Üstad'ın veya Nurların tenkit edildiği ortamlarda nasıl davranmalı?

Soru Detayı

- Bu insanlarla münakaşa edilmeli mi? Ya da bütün bütün sessiz mı kalınmalı? Müsbet hareket düsturunu kırmadan, ihlas ve samimiyet'i zedelemeden böyle bir durumda nasıl davranmamız gerekir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Risale-i Nur talebesinin böyle durumlardaki tavrı, bir müdafaa psikolojisinden ziyade bir temsil ve irşad hâli olmalıdır. Üstad Bediüzzaman’ın hayatı boyunca uyguladığı ve talebelerine miras bıraktığı müsbet hareket prensibi, bu tür durumlarda en büyük rehberdir.

  • Münakaşadan Kesinlikle Kaçınmak

Risale-i Nur’da münakaşa, ihlası zedeleyen ve hakikatin görünmesini engelleyen bir engel olarak tarif edilir. Haklı dahi olsanız münakaşaya girmemek esastır. Çünkü:

Münakaşa; galebe çalma hissini ve enaniyeti uyandırır. Karşı tarafın damarına basıldığında, hakikati kabul edeceği varsa da inadından reddeder. Kalp kırılırsa, o kalbe hakikat nuru girmez.

  • "Lisanıhâl" ile Cevap Vermek

Biri tenkit ediyorsa, ona en güzel cevap Risale-i Nur’un üzerinizde bıraktığı güzel ahlakı göstermektir. Sükunet, nezaket ve vakarlı bir duruş, bin kelimeden daha etkilidir. Sizin kızmamanız ve sarsılmamanız, karşınızdakinin saldırganlığını kıracak en büyük silahtır.

  • Bilgi Seviyesine ve Niyete Göre Davranmak

Her tenkit edene aynı şekilde yaklaşılmaz: Eğer kişi gerçekten bilmediği için tenkit ediyorsa, nazikçe ve "Siz bilirsiniz ki..." veya "Şöyle bir bakış açısı da var..." diyerek yumuşak bir üslupla izah edilebilir.

Eğer amacı sadece saldırmak ve huzursuzluk çıkarmaksa, orada "Selamün Aleyküm" deyip sessizce uzaklaşmak veya konuyu değiştirmek en büyük cevaptır. Bu, korkaklık değil, davanın izzetini korumaktır.

  • Müsbet Hareket Düsturu

Üstad'ın vefatından önce verdiği son derste vurguladığı gibi:

"Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfi hareket değildir..." (bk. Emirdağ Lahikası-II, 151. Mektup)

Başkalarının yanlışlarını kurcalamak yerine, kendi doğrularımızı yaşamakla mükellefiz.

Tenkit edenlere karşı kalben adavet beslememek, "Belki bilmiyorlar." diyerek şefkatle bakmak gerekir.

  • Ne Zaman Konuşmalı?

Zemin müsaitse, karşınızdaki sizi dinlemeye niyetliyse ve kalbinizde bir öfke hissetmiyorsanız konuşun. Ancak konuşurken "Ben haklıyım." demek için değil, "Bu hakikatten o da istifade etsin." niyetiyle ve ihlasla konuşun. Eğer içinizde bir üstünlük kurma arzusu uyanırsa hemen susun / susturun.

Özetle: Sessiz kalmak her zaman mağlubiyet değildir; bazen en büyük vakardır. Ancak bu sessizlik, eziklikten değil, hakikate olan güvenden ve karşıdakine duyulan şefkatten kaynaklanmalıdır. Kur'an'ın ifadesiyle;

"...Cahiller onlara laf attığında 'Selam' derler (geçerler)." (bk. Furkan, 25/63)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 246
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Kullanıcı

“Münakaşadan kesinlikle kaçınmak” ifadesi mutlaklaştırıyorsunuz

· Münakaşa burada cedelleşme anlamındaysa, inatlaşma ise evet kaçınmalı, fayda vermez.Eğer  ilmi tartışma ise fayda verir. Cevapta bu ayrım açıkça belirtilmemiş. Eleştirinin mahiyeti (ilmi eleştiri vs. kişisel saldırı) ayrıştırılırsa daha incelikli bir çerçeve olurdu. 

Her münakaşa eden, itiraz eden zıtlaşmak için etmez. Her eleştiri, münakaşa olumsuz değildir. 

Yapıcı olan da vardır.

Bunu da detaylandırsanız iyi olurdu. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Kullanıcı

MÜNAKAŞA BUDUR

Bir zaman bir arkadaşım cemaat ortamına gidince bir konu hakkında soru sormuş
O da sorulan soruya cevabını almış
Sonra yine bazı yerlere itiraz edince
Gelen cevap şu olmuş
Sen cevabını almadın mı, mat oldun hala soruyorsun, demiş. 
O kişi de bir daha cemaate gelmemiş.

“Mat oldun” (mat etmek satranç terimidir; rakibi şah mat etmek = tartışmada susturmak, çaresiz bırakmak) ifadesi, burada son derece problemli bir iletişim dilini gösterir:

· Soru sorma eylemini bir mücadele/savaş olarak gören bir zihniyet
· Amacın hakikati birlikte aramak değil, karşı tarafı susturmak olduğu bir anlayış
· Soru soran kişiye hasım muamelesi yapılması

Bu yaklaşım, daha önce analizini yaptığımız metindeki “münakaşadan (cedelden) kaçınmak” ilkesinin tamamen zıddına bir uygulamadır. Orada “münakaşa enaniyeti uyandırır, kalp kırılırsa o kalbe hakikat girmez” deniyordu. Burada ise bizzat cemaat temsilcisi münakaşacı bir dil kullanarak muhatabın kalbini kırmış, hakikatin girişini engellemiştir.

Sağlıklı bir cemaat/dini grup kültüründe soru sorma:

Olması Gereken Bu Olayda Olan
Hakikati arama vesilesi Sorgulayanı susturma aracı
İlmi münazara zemini Otoriteyi tahkim etme aracı
Soruyu soranın değerli görülmesi Soruyu soranın “mağlup edilmesi gereken” görülmesi
“Anlamadım, tekrar eder misiniz?” denebilmesi “Cevabını aldın, neden hâlâ soruyorsun?” denmesi

Arkadaşınızın itirazları veya ek soruları, muhtemelen verilen cevabın onu tatmin etmemesinden kaynaklanıyordu. Normal bir eğitim ortamında bu, “Hangi noktayı anlatamadık?” sorusunu doğurur. Burada ise soru soranın niyeti sorgulanmış ve dışlanmıştır. 

 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...