İman ve Kur'an hakikatlerini neden sokakta tebliğ etmiyoruz da medreseye gelenlere anlatmakla yetiniyoruz?
- Diğer cemaatlere baktığımızda kapı kapı gezip tebliğde bulunuyorlar. Hatta benim iş yerime bile gelip nasihatte bulundular. Bizim Nur cemaatindeki Vakıf abilerimiz sadece medresede hizmet ediyorlar. Dışarıda tebliğde çok pasifmişiz gibime geliyor.
- Üstadımız Bediüzzaman Hz. her yere bu hizmetleri yaymak için canını ortaya koymuş. Mesela yurt dışından medrese açıp oralardan gelen vakıf abiler oralardaki tebliğlerini anlatıyorlar ağzımız açık kalıyor. Hristiyan okulları, kabileleri vs herkese tebliğde bulunmuşlar. Âmâ iş Türkiye'ye gelince herkes kabuğuna çekiliyor. Acaba sünnete ve Üstadımızın tarzına uygun mu?
- Üstadımız “Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evladım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum.” (diyor.) Bizler alevlerde yanan insanlara mı öncelik vereceğiz, yoksa sadece medreseye gelmiş az çok ibadetlerini yapan insanlara mı? - Bazı ağabeylere bakıyoruz sohbetlerinde madde bağımlılarıyla bile uğraşıyor. Yani yoğun bakımdaki hastalarla uğraşıyor.
Değerli Kardeşimiz;
Düşünce ve kanaatinizde fevkalade haklısınız. Allah bütün dinleri, peygamberleri ve kitapları tebliğ için göndermiştir. Tebliğ ise kul ile Allah arasındaki münasebeti kurmaktır. Üstad'ımız da tebliğin farz olan bu hususiyeti itibariyle gerek Eski Said ve gerekse de Yeni Said döneminde bu amaca kuvvet vermiş, ömrü boyunca hizmette ve davada gayretle çalışmıştır. Hapishanede dahi fiilen gitme imkânının olmadığı zamanlarda dua etmiş, insanların kurtulması için ilticayı ihmal etmemiştir. Yani durum ve şartlara göre elinden ne geliyorsa onu mutlaka yapmıştır.
Bizler de Üstad'ımızın bu gayret ve cehdine binaen tebliğde azami gayret ve ciddiyetle çalışmalıyız. Hatta dünyada tebliğ edecek insanlar kalmasa dahi "Acaba uzayda ihtiyaç var mı?" diye düşünmemiz icap eder.
Tebliğ; namaz gibi oruç gibi farz olan fakat vakti saati ve nispeti belli olmayan ve herkesin hayatı boyunca yapması icap eden bir manevi cihattır. Bu böyle olmakla beraber insanlar sınıf sınıftır. Cihat da kategori kategoridir. Aynen ordudaki sınıfların ve birimlerin vazifeleri ve mesaileri gibi. Herkes komando olamaz, herkes havacı da olamaz. Ordu kendine ait lazım olan bütün sınıflardan ibarettir. Önemli olan hangi askeri ve kabiliyeti nerede kullanacağımızdır.
Aynen öyle de İslam’a ve davamıza hizmet sınıf sınıftır. Bu sınıflara göre insanların cihat anlayışı ve mesaisi ona göre farklılık arz eder. Camiamızda bazı yetenekler vardır ki komando veya piyade gibi en yüksek bir ceht ve gayretle manevi mücahedesini sürdürürken, bazıları da ordudaki levazım ve personel gibi ibadet, dua, evrat ve zikir merkezli vazifeler ifa ederler. Önemli olan ehli hizmetin kabiliyet ve yeteneğine göre cihatta adaletli bir vazife taksimi yapmaktır. Üstad'ımız bu sebeple camiayı talebeler, kardeşler ve dostlar diye tasnif etmiş ve tamamını Nur camiası olarak nazara vermiştir. Ölçü ve tebliğdeki sistem ve yol budur.
Burada dikkat edilecek konu; sınıf ve kategori farklılığından dolayı, bütün insanlığın Nurlardan istifade edebilmesi için, ihtiyaç ve zamana göre değişik usul ve tarzlarda hizmeti tasnif ederek mücahede ve tebliğ hizmetini yapanlar; birbirleriyle muhabbetkarane ve uhuvvetkarane geçinmelidirler. Birbirlerini tenkit etmemelidirler. "Sadece benim yaptığım iş ve hizmet doğrudur diğerleri yanlıştır." zehabına kapılmamalıdırlar. Çünkü her türlü hizmet tarzının ve usulünün yeri vardır ve onlara ihtiyaç vardır.
Her birinin de kendi yerinde ve alanında rüçhaniyeti olur. Bu sebeple tüm camiamızın anayasası; "Gayede ittihat lazımdır, vesilede ittihat lazım olmadığı gibi caiz de değildir." Ancak tembellik ve tenperverlik umumi bir hastalıktır. Kardeşlerimiz hangi vasıfta, çapta ve sınıfta hizmet ifa ederse etsin; tembellik müdafaa edilemez; zira bu insan ve mesai israfıdır. Bu hususta hizmet kadrosu olarak bizler vazife taksimi yaparak, kardeşlerimizin hizmet hayatlarını atalete uğratmama adına, onların kendi insafına ve inisiyatifine bırakmamak gerekir. Her bir yönetim kurulumuz ve birimimiz çalışma prensipleri, mesai disiplini ve müfredat takibi ile tebliğ ve cehdimizi en yüksek seviyeye çıkartma adına planlamalar ve programlarla kurumsal tarzda faaliyetlerimizi sürdürmemiz gerekir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
"Diğer cemaatlere baktığımızda kapı kapı gezip tebliğde bulunuyorlar. Hatta benim iş yerime bile gelip nasihatte bulundular."
Peki bu doğal mı? Durduk yere, sebepsiz birden biri tebliğ ediyorsa, o bence etkili olmaz, sunî olabilir.
Ata ot, ite et vermek prensibi gereği ihtiyaç olmalı.
Mesela bir grup insan arabaların özelliği hakkında konuşsun. Orada biri çıkıp, birden" Allah var, şöyle böyle" veya "O arabaların nasıl bir ustası varsa, kainatın da ustası var"
Bu gibi ifadeler aslında konu değiştirmek olur. O zaman sürekli her konudan maneviyata bağlamak da anlamsız oluyor.
Arabalardan konuşulur, konunun akışına göre, konu öyle bir doğallıkla maneviyata gelirki, o zaman Allahtan bahsetmek anlamlı olur.
Daldan dala atlamak değil, konunun doğal akışının içinden ihtiyaç varsa dine bağlamak güzel olabilir.
Siyak Sibak uyumu gibi.