyor:
"Bir gün Hz. Peygamber (asm)’in yanında bulunuyordum. Kalabalık sebebiyle, (diz çökmüş olarak oturduğumuzdan) Hz. Peygamber (asm)’in dizi, dizimin üzerinde idi. Birden onu vahiy hâli yakaladı, baldır kemiğimi kıracak kadar bir ağırlık hissettim. Vallahi yanımdaki Rasulullah (asm) olmasaydı, acıdan çığlıkla haykırır, bacağımı çekerdim." (bk. Ebû Dâvûd, Cihad, 20; Ahmed b. Hanbel, a.g.e., V, 190,191)
"Hz. Ömer (ra)’den nakledilen bir habere göre, vahiy esnasında Peygamberimiz (asm)'in yanında bulunanlar bazen arı uğultusuna benzer bir ses işitirlerdi." (bk. Tirmizî, Tefsiru’l-Kur’an, 24; Ahmed b. Hanbel, a.g.e., I, 34)
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü