"İ’lem Eyyühe’l-Aziz! Zâhir ile bâtın arasında müşabehet varsa da hakikate bakılırsa aralarında büyük uzaklık vardır..." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem Eyyühe’l-Aziz! Zâhir ile bâtın arasında müşabehet varsa da, hakikate bakılırsa aralarında büyük uzaklık vardır."

"Meselâ: Âmiyâne olan tevhid-i zâhirî, hiçbir şeyi Allah’ın gayrisine isnad etmemekten ibarettir. Böyle bir nefiy, sehl ve basittir. Ehl-i hakikatın hakikî tevhidleri ise, her şeyi Cenab-ı Hakk’a isnad etmekle beraber, her şeyin üstünde bulunan mührünü, sikkesini görüp okumaktan ibarettir. Bu, huzuru isbat, gafleti nefyeder."(1)

Bu ders, Yirmi İkinci Söz’ün İkinci Makamının Birinci Lem’ası’nın çekirdeği gibidir.

Bu derste zâhir ve bâtın kelimeleri, “tevhid-i zâhirî” ve “tevhid-i hakikî” manasında kullanılmış bulunuyor. Buna göre bunlar arasındaki müşabehet (benzerlik) her ikisinin de tevhidi ifade etmesidir. Yani, her ikisinde de “lâ ilahe illallah” denilmekte, Allah’tan başka hak Ma’bud olmadığına inanılmaktadır. Ancak, birincisi âmiyanedir. İlim tahsil etmemiş böyle bir âmi insan da “hiçbir şeyi Allah’ın gayrisine isnad etmemek”le birlikte, yanlış düşüncelere kaymaya ve şüphelere düşmeye bir derece açıktır.

Yirmi İkinci Söz’de bu konu işlenirken, bir temsil getirilir ve “Böyle âmi bir adamın nezâretinde çok hırsızlık olabilir. Parçalarına çok adamlar sahip çıkabilir.” ifadesi kullanılır.

Bütün batıl inançlar temsildeki hırsızlardandır. Meselâ, Hristiyan’ların teslis inancı en büyük bir hırsızlıktır. Hz. Meryem’e ve Hz. İsa (as.)’ya uluhiyet vermekle tevhid inancından sapmış, bir nevi hırsızlık yapmışlardır. Bazılarının, Allah’ı sadece hayırların yaratıcısı olarak kabul edip, şerlerin yaratılışını başkalara isnat etmeleri de bir başka hırsızlıktır.

O âmi insan, her varlık üzerindeki tevhid mühürlerini okuyamadığı için, bu gibi yanlış fikirlere yahut batıl inançlara kapılma tehlikesine maruzdur. Ama okuma bilen kişi bu kâinatı bir tek saray yahut tek bir fabrika gibi değerlendirir ve ondan çıkan mahsuller üzerindeki şu mührü rahatlıkla okur: “Her şey her şeyle bağlıdır. Her şeyi yapamayan bir şeyi de yapamaz.”

“Bu, huzuru isbat, gafleti nefyeder.”

İnsan bu kâinattaki hangi varlığa baksa, gözüne de baksa Güneş'e de baksa, yaprağa da baksa, çiçeğe de baksa, denize de aya da yıldıza da baksa, bunları ancak Allah’ın yaratabileceğini hemen anlar; kendini Allah’ın harika eserlerini tefekkür mevkiinde görür. Bu ise, bir huzur halidir. İnsanı, düşünmeden yaşama gafletinden uzak tutar.

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...