Block title
Block content

İstişare nedir? Meşveret heyeti nasıl kurulur? Genel ve geniş bilgiler verir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Bir millet, istişare ettiği müddetçe; zillete düşmez.” (1)

Meşveret, müdavele-i efkâr suretinde nizasız mübahese etmektir. Yani, yapılacak işler hususunda, ehil olan kişilere danışmak, onlardan görüş almaktır. Şûra ve İstişare kelimeleri de aynı anlamda kullanılır. (bk. Lem'alar, s. 106)

İstişare, kelime olarak "işaret" kökünden gelir, işaret istemek manasına gelir. Müsteşir, işaret isteyen demektir, müsteşar da kendisinden işaret istenen kimse demektir. İşareti burada fikir, nasihat olarak anlarsak, istişarenin bir fikir danışma, nasihat isteme ameliyesi olduğunu anlarız. Meşveret bir emri ilahi ve bir hükm-ü Kur’andır.

"Müslümanların hayat-ı içtimaiye-i İslamiyyedeki saadetlerinin anahtarı meşveret-i şeriyyedir."(2)

Meşverete uygun hareket etmekle bir Müslüman, hususan Nur talebesi manevi mesuliyetten kurtulabilir.

Meşveret, hak ve hakikati ortaya koyma ve mevcut şartlar içinde yapılması gerekeni en isabetli şekilde belirleme imkânı verir. Kendisiyle Meşveret edilenlere, değer verildiğini gösterir. Onların kalplerini hoşnut eder, işin beraberce yürütülmesini sağlar.

Keza meşvereti kabul edip tabi olmak manevi bir mertebe iktisabıdır. Böyle bir nimetten mahrum kalınmamalıdır.

1. Kur’an-ı Kerim, ehemmiyetine binaen insanlık tarihi kadar eskiliğini göstermek sadedinde Hz. Süleyman’ın mektubu üzerine, takip edilecek siyasetin tesbiti maksadıyla yakınlarını toplayan Belkıs’ın yaptığı istişare (Neml, 27/29-33) başta olmak üzere, Firavun’un Hz. Musa’ya karşı alınması gerekli tedbirleri tesbit için etrafındakilerle yaptığı istişareden (A’raf, 7/109-112.), Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’le ilgili olarak, onun kurban edilmesi hususunda gördüğü rüya üzerine, çocuk İsmail’le yaptığı istişareye (Saffat 37/101, 102.) varıncaya kadar kaydettiği misallerden başka, iki ayrı ayette Hz. Peygamberin (aleyissalâtu vesselâm) şahsında tüm Müslümanlara istişareyi emreder.

Kur’ân-ı Kerîm’de istişâre, iki âyette sarâhaten ele alınır; işareten şûrâya temas eden âyât-ı Kur’âniye ise pek çoktur. Te’vilsiz, yorumsuz açıktan açığa şûrâ ile alâkalı müşkili olan herbir kimsenin meselesini bir bilenden sorması bizzat Kur’an-ı Kerim tarafından aşağıda verilen sarih ayetlerde beşere emredilmiştir:

“Yapılacak işlerde onlarla istişare et.” (Âl-i İmrân, 3/159)

“Onların aralarındaki işleri, istişare iledir.” (Şûrâ, 42/38)

“Bilmiyorsanız, bir bilenden sorun.” (Nahl, 16/43; Enbiya, 21/7)

Ayrıca, şûrâyla alâkalı beyânın içinde bulunması itibârıyla, bu sûreye “Şûrâ” isminin verilmesi de gayet mânidârdır! Bu sûrede şûrâ, sahâbe-i kirâmın övgüye lâyık bir vasfı olarak ele alınıyor.

Sanki “Her işleri meşveret üzere olan bu insanlar nasıl senâ edilmez ki...” tarzında senakarane bir hatırlatma yapılıyor. Evet, ashâbın senâ edilecek onca husûsiyetlerinin yanında burada, sadece “şûrâ” kelimesi seçilerek onunla senâ edilmeleri, meşveretin ehemmiyeti adına çok önemli bir ipucu sayılır.

2. İstişâreye, sünnet-i seniyyede küçümsenmeyecek ölçüde ehemmiyetle üzerinde durulduğuna, hatta tahşidât yapıldığına şâhit oluruz. Mevzuyla alâkalı olarak gelen rivayetler, Hz. Peygamber (aleyissalâtu vesselâm)’in ve ashabının (radıyallahu anhüm) hayatlarında istişare keyfiyetinin mühim bir düstur olarak yer etmiş bulunduğunu gösterir.

Öyle ki, bu mevzuda gelen hadislere dayanarak Hz. Peygamber (aleyissalâtu vesselâm)’in etrafındakilerle istişare etmeden bir karara varmadığı, bir icraatta bulunmadığı bile söylenebilir. Hz.Ömer (r.a), Peygamberimiz (aleyhisselam)’ın Müslümanlarla alâkalı bir meselenin istişaresi için Hz. Ebu Bekir ile birçok geceler boyu başbaşa kaldıklarını, bazen kendisinin de katıldığını belirtir.(3)

Hz. Peygamberde (aleyissalâtu vesselâm),

 “Akillere sorun, doğru yolu bulursunuz, bu emrime asi gelmeyin pişman olursunuz.”(4)

buyurarak, istişarenin sünnetteki derece-i ehemmiyetine parmak basarak beşeri ihtar ve ikaz etmiştir.

Bir tebliğinde:

“Kardeşiniz birinizden bir şey soracak olursa, ona mutlaka yol göstersin.”(5)

diye emrederken, sorana verilecek bu cevabın bir vazife olduğunu da ayrıca belirtir:

“Bir Müslümanın diğer bir Müslüman üzerindeki haklarından biri, ondan tavsiye talep ettiği zaman kendisine tavsiyede (nasihatta) bulunmasıdır.”(6)

Hz.Enes (r.a): “Arkadaşları ile istişarede Hz.Peygamber (s.a.v) kadar ileri giden bir başkasını görmedim.” der.(7)

Suyûti, Hz. Peygambe (aleyissalâtu vesselâm)r’den:

“Allah bana farzları yapmamı emrettiği gibi, istişare yoluyla insanları iyi idare etmek, insanlara iyi davranmak, onlarla iyi geçinmek, onlara mültefit olmak, onları kazanmak, gönül alıcı olmak gibi içtimâî kaynaşmayı sağlayacak davranışları dahi emretti.” hadisini kaydeder.(8)

3. Acele etmeden, düşüne taşına, sonra araştırıp soruştura ve meşveret ede ede karar verenler isabet ettikleri için Efendimiz (asm), “Teennî ile hareket etmek ve aceleye kapılmamak Allah’tandır.” buyurmuştur. (Tirmizi)

"Şu hâdisâtın sırrı şudur ki: Nasıl ki bir ekmeğin vücudu, tarla, harman, değirmen, fırına terettüp eder. Öyle de tertib-i eşyada bir teennî-i hikmet vardır. Hırs sebebiyle, teennî ile hareket edilmediği için, o tertipli eşyadaki mânevî basamakları müraat etmez; ya atlar, düşer veyahut bir basamağı noksan bırakır, maksada çıkamaz."(9)

4. Hz. Peygamberi (aleyissalâtu vesselâm) meşverete bu kadar ehemmiyet vermeye sevkeden şey, meşveretin tesiri hakkında taşıdığı inanç idi. İstişare edenin “asla pişman olmayacağını” belirten.(Heysemi, Nuruddin Mecmau’z- Zevaid 2,280) Hz. Peygambere (asm) göre:

“Bir millet istişare ettiği müddetçe zillete düşmez.”(10)

Bu inancı takviye eden diğer bir görüşüne göre, bir meselede ferdî görüşler yanılabilirse de cemaatin görüşü asla yanılmaz:

“Allah, ümmetimi dalalet üzere birleştirmez. Allah’ın eli cemaat üzerinedir.”(11)

Zira “Gelip geçen bütün peygamberlerin ikisi sema ehlinden, ikisi de arz ehlinden olmak üzere istişare edeceği dört veziri olageldiğini ve kendisinin de aynı şekilde dört vezirle takviye edildiğini” (Tirmizî, Menakıb 44) belirten Hz. Peygamber (a.s.m) salih (liyakatli) bir müşavirin ehemmiyetini belirtme sadedinde bir başka hadislerinde şöyle buyururlar:

“Sizden, üzerine mesuliyet yüklenen bir kimse için Allah hayır murad ederse, ona salih bir vezir nasib eder de unuttuğu şeyleri hatırlatır, hatırladığı şeylerde de yardımcı olur.”(12)

Hz. Peygamber (aleyissalâtu vesselâm), istişarenin içtimâî hayata getireceği huzur ve saadeti ifade için de:

“Umeranız hayırlılarınızdan, zenginleriniz de cömertlerinizden olur ve işleriniz de aranızda istişare ile yürürse yerin üstü sizin için yerin altından daha hayırlıdır.”(13) der.

5. Hz. Peygamber (aleyissalâtu vesselâm), “İşleri, aralarında şûra iledir.” ayetinin âlim-cahil, idare eden-idare edilen herkese şamil olan umumi emrine rağmen hiç kimsenin şu veya bu mülahaza ile kendisini istişareden müstağni addetmemesi, mutlaka istişareye yer vermesi gereğini ifade zımnında: “Ben vahiy gelmeyen hususlarda sizden biriniz gibiyim.” der ve “Allah Teâla ikisi sema ehlinden: Cibril ve Mikail ve ikisi de arz ehlinden: Ebu Bekir ve Ömer olmak üzere dört vezirle beni takviye etti.” diye ilave eder.(14)

Hz. Peygamber (aleyissalâtu vesselâm) Müslümanları kendisiyle istişareye teşvik etmek, bilhassa dünyevî işlerin tedviriyle alâkalı hususlarda, herkesin şahsî fikrini söylemede, kendi nübüvvet otoritesi karşısında içlerinden geçebilecek tereddüd ve çekingenlikleri kırabilmek için daha da ileri giderek:

“...Şunu bilin ki; ben de bir insanım, söylediklerimde isabet de ederim, hata da ederim." "...Siz dünyanızın işini benden daha iyi bilirsiniz.” gibi beyanlarda bulunmuştur.(15)

Hz. Peygamber (aleyissalâtu vesselâm) kendisinden sonra gerek ilmî ve gerek içtimâî vaziyeti ne olursa olsun, herkesin mutlaka istişare ile hareket etmesi gereğini ifade eden bir beyanı Hz. Ali’nin bir sorusu üzerine varid olmuştur. Aslı uzun olan mezkûr rivayette Hz. Ali, Hz. Peygamber (aleyissalâtu vesselâm)’e sorar:

“Ey Allah’ın Resulü, hakkında Kur’an’da ayet gelmemiş, sizin sünnetinizde de bir benzeri hükme bağlanmamış, hakkında emir veya yasak beyan edilmemiş bir hâdise ortaya çıkarsa ne yapmamızı irşad buyurursunuz?”

Resulullah (aleyissalâtu vesselâm)’ın cevabı şudur:

“Onu fukaha ve mü’minlerden abid olanlar arasında istişare edin. Fakat asla hususi bir kimsenin re’yi ile hükme bağlamayın...”(16)

Hasan-ı Basri şöyle der:

"Cenab-ı Hak: 'İş hususunda onlarla istişare et.' diyerek mahlûkatın en kâmiline meşvereti emretti. Bu emir, Hz. Peygamber (aleyissalâtu vesselâm)’in ashabına olan ihtiyacı sebebiyle değildir. Bu emirle Cenab-ı Hak, bize meşveretin fazilet ve ehemmiyetini öğretmek ve Müslümanların meşvereti hayatlarında tatbik etmelerini sağlamak; kişinin, âlim bile olsa insanlarla meşverette bulunması gerektiğini öğretmek istemiştir.”(17)

Katâde de aynı ayeti açıklarken emrin Hz. Peygamber (aleyissalâtu vesselâm)’in ashabının fikirlerine olan ihtiyacından ziyade terbiyevî yönünü dile getirir:

“Allah, müşavereyi ashabın Hz. Peygamber (aleyissalâtu vesselâm)’e ülfet ve yakınlığını artırmak ve onların (içlerinden geçebilecek her çeşit mülahazaları bertaraf ederek) nefislerini hoş kılmak için emretti.”(18)

Müşavere emrinin “kalplerin hoş kılınması” gayesine raci olduğu farklı âlimlerce te’yid edilen bir husustur. İlk nazarda mübhem gibi gelen bu tabirin aydınlanması maksadıyla İbnu Kesir’in: “Böylece insanlar, yaptıkları işlerde daha şevkli (enşat) olurlar.” izahını(19) kaydedebiliriz.

6. İstişarede Liyakat:

Müsteşar, fikri alınacak hususta akıl, tecrübe ve bilgi yönleriyle liyakatlı olmalıdır. Hadiste:

“Akil olandan fikir alın ki, doğruyu bulasınız...”(20),

“İşini bilmen, akıllı kişiye danışıp sonra da ona uymandır.”(21) denir.

Âlimler, kendini beğenen, tecrübesiz gençle, aklına araz gelmiş yaşlılardan fikir almamayı tavsiye ederler.(22)

Liyakatlı ve tecrübeli kimse, güvenilebilir olduğu takdirde müşrik bile olsa fikrine başvurulabileceği hususunda yukarıda zikri geçen Hz. Peygamber (aleyissalâtu vesselâm)’in amcası Abbas ile henüz Müslüman olmazdan önce yapmış bulunduğu istişare delil olarak gösterilebilir.

Ahlak kitaplarında kaydedilen: “Müsteşarın fikren gam ve kederden salim olması” şartını da liyakatla alâkalı bir husus olarak değerlendirebiliriz.(23)

7. Mutemed, Güvenilir ve Dürüst Olmak: Fikrine başvurulacak kimsenin liyakattan başka mûtemed olması aranmalıdır. Hz.Peygamber (aleyissalâtu vesselâm) mükerrer olarak: “Müsteşar güvenilir olmalıdır.” der.(24) 

Bir başka hadiste:

“Müsteşar dürüst olmalıdır, bir kimseye bir şey danışılırsa kendisine yapılmasını arzu ettiği şeyi tavsiye etmelidir.”

der, böyle hareket etmeyenin davranışını da “...kardeşine ihanet etmiştir” diyerek, ihanet gibi ağır bir suçla suçlayarak takbih eder.(25)

Hz. Peygamber (aleyissalâtu vesselâm) istişarede dürüstlükten ayrılanları kınayan hadislerden birinde de şöyle buyurur:

“Kişi kendisinden fikir danışanlar hakkında hayırhah olduğu müddetçe, görüşlerinde isabetli olmaya devam eder. Ancak, danışanı ne zaman aldatmaya kalkarsa Allah da onun fikirlerindeki sıhhati (isabetliliği) kaldırır.”(26)

Hz.Peygamber (aleyissalâtu vesselâm) yukarıda kaydettiğimiz bazı hadislerde fikir danışana cevap vermenin bir vecibe olduğunu beyan etmekle beraber, kanaat beyan ederken dürüstlüğün şart olduğunu bilhassa tebarüz ettirir. Müracaat edenle müsteşar arasında mevcut hasmane düşünceler, menfi hisler sebebiyle dürüst olmayacaksa sükût etmesi, konuşmaması gereklidir:

“Müsteşar güvenilir olmalıdır, sorulana dilerse cevap verir, dilerse sükût eder. Ancak cevap verecekse, yapılacak iş kendisi için yapılıyormuşcasına doğru cevap versin.”(27)

8. Müslüman ve Dindar Olmak:

Bazı hadisler, istişare edilecek kimsenin Müslüman ve mütedeyyin olmasını şart koşar:

“Kim bir işe girişmek ister de o hususta Müslüman biri ile müşavere ederse, Allah onu işlerin en doğrusunda muvaffak kılar.”(28)

Ahlak kitaplarına “müttaki, mütedeyyin olmak” şeklinde girmiş olan bu şartın, keza “nasih ve muhib olmak”, “sorulan hususta müsteşarın menfaati olmamak” gibi kaydedilen diğer şartlarda da olduğu üzere, esas gayesi yukarıda kaydettiğimiz “güvenilir olmak” şartını gerçekleştirmeye racidir.(29)

9. Meşveret Mevzusu ile İlgili Olmak:

Bu vasıf liyakat maddesinde mütalaa edilebilirse de ayrıca ele alınmasında fayda vardır. Aslında ilgi, liyakatten oldukça farklı bir husustur.

“Uhud Seferi sırasında, savaş şehrin içinde mi, yoksa dışında mı olmalı?” diye müzakere yapılırken münafık Abdullah İbnu Übey İbni Selül’ün fikrinin alınması bu mesele ile olan alâkası sebebiyledir. Zira üç yüz civarında bir grubun lideri durumunda idi.

Bu cümleden olarak, kadınla istişare meselesi de mevzubahs edilebilir. Zaman zaman, bir kısım kitaplarda mutlak bir ifade ile “Kadınla istişare etmeyin.”(30) şeklindeki tavsiyenin sünnete uymadığını söyleyebiliriz.

Zira en azından kadını ilgilendiren meselelerde onunla istişare edilmesi hususunda Hz. Peygamber (aleyissalâtu vesselâm)’den çok net “emirler” varid olmuştur:

Kendilerini ilgilendiren hususta kadınlarla istişare edin.”(31)

“Kızları hususunda kadınlarla istişare edin.”(32) gibi.

Evlenme gibi şahsını alâkadar eden bir mevzuda fikrinin alınması ve ona uyulması kesinlikle ifade edilir ve hatta “kızın arzusunun hilafına yapılan nikâhın bizzat Resulullah tarafından iptal edilmesi”(33) vak’asına dayanan “cumhur” bu çeşit nikâhın batıl olduğuna hükmeder.(34)

Şüphesiz bir erkek, kadını veya kızı ile sadece evlenme meselesinde “istişare etmekle” kayıtlı değildir. Bu hususu te’yid eden bir rivayette: “Hz. Peygamber (aleyissalâtu vesselâm) kadınlarla bile istişare eder, onların beyan ettikleri görüşleriyle amel ederdi.” denmektedir. (35)

Tirmizi’de “kızıl rüzgâr”la alâkalı hadiste geçen “Kişi annesine bakmaz, kadınına itaat eder.”  cümlesinde kınanan husus, kadınla yapılan istişare değil, annenin ihmal edilmesidir. Nitekim aynı hadiste “...babasına bakmaz, arkadaşına rağbet gösterir” denmektedir.(36)

Şu halde, kadını ilgilendiren şahsî, ailevî meselelerde fikri alınacağı gibi, ihtisasına giren meselelerde de fikri alınabilecektir. Zaten liyakat ve ilgisi olmayan hususlarda erkek de olsa kendisiyle istişare tavsiye edilmemiştir.

Bu meyanda olarak Cemaatin ve hizmetin inkişafına mütenasiben, ister fikir istihsal edilirken ve isterse taksim-i a’mal ile tavzifat yapılırken, ehl-i hizmet kardeşlerin ihtisas sahaları mutlaka nazar-ı itibara alınmalı ve bunun takibine gidilmeli.

10. İstişare de Şahsi Kanaatlarda Direnmemek:

Sünnette gelen mühim müşavere örnekleri tetkik edilirse Hz. Peygamber (aleyissalâtu vesselâm)’in müzakereye sunduğu meselelerde şahsî kanaatlerinin benimsenmesi için, Hudeybiye Sulhü hariç, çok ısrar etmediği görülür.

Bedir’de seçmiş olduğu ilk savaş mevziini, Hubab’dan gelen teklif üzerine terkettiği gibi, Uhud Savaşı’nın Medine’nin içinde yapılması istikametindeki kanaatine rağmen gençlerin çoğunlukla “şehrin dışında” olmasını istemeleri üzerine de dışarı çıkmayı kabul etmiştir.

Bir fikri, bir kanaati asla ısrarla kabul ettirme cihetine gitmemelidir. Sadece kanaat veya fikrin mahiyet ve sebepleri hakkında gerekli bilgiyi vermekle iktifa etmek gerekir. Yani, akla kapı açıp, ihtiyarı elden almayacak bir üslup takip etmek gerekir.

Hz. Peygamber (aleyissalâtu vesselâm) fitne alâmetleri meyanında “rey sahibinin kendi reyini beğenmesini” de zikretmek suretiyle(37) istişare meselesinde mühim bir prensibe dikkat çekmiş oluyor.

11. Müşavirleri Gücendirmemek:

İstişare mevzuunda mühim bir husus da farklı ve bazen da birbirine zıd fikirlerin ortaya atılması sırasında liderin alacağı tavırdır. Zira fikirlerden birinin kabulü, diğerlerinin reddi demek olacağından buradaki farklı bir kabul veya red şekli, reddedilen fikir mensuplarını gücendirip yersiz bir muhalefete sevkedebilir.

Fikir beyan ederken muhataplarını rahatsız etmemeye gayret sarf etmek, onları rencide edici konuşmalardan azami ölçüde sakınmak lazımdır. Kişi fikrini açıklarken daima gayeyi, hizmeti Nuriye’yi yani Nur talebelerini nazara vererek konuşmalıdır.

İstişarede; itham, tenkid ve aleyhtar konuşma vaki olursa, böylesi kimselere karşı neticeleri göstererek, mukabelede bulunmamak gerekir. Nur düsturlarındaki nezaket ölçüleri dâhilinde kısa ve öz cevaplarla iktifa etmek yeterlidir. Şahsa ve fikirlerine değer verildiğini ihsas edici davranışlar, muhabbeti ve istişarenin selametini arttırır.

Bu endişeyi Hz. Peygamber (aleyissalâtu vesselâm)’in hayatında bariz bir şekilde görmekteyiz. Nitekim Bedir esirlerine yapılacak muamele hususunda cereyan eden istişare sırasında müşavirlerden gelen farklı görüşleri teker teker dinledikten sonra, bunlardan sadece Ebu Bekir’in görüşünü muvafık bulsa da diğerlerine de iltifat eder:

"Ey Ebu Bekr senin misalin Hz. İbrahim’e benziyor. O, Allah’a kavmi hakkında şöyle demişti: 'Rabbim bana uyanlar bendendir, uymayanlara gelince, sen af ve mağfiret edicisin.' (İbrahim, 14/36) Ey Ömer senin de misalin Hz. Nuh gibidir. O, kavmi için şöyle demişti: 'Rabbim! Yeryüzünde kâfirlerden tek canlı bırakma.'” (Nuh, 71/26)

Burada kaydı gereken bir durum Hz.Ömer’le alâkalı olarak rivayet edilmektedir. O da, istişare sırasında herkesin re’yini serbestçe söylemesi, rahatça münakaşa edilmesi, ileri sürülen fikirlerdeki farklılıklar sebebiyle müşavirlerin birbirine gücenmemesi gereğidir. Said İbnu’l-Müseyyeb der ki: Ömer İbnu’l-Hattab ve Osman İbni Affan aralarındaki bir mesele için öyle bir nizaya girerlerdi ki, onları seyreden birisi: “Artık bunlar bir daha biraraya gelmezler derdi. Ancak, en güzel ve en tatlı bir şekilde ayrılırlardı.”(38)

12. Meşverette Alınan Kararların Uygulanması:

İstişarede karar alındıktan sonra tatbikat sırasında tereddüde yer vermemek İslamî istişarenin mühim bir vasfıdır. Bunun üzerine hassasiyetle ve ısrarla durulur. Karar safhasından sonra tereddüd ve çekingenlik kesin bir dille reddedilir.

Bizzat Kur’an-ı Kerim’de istişarenin emredildiği ayette istişarenin bu vasfı da belirtilir. Ayet şöyle:

“...iş hususunda onlarla müşavere et. Bir kere de azmettin mi artık Allah’a güvenip dayan. Çünkü Allah, kendine güvenip dayananları sever.” (Al-i İmran, 3/159)

Uhud Harbi için gençlerin reyine uyularak şehir dışına çıkmaya karar verilip hazırlığa başlandıktan sonra bazı yaşlıların uyarısı sonucu gençler fikirlerinden caymışlardı, düşmanla şehir içinde karşılaşmayı kabullenmişlerdi. Zırhını giymiş bulunan Hz. Peygamber (aleyissalâtu vesselâm)’e yeni gelişme intikal ettirilince, bu tereddüdü:

“Bir peygamber giydiği zırhı savaşmadan çıkarmaz. Emrettiğim hususlara iyi bakın ve onlara uyun... Sabrettiğiniz takdirde zafer sizindir.” diyerek reddeder.(39)

13. Meşveret Kararlarına Tabi Olmak:

İstişare kabul edilen kararların neticelerine uymak zorunludur. İster icmâ kararıyla, ister çoğunluğun görüşüne göre olsun, şûrâ, usûlüne göre cereyan etmişse, artık orada üzerinde anlaşılan görüşe muhalefet etmek câiz değildir ve alternatif düşünceler ileri sürülemez.

Zira meşveret heyeti, cemaatin şahs-ı manevisini temsil eden bir heyet olup, her türlü meselelerin hâl mercii olarak kabul edilmeli ve heyetten çıkan karar ve tavsiyeler bir emir telakki edilerek itaat edilmesi hususu ibadet kabul edilmelidir.

“Ben farklı ve isabetli bir görüşte bulunmuştum.” veya “Ben muhalefet şerhi koymuştum” gibi sözlerle alınan karar aleyhinde rey izhar etmek düpedüz bozgunculuk ve günahtır.

Meşveretin neticesinde, benimsenen fikrin tatbikatından çıkan netice ister başarılı, ister başarısız olsun, istişarede bulunanlarca müştereken paylaşılır. Netice başarısız olmuşsa, o fikri meşverette ileri sürenlere tenkit nazarıyla bakılmaz. Çünkü söz konusu mesele müzakere edilmiş, kabul görmüş ve umuma mal olmuştur.

Allah Resûlü (asm), kendi içtihatlarına rağmen çoğunluğun görüşlerine uyarak Uhud’a çıkmış, sonra da evvel ve âhir, hatalı da olsa, ekseriyetin içtihatlarıyla alâkalı hiçbir beyanda bulunmamıştır.

Ayrıca meşveret kurallarına riayet edilerek alınan kararlar, dinen günah ve manevi mesuliyeti mucip değildir. İçtihad (Meşveret manasında) eden hakkı bulsa, iki sevap var. Bulmazsa, bir nevi ibadet olan içtihad sevabı olarak bir sevap alır, hatasından mazurdur.

Mâdem sırf lillâh için ve İslâmiyetin menâfii için içtihad edilmiş, meşveret heyetini oluşturan fertler Hatalarından ma’zûrdur, azaba müstehak değiller. (Mektubat, 15.Mektub)

14. Meşverette İcma:

Meşverette her zaman icmâ olmayabilir; herkesin görüşünün tek bir noktada toplanmadığı durumlarda, ekseriyetin düşünce ve kanaatine göre amel edilir. Zira Sahib-i Şeriat’a göre ekseriyet icmâ hükmündedir.

Allah Rasûlü, “Allah eli (inâyeti) cemaat iledir.”, “Ümmetim sapıklıkta birleşmez.” “Allah’tan, ümmetimin sapıklıkta içtimâ etmemesini istedim, O da bu isteğimi kabul buyurdu.” beyanlarıyla çoğunluğun icmâ kuvvetinde olduğunu ve “Sevâd-ı A’zam”a uyulması lâzım geldiğini ihtar eder ki, bu mevzuda hayat-ı seniyyelerinden pek çok misâl aktarmak mümkündür. Ezcümle, Bedir ve Uhud’un hem bidâyetindeki hem de nihâyetindeki meşveretler bu çizgide cereyan etmişlerdir.

15. Cemaatı Alakadar Eden Meselelerin İstişareye Sunulması:

Umum cemaati alâkadar eden meselelerin meşverete sunulması,

“Bu iş hususunda onlarla istişârede bulun!” (Al-i İmran, 3/159)

fermânı gereğince, şûrâya esas teşkil eden husûsu rey ashâbına arzetmesi bir sorumluluk olduğundan, idareci bu sorumluluğu yerine getirmediğinde mesul olacağı gibi, idare edilenler de, fikirlerinin alınmak istendiği konularda görüşlerini bildirmediklerinde mesul olurlar.

Hatta sadece görüşlerini bildirmemekle değil, görüşlerinin alınmasında kararlı olmadıkları zaman da vatandaşlık vazifesini yerine getirmemiş sayılırlar.

İstişarelerde müşavir olmalıyız. Fikir beyan etmekten çekinmemeliyiz. Meşveret-i şer’ iyye bunu iktiza eder. Bunun yanında kendimizi merci zannedip her mevzuya cevap vermek zorunda olmadığımızı bilmeliyiz. Meşverete gelirken daha faideli neticelerin hâsıl olması için, fikri hazırlık içinde bulunmakta ayrıca fayda vardır.

16. İstişarede Niyet:

Şûrânın, Allah rızası için ve Müslümanlar yararına yapılması, rüşvet, baskı ve tehditlerle istişare heyetin düşünce çizgisinin saptırılmasına meydan verilmemesi de önemli bir esastır.

Allah Rasûlü,

“Kendisiyle istişâre edilen insan bir güven insanıdır; kendisine bir husus danışılan kimse kendi hakkında karar veriyor olma ölçüsünde düşüncesini bildirmelidir.” buyururlar.(40)

17. Şûrâ söz konusu olunca kimlerle meşveret edileceği veya kimlerle meşveret edilemeyeceği hususu üzerinde de durmak îcap eder.

Şûrâ, ehlü’-hall ve’-akd’e bırakıldığı gibi, onun değişik zaman ve değişik keyfiyetlere göre icrâ şekli de yine onlara havale edilmiştir. Şurayı teşkil eden heyetin, ilim, adalet, görüş ve tecrübe sahibi, hikmet ve ferâset erbâbı olmaları vasfı değişmez.

Müsteşar, Yani Kendisiyle İstişare Edilen Zatta Aranılacak Vasıflar:

• Emin, mütefekkir, müstakim, tesirata tabi olmayan, gadap göstermeyen, pek ciddi, halim, sabırlı ve hayırhah olmalıdır.

• Müsteşar akıl, tecrübe ve bilgi yönünden liyakatli olmalıdır.

• Müsteşar mutemed olmalı, fikren gam ve kederlerden salim bulunmalıdır.

• Müsteşar dürüst ve güvenilir olmalıdır.

• Yapılan en iyi istişare akıllı, tecrübeli ve sevilen-seven kimselerle yapılan istişaredir.

Kendisi ile İstişare Edilmesi Nehyedilen (yasaklanan) Zatların Vasıfları:

• Müslüman, müttaki ve mütedeyyin olmayanlarla yapılacak istişarelere itimat edilmez.

• Âlimler, kendisini beğenen tecrübesiz gençlerle, aklına zaaf gelmiş yaşlılardan fikir almamayı tavsiye etmişlerdir.

• Şuurlu bir aklın gereği olarak yedi sınıf kimselerle istişare edilmez;:

- Cahillerle,
- Hased edenlerle,
- Düşmanlarla,
- Mürailerle,
- Korkaklarla,
- Cimrilerle,
- Hevasına tabi olanlarla.

 Zira cahil saptırır. Hasid nimetin zevalini arzu eder. Düşman helakini ister. Mürai herkesin fikrine ayak uydurur. Korkak görüşünden kaçar. Cimri mal toplamaya düşkün olduğundan, görüşü yoktur. Hevasına uyan hevasının esiridir, onun emrinden çıkamaz.

18. Meşverette Üslup ve Fikir Beyanı:

İstişare esnasında her ne olursa olsun kızmamak, fikir ve şahıslara sükûnetle yaklaşmak şarttır. Fikir beyan etmekte, Nurların kazandırdığı terbiye hudutlarına riayetle, kavl-i leyyin (yumuşak ve tatlı dil) ile edep ve nezaket kaideleri içinde hareket edilmelidir.

Fikrin izharında hissiyattan, enaniyetten, peşin hükümden tecerrüt edip, Rıza-yi Bari’yi asıl gaye ittihaz ederek Nur’un nazikâne, nezihane, kavl-i leyyin mesleği, ihlâs ve uhuvvet düsturları, sözlerimize, mizaç ve hareketlerimize hâkim olmalıdır.

Meşverette fikir beyan ederken, muhatabı hatalı kanaatlardan kurtaracak, gerekli mevzularda bilgili hale getirecek, mesuliyetini ve mükellefiyetini inkişaf ettirecek, lüzumlu mevzuları daha sıhhatli düşünebilecek, Nur Külliyatındaki hizmetin gerektirdiği müeyyide ve disiplini, yani hizmet düsturlarını daha iyi hissedebilecek, icra edeceği hizmetin ehemmiyetini daha iyi anlayabilecek bir üslup takip edilmelidir. Fikir beyan ederken muhteva ve niyet bu istikamette olmalıdır.

Fikre muhalefeti, fikir sahibine muhalefet şeklinde telakki etmemek gerektir. Şahıs ve şahıslar hakkında kişisel aleyhtarlıktan kaçınmalı, ayrıca muhatapların fikir seviyesinde konuşulmalıdır.

Müzakere edilen her mevzudaki esas ve teferruatı birbirinden ayırmak lazımdır. Dikkat ve gayret, esasa teksif edilmelidir. Farklı kanaat sahibi kimseleri, kanaatlerini ve kanaatlerinin gerekçelerini iyice anlayıncaya kadar sabırla dinlemek gerekir.

19. Meşveret Heyetinin Toplanması ve İdaresi:

Şûrâyı teşkil eden heyet ihtiyaç hâsıl olunca veya periyodik belirli bir zaman dilimi içinde bir araya gelir ve problemleri çözüp, plân ve projeleri nihâî duruma getirecekleri âna kadar da çalışmasını sürdürür.

Meşveret heyetinde bulunanlar, mücbir bir sebep olmadıkça meşverete gelmeli, müzakereleri sonuna kadar takip etmelidir.

Meşveretin gerektirdiği disipline, kaidelere ve esaslara tabi olmak, şahsi alışkanlıklarımızı bu cihetlerle terbiye etmesini bilmek çok önemlidir.

Yapılacak istişarelerin adabına uygun gerçekleşebilmesi için, meşveret heyetinin bir ferdi idareci olarak vazifelendirilir. İdareci, meşveret oturumunu adilane ve sükûnetle yönetmekle birlikte, karşılıklı cedele kaçan konuşmalara fırsat vermeden, neticede alınan kararları da yazmakla mükelleftir.

20. Meşverete Katılım ve İmtiyaz:

Meşveretlerde, hizmeti sebkat eden kardeşlerimiz evvelen vazifelidirler. Yenilerde, sonradan kabiliyetlerine göre istişare heyetine dâhil edilebilirler. Kabiliyetlerin inkişafı için yenilere vazife ve mesuliyet yüklemek, onlara saha açmak dahi düstur ittihaz edilmelidir.

İstişare heyetinde bulunan bir kardeşimiz, bunu imtiyaz vesilesi kabul etmemelidir. Bu bir hizmetkârlıktır. Kardeşlerimiz de Nur’dan aldıkları derslere binaen buna müdriktirler.

"Hem deme ki, 'Halk içinde ben intihap edildim. Bu meyveler benimle gösteriliyor. Demek bir meziyetim var.' Hayır, hâşâ! Belki herkesten evvel sana verildi; çünkü herkesten ziyade sen müflis ve muhtaç ve müteellim olduğundan en evvel senin eline verildi."(41)

"Manevi mes’uliyeti mucib manevi makamlar ve vazifeler istenilmez, belki verilir. Verilse de onunla hoşlanılmaz. Hoşlansa ihlâsı kaybeder, riyaya girer."(42)

"Ehl-i hidâyet, âhirete âit ve ileriye müteallik semerat-ı uhreviyeye ve kemâlâta, kalb ve aklın yüksek düstûrlarıyla müteveccih oldukları için, esaslı bir istikamet ve tam bir ihlâs ve gâyet fedakârane bir ittihad ve ittifak olabilirken; enâniyetten tecerrüd edemedikleri için, ifrat ve tefrit yüzünden, ulvî bir menba-ı kuvvet olan ittifakı kaybedip, ihlâs da kırılır... Ve vazife-i uhreviye de zedelenir. Kolayca Rızayı İlâhî de elde edilmez."

"Bu mühim marazın merhemi ve ilâcı: 'El Hubbu Fillah' sırriyle, tarik-ı hakta gidenlere refakatla iftihar etmek ve arkalarından gitmek ve imamlık şerefini onlara bırakmak ve o Hak yolunda kim olursa olsun kendinden daha iyi olduğunun ihtimaliyle enâniyetinden vazgeçip ihlâsı kazanmak ve ihlâs ile bir dirhem amel, ihlâssız batmanlar ile amellere racih olduğunu bilmekle ve tâbiiyeti dahi, sebeb-i mes’uliyet ve hatarlı olan metbuiyete tercih etmekle o marazdan kurtulur... ve ihlâsı kazanır... vazife-i uhreviyesini hakkiyle yapabilir."(age.)

21. İstihare ve İstişare:

İstişaresi mümkün olan bir meselenin istiharesi olmaz. İstişare, istihareden önce gelir.

"Ehli hakikat, rüya ile amel etmez. Hayalatlara karşı kapısı açık olan rüyaları tahkiki bir surette mevzubahs etmek tahkik mesleğine muvafık gelmez."(Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektub)

22. Haklı Bir Meşveretin Neticesi:

Haklı şura ihlâs ve tesanüdü netice verdiğinden üç elif (111) olduğu gibi, üç adam yüz adam kadar millete faide verebilir.

Bediüzzaman Hazretlerinin bu beyanına göre meşveretin bir hikmeti, vücudunun da ihlâs ve tesanüdü temin ve muhafaza olduğu hakikatı daima nazara alınmalı.

Üstad-ı Necibimizin; 

“Aziz kardeşlerim! Evvel ahir tavsiyemiz, tesanüdünüzü muhafaza, enaniyet, benlik ve rekabetten tehaffuz, itidal-i dem ...” (43)

gibi kutsi ikazları, menba-ı saadetimiz olan meşveretlerde en büyük şiarımız olmalıdır.

İstişareye iştirak edenlerin nokta-i nazarları açıkça ifade edildiğinden, kalplerdeki sermaye-i şeytan olan peşin hükümler bertaraf edilir ve kalblerin birbirine ısınmasına zemin hazırlanmış olur. Birbirine sıla-i rahim temin edilmiş olur. Şahs-ı manevinin önü açılmış olur.

23. Meşveret Meselesinin Tezekkür Edilmesinde Dört Şart:

İlk şart: Tecerrüddür. Yani, bir mesele müzakere edilirken enaniyetten, hissiyattan, tarafgirlikten, peşin hükümden, ferdiyet ve şahsiyetçilikten sıyrılmaktır.

İkinci şart: Allah (c.c) için safiyet ve ihlâs ile hak namına, hakikati akla tespit ve teslim ettirmektir. Meseleleri değerlendirmede merhaleler; evvela esasları kavramak ve belirlemek, sonra tahlil ve tasnif etmek, sonucu mukayese ve muhakeme ile gitmektir.

Hedef, hadiseleri değerlendirmektir. Mantık ve muhakeme disiplini altında insaf ve hakperestlik ile meseleleri elemektir. Bunun içinde, hakikat-ı hale nüfuz etmek şarttır.

Üçüncü şart: Ekseriyetin görüş birliğine vardığı fikri paylaşmaktır. Meşveretten süzülen fikri esas almaktır. O havuzda erimek “Nahnü-Biz” manasını kabullenmektir.

Dördüncü şart: Meşveret neticesi ortaya çıkan görüşü hassasiyetle yaşamaktır, devam ettirmektir. Böylece cemaatin tensibine görüş ve düşüncelerine ayine olmaktır. Müşavere neticesinde ortaya çıkan görüşün tesirini kıracak her türlü ahval ve hissiyattan şiddetle kaçınmak, titizlikle bu fikrin devamına azami gayret göstermektir.

24. Meşveret ile ilgili yapılan umumi mezkûr izahatlara iktifa ederek, medrese-i Nuriyelerde hususan talebe dairelerinde icra edilen/edilmesi gereken meşveretlerde dikkat edilmesi gereken hususları da ayrıca belirtmekte fayda mülahaza ediyoruz.

Medrese-i Nuriyelerde, Hususan Talebe Medreseleri Meşveretlerinde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar:

1) Talebelerin çoğunlukla ikamet ettiği Nur medreselerinde meşveret, dairenin hizmet potansiyeli/keyfiyeti ve büyüklüğü de dikkate alınmak suretiyle, genellikle en az ayda bir olmak üzere, önceden belirlenen bir tarihte mutlaka icra edilir.

2) Vakıf/müdebbir ağabeyler dâhil olmak üzere, medresede mukim olan her talebe, bu meşveretin tabii üyesidir.

3) Uzun bir zamandaki hizmetin devamında vâki olacak binler ahval ve hücuma mâruz talebe-talebe veyahut talebe-vakıf/müdebbir ağabey arasında cereyen edebilecek hadiselerin halli için; şahısları alakadar ediyorsa taraflar arasında yapılacak hususi görüşmelerle, dairenin tümünü alakadar ediyorsa meşverete havale edilmesi icab etmekle birlikte; ikili kulisler şeklinde bu tür hadiselerin gıybet şeklinde hiç alakası olmayanların yanında açığa vurulmak suretiyle konuşulması da caiz değildir.

4) Yapılacak meşveretlerde, illaki daire içerisinde kardeşler arasındaki olabilecek bazı sorunların konuşuluyor olması gerekmez.

Aksine daire içi sorunların çözümlenmesinin yanısıra, hizmet-i Nuriyenin ve ders-i Kur’âniyenin tâliminde ve ifasında ve meslek-i Nuriyenin taallümünde ve uzun bir zamandaki hizmetin devamında vâki olacak binler ahval ve hücuma mâruz talebelerin cereyanlar karşısında sebat, metanet ve ihlâsla hareketlerinde onlara yol gösterecek, hizmet-i Kur’âniyenin inkişafında suhulete medar olacak ikaz ve ihtarların müzakere edilmesi elbette ihtiyaç zarurîdir, kat’îdir, bedihîdir.

5) Günlük hayatın beraberinde getirdiği maddi ve manevi ihtiyaçların zaruretinden dolayıdır ki, talebelerin tahkiki manada bir iman, İslam ve hizmet şuuruna sahip olabilmeleri ve okulda, medresede veya evde keyfiyetli bir hizmetin icrası adına; hususi manada hizmetimize mütaallik mevzuların bu tür meşveret ortamlarında hususi olarak mütalaa ve müzakare edilmesinde farz derecesinde bir ehemmiyeti haizdir.

6) Mukim talebelerin maddi-manevi istidat ve kabiliyetlerinin inkişafına medar olacak olan meselelerin tezekkür edilmesine olanak sağlayacak hazırlıkların yapılarak gerekli tedbirlerin alınması noktasında, vakıf/müdebbir ağabeyler evvelen ve bizzat vazifeli olmakla birlikte manen mesul sayılırlar.

25. Meşveretin İcrası ile Usül ve Adabı:

Meşveretin icra usulü ile ilgili hüsn-ü misal nevinden örnek bir çalışmayı, istifadeye medar olması dua ve temennisiyle, hususan hizmetin yeni teşekkül ettiği mahallerde meşveret ve istişare sisteminin kökleşip suhuletle icra edilmesi için nazar-ı mütalaanıza arz ediyoruz.

"Evet, Risale-i Nur’un telifi, zuhuru ve neşriyle beraber hizmet-i Nuriyenin ve ders-i Kur’âniyenin tâliminde ve ifasında ve meslek-i Nuriyenin taallümünde ve uzun bir zamandaki hizmetin devamında vâki olacak binler ahval ve hücuma mâruz talebelerin cereyanlar karşısında sebat, metanet ve ihlâsla hareketlerinde onlara yol gösterecek, hizmet-i Kur’âniyenin inkişafında suhulete medar olacak ikaz ve ihtarlara elbette ihtiyaç zarurîdir, kat’îdir, bedihîdir."(44)

İşte Hazret-i Üstad'ın bu gibi şübhe götürmez hakikatlara ve meselelere isabetle parmak basıp dikkati çekmesi, talebelerini ikazda bulunması, elbette bu hizmet-i kudsiyenin ehemmiyeti iktizasındandır.

Nitekim yüzer vakıalar, hâdiseler ve meselelerde bu ihtiyaç, kendini göstermiştir. Zira mütenevvi ve Sözler'e bile geçmeyen mesail, kat'iyyetle gösteriyorlar ki; istikametli bir meşveret manasına ihtiyaç da hizmet de bitmemiştir. Demek Üstadımız, Nurların hizmetinde ikaz, ihtar ve irşadlara her daim ihtiyaç bulunacağını ifade etmektedir.

Mezkûr ikaz ve ihtarlara elbette ihtiyaç zarurîdir ve bu ihtiyacın her zaman tekerrürü melhuz bulunduğundan, hikmetle harekete memur ve Risale-i Nur’un düsturlarını bilfiil muhtevi, daima müracaat olunacak, cemaatimizin en etkili karar mercii olan meşveret heyetine; yeni inkişaflar için, tecdit manasında bir taze kuvvet vermek suretiyle, taze bir ruh vermek lâzım gelmiştir.

Asr-ı Saadet modelini ve sahabe mesleğinin bir cilvesini bu asra taşıyan ve her meselede meşvereti esas alan Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur Talebeleri ünvanıyla bir cemaat tesis ettikten sonra, Nur hizmetine ait her meseleyi bu cemaatin meşveretine taşıyor.

Meselâ, Risalelerin fihristini vesile yaparak;

“Fihristeyi taksimü’l-a’mâl tarzında mütesanit heyetinizin şahs-ı manevisine tevdiiniz çok güzeldir. Tam ve daimî bir Üstad buldunuz. O manevî Üstad, bu âciz kardeşinizden çok yüksektir, daha bana ihtiyaç bırakmıyor.”(45)

Bundan sonra her meselemizde emir, Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsini temsil eden has şakirtlerin ve sizlerindir. Benim de şimdi bir reyim var.”(46)

ifadeleri ve daha bunlar gibi nice beyanlarıyla meşvereti ve istişareyle iş yapmayı sürekli öne çıkaran Bediüzzaman Hazretleri, bize iki şey bırakmış. Onlara sımsıkı sarıldığımız zaman hata yapmaktan kurtulacağımız ve istikamet üzere hizmetimizi sürdüreceğimiz anlaşılıyor. Birisi Risale-i Nur Külliyatı, diğeri de tesanüdü netice veren haklı meşveret.  

Mezkûr açıklamalara iktifa ederek, … il/ilçe/mahalle/daire/medrese Çekirdek Meşveret Heyetinin taze bir ruh ve şevk ile tecdit suretinde -meşveretin usul ve adabına uygun- yeni bir yapılanma sürecine idhal olması gerektiği kanaati, gelecek açıklamalar ve düsturlara binaen, zarureti hâsıl olmuştur.

İslamiyet’in istişareye verdiği ehemmiyeti kısaca belirttikten sonra, yapılacak meşveretin icra safhala­rıyla alâkalı birkaç mühim noktayı, şûrâya esas teşkil eden bazı hususlar ile birlikte nazar-ı dikkatinize arz ediyoruz:

1) Meşveretin mana ve ehemmiyetine dair; ayet, hadis ve Nur Risalelerinden istihraç edilmek suretiyle, yapılan kapsamlı araştırma ve çalışmalar neticesinde, "Meşveret Adabı" ismiyle müsemma müstakil bir çalışma yapılarak (Bu hususi çalışma “Adab-ı Muaşeret ve İslam İlmihali” adlı eserde neşredilmiştir.) cemaatimizin meşveret üyelerinin istifadelerine sunulmuştur.

Meşveret bir emri ilahi ve bir hükm-ü Kur’andır. Müslümanların hayat-ı içtimaiye-i İslamiyyedeki saadetlerinin anahtarı meşveret-i şeriyyedir.

Meşverete uygun hareket etmekle bir Müslüman, hususan "Meşveret Cemaati"nin mensupları olarak tanınan ve bilinen Nur Talebeleri manevi mesuliyetten kurtulabilir.

Meşveret, hak ve hakikati ortaya koyma ve mevcut şartlar içinde yapılması gerekeni en isabetli şekilde belirleme imkânı verir. Kendisiyle meşveret edilenlere, değer verildiğini gösterir. Onların kalplerini hoşnut eder, işin beraberce yürütülmesini sağlar.

Keza meşvereti kabul edip tabi olmak manevi bir mertebe iktisabıdır. Böyle bir nimetten mahrum kalınmaması ve istikameti adına, meşverete iştirak eden/etmeyen her Nur talebesinin evvelen bizzat meşveret adabını hususi âleminde tefekkür ve tezekkür etmekle mükelleftir.

Bunun için de 14 Temmuz 2012/Erzurum Ağabeyler Meşveretinde geçen “İstişarelerde meşverete başlamadan önce, 'İstişre Adabı' ile ilgili metnin mutlaka okunmasını kardeşlerimize hasseten ve tekraren tavsiye ediyoruz.” emrine binaen, istişarelerimizde meşverete başlamadan önce, hazırlanan "İstişare Adabı" ile ilgili metnin bir bölümü dahi olsa mutlaka okunmasını kardeşlerimize hasseten ve tekraren tavsiye ediyoruz.

2) … il/ilçe/mahalle/daire/medresesini bir bütün olarak ilgilendiren Hizmet-i Nuriyenin ve ders-i Kur'aniyenin taliminde ve îfasında ve meslek-i Nuriyenin taallümünde ve uzun bir zamandaki hizmetin devamında vaki' olabilecek mes’eleler varsa, ki olacaktır; bu tür meselelerin yazılı veya sözlü olarak mutlaka çekirdek meşveret heyetine havale edilmesi gerekir.

Meşveret Kararlarına uygun hareket etmek zorunludur. İster icmâ ka­rarıyla, ister çoğunluğun görüşüne göre olsun; şûrâ, usûlüne göre cereyan etmişse, artık orada üzerinde anlaşılan görüşe muhalefet etmek câiz değildir ve alternatif düşünceler ileri sürülemez.

Zira meşveret hey’eti, Cemaatin şahs-ı manevisini temsil eden bir heyet olup, her türlü meselelerin hal mercii olarak kabul edilmeli ve heyetten çıkan karar ve tavsiyeler bir emir telakki edilerek itaat edilmesi hususu ibadet kabul edilmelidir.

“Ben farklı ve isabetli bir görüşte bulunmuştum.” veya “Ben muhalefet şerhi koymuştum.” gibi sözlerle alınan karar aleyhinde rey izhar etmek düpedüz bozgunculuk ve günahtır.

Meşveretin neticesinde, benimsenen fikrin tatbikatından çıkan netice ister başarılı, ister başarısız olsun, istişarede bulunanlarca müştereken paylaşılır. Netice başarısız olmuşsa, o fikri meşverette ileri sürenlere tenkit nazarıyla bakılmaz. Çünkü söz konusu mesele mü­zakere edilmiş, kabul görmüş ve umuma mal olmuştur.

Allah Resûlü (s.a.v), kendi içtihatlarına rağmen çoğunluğun görüşlerine uyarak Uhud’a çıkmış, sonra da evvel ve âhir, hatalı da olsa, ekseriyetin içtihatlarıyla alâkalı hiçbir beyanda bulunmamıştır.

Ayrıca meşveret kurallarına riayet edilerek alınan kararlar, dinen günah ve manevi mesuliyeti mucip değildir. İçtihad (meşveret manasında) eden hakkı bulsa, iki sevap var. Bulmazsa, bir nevi ibadet olan içtihad sevabı olarak bir sevap alır, hatasından mazurdur.

Mâdem sırf lillâh için ve İslâmiyetin menâfii için içtihad edilmiş, meşveret heyetini oluşturan fertler hatalarından mazûrdur, azaba müstehak değiller. (Mektubat, On Beşinci Mektub)

İstişarelerde müşavir olmalıyız. Fikir beyan etmekten çekinmemeliyiz. Meşveret-i şer’iyye bunu iktiza eder. Fikir beyan etmekte. Nurların kazandırdığı terbiye hudutlarına riayetle, kavlileyyin ile edep ve nezaket kaideleri içinde hareket edilmelidir.

İstişarelerde, Peygamber Efendimiz (asm) Uhud meşveretlerinden anlaşılacağı üzere, beyan ettiğimiz fikrin veya görüşün mutlaka meşverette bulunanlar tarafından benimsenmesi hususunda ısrarlı olmamalıyız. Bu noktada hırslı davranmak fitne alameti sayılmıştır.

Fikir beyan etmekte cemaatimizin umumi durumu nazara alınmalı, faydalı dahi olsa bir fikir cemaatin bünyesine uygun değilse huzursuzluğa vesile olabilir. (Cemaatin maddeten gücünü aşan, hadd-i zatında güzel ve faideli teşebbüslerin tavsiye edilmesi gibi…)

Üstadımızın “Bizim en büyük nokta-i istinadımız vahdet ve tesanüttür.” sözleri göz önünde bulundurularak, cemaatin tesanüdünün muhafazası esas alınmalıdır.

Şahıs veya şahıslar hakkında aleyhtarlıktan kaçınmalı ve fikir seviyesinde konuşulmalıdır.

Meşverette alınan kararların, en ücra mahallelerde cemaatimizin mensuplarına kadar intikal ettirilmesi ve tatbikinin temin edilmesi hususu kardeşlerimizce takip edilmelidir.

Hz. Peygamberimiz (asm)'in Uhud meşveretinden anlaşılan bir diğer mesele “Her sözü tutmayan, yere batırılmaz.” kaidesince hiddet ile itmek yerine şefkat ve merhametle onları da kendimize çekmeliyiz.

Bütün bu açıklamalara binaen, ikamet ettiğimiz bölge Cemaatimizin umumi karar mercii “Çekirdek Meşveret” heyetidir. Çekirdek meşverette alınan kararları, cemaatin herbir ferdi kendi hususi âleminde kabul edip bu kararlara uymakla mükelleftir.

3) İkamet ettiğimiz bölge cemaatimizi umum manada alakadar eden meselelerin, mahalli kulisler şeklinde ulu orta konuşulmaması, ani, neticesi düşünülmeden, şevkle, şahsi veya tahriklere kapılarak verilecek kararlardan şiddetle kaçınılması; cemaatimiz fertleri arasındaki uhuvvetin muhafaza edilmesi ve bölgesel hizmetimizin istikameti veçhiyle önem arz etmektedir.

Bundan dolayı, umum Cemaati alâkadar eden meselelerin meşverete sunulması, “Bu iş hususunda onlarla istişârede bulun!” (Al-i İmran, 3/159) fermânı gereğince, şûrâya esas teşkil eden husûsu rey ashâbına arzet­mesi bir sorumluluk olduğundan, idareci bu sorumluluğu yerine getirmediğinde mesul olacağı gibi, idare edilenler de fikirlerinin alınmak istendiği konularda görüşlerini bildirmediklerinde mesul olurlar.

Hatta cemaat erbabı sadece görüşlerini bildirmemekle değil, görüşlerinin alınmasında kararlı olmadıkları zaman da vazifelerini yerine getirmemiş sayılırlar.

İstişarelerde müşavir olmalıyız. Fikir beyan etmekten çekinmemeliyiz. Meşveret-i şer’iyye bunu iktiza eder. Bunun yanında kendimizi merci zannedip her mevzuya cevap vermek zorunda olmadığımızı da ayrıca bilmeliyiz.

4) Meşverete gelirken daha faideli neticelerin hâsıl olması için, fikri hazırlık içinde bulunmakta ayrıca fayda vardır.

Bunun için, cemaatimizin her bir ferdi önemli gördüğü gündem maddelerini, meşveret kâtipliğine önceden bildirmek suretiyle, mezkûr konular için meşveret heyetinin de fikri bir hazırlıkta bulunmasını sağlayabilir.

5) Şûrâ söz konusu olunca kimlerle meşveret edileceği hususu üzerinde durmak îcap eder. Şûrâ, ehlü’-hall ve’-akd’e bırakıldığı gibi, onun değişik zaman ve değişik keyfiyetlere göre icrâ şekli de yine onlara havale edilmiştir.

Şurayı teşkil eden heyetin, ilim, adalet, görüş ve tecrübe sahibi, hikmet ve ferâset erbâbı olmaları vasfı değişmez.

6) Geniş dairede ve umum manada müsteşar, yani kendisiyle istişare edilen zatta aranılacak vasıflar:

a. Emin, mütefekkir, müstakim, te’sirata tabi olmayan, gadap göstermeyen, pek ciddi, halim, sabırlı ve hayırhah olmalıdır.

b. Müsteşar akıl, tecrübe ve bilgi yönünden liyakatli olmalıdır.

c. Müsteşar mutemed olmalı, fikren gam ve kederlerden salim bulunmalıdır.

d. Müsteşar dürüst ve güvenilir olmalıdır.

e. Yapılan en iyi istişare akıllı, tecrübeli ve sevilen-seven kimselerle yapılan istişaredir.

7) Türkiye Ağabeyler Meşveretinde alınan karara göre, Meşveret Heyetlerine Seçilecek Müşavirlerde  Aranacak Vasıflar:                                           

a. Hizmette liyakat kesbetmek,

b. İhlâs, sadakat ve tesanüde riayet noktalarında itimat kazanmış olmak,

c. Hizmetlerle fiilen irtibatlı bulunmak,

d. Cemaatle uyumlu olmak,

e. Hizmetlere zaman ayırabilmek,

f. Sıhhat ve sağlığı müsait olmak.

8) Meşveret Heyetini Kimler Seçer:

a. İkamet edilen hizmet mahallinin siyak ve sibakına vakıf olmakla birlikte, medrese-i nuriyenin maddi ve manevi hukukuna bihakkın riayet eden ağabeylerden oluşan cemaatimiz meşveret heyetini seçer.

b. Ehl-i hizmet, meşveretin tabii üyesidir.

9) Meşveretlerde, hizmeti sebkat eden kardeşlerimiz evvelen vazifelidirler. Yenilerde, sonradan kabiliyetlerine göre istişare heyetine dâhil edilebilirler. Kabiliyet­lerin inkişafı için yenilere vazife ve mesuliyet yüklemek, onlara saha açmak dahi düstur ittihaz edilmelidir.

İstişare heyetinde bulunan bir kardeşimiz, bunu imtiyaz vesilesi kabul etmemelidir; bu bir hizmetkârlıktır. Kardeşlerimiz de Nur’dan aldıkları derslere binaen buna müdriktirler.

10) Bu meşveret heyetini oluşturan ağabeylerin istihdam edildiğine âşikâr bir delildir ki; kendi ihtiyariyle, keyfiyle değil, inâyet-i İlâhiye ile olduğu, basiretli ehl-i ilim ve ehl-i kalbçe musaddak ve müstahsendir.

Biz istihdam olunuyoruz. İhtiyarımız ve haberimiz olmadan, birisi bizi istihdam ediyor; biz bilmeyerek bizi mühim işlerde çalıştırıyor. Bu tür ağır mes’uliyeti haiz vazifeler istenilmez, belki verilir. Verilse de onunla hoşlanılmaz. Hoşlansa ihlâsı kaybeder, riyâya girer.

11) Meşveret heyetini oluşturan ağabeylerin; tabiri caizse o havalinin sabit çarklarından olması, o havalideki hizmetin siyak ve sibakına (evvel ve ahirine) hâkim olması ve her daim ulaşılabilir bir hususiyeti haiz bulunması gibi hususlara dikkat edilmiştir.

12) … il/ilçe/mahallemizi bir bütün olarak düşünerek coğrafi konum, nüfusu ve bölgemizin hizmet potansiyeli de göz önünde bulundurulmak suretiyle, çekirdek meşveret heyetinin oluşumu için, 7 kişilik -bu sayı tekil (3, 5, 7, 9,.. gibi) olmak kaydı ile hizmetin keyfiyeti ve bölgenin büyüklük/küçüklüğüne göre az veya çok olabilir- bir kontenjan uygun görülmüştür.  

Buna göre, cemaatimizin şahs-ı manevisini teşkil eden ehl-i hizmet ağabey ve kardeşler tarafından yapılan oylama, seçimler yahut iktiza-i hale mutabık bir surette re’sen intihab edilmek neticesinde, Çekirdek Meşveret heyetini oluşturan ağabeylerin şunlardır: … 

13) Diğer taraftan tüm cemaatimizin iştirak edebileceği bir surette olmak üzere, ayrıca geniş daire bilgilendirme meşvereti yapılacaktır.

Çekirdek meşverette alınan kararlar ve tezekkür edilen konular, bu meşverette tüm cemaatimize tebliğ edilerek mütalaası yapılacaktır.

Bu meşverete iştirak eden ağabeyler, isterlerse hariçten görüşülmesini istedikleri konuları da ayrıca gündeme alıp istişareye sunma imkânına sahip olacaklardır.

14) Meşveretin gerektirdiği disipline, kaidelere ve esaslara tabi olmak, şahsi alışkanlıklarımızı bu cihetlerle terbiye etmesini bilmek çok önemlidir. Yapılacak istişarelerin adabına uygun gerçekleştirilebilmesi ve istikametli bir meşveretin ifası için, “Meşveret Kâtipliği” adı altında bir idare sisteminin kurulması icab etmektedir.

Kâtiplik, meşveret oturumunu adilane ve sükûnetle yönetmekle birlikte karşılıklı cedele kaçan konuşmalara fırsat vermeden, neticede alınan kararları da yazmakla mükelleftir.

Buna göre, kâtiplik vazifesini görecek kardeşimiz, çekirdek meşveretin intihabı ile bir yıl sürecek (süre farklı olabilir) şekilde, bu vazifeyi ifa edecektir.

Buna göre  yılı meşveret katipliği, … tarafından idare edilecektir.

15) Şûrâyı teşkil eden heyet; ihtiyaç hâsıl olunca veya periyodik belirli bir zaman dilimi içinde bir araya gelir ve problemleri çözüp, plân ve projeleri nihâî duruma getirecekleri âna kadar da çalışmasını sürdürür.

Meşveret heyetinde bulunanlar, mücbir bir sebep olmadıkça meşverete icabet edip, müzakereleri sonuna kadar takip etmelidir.

Buna göre … il/ilçe/mahalle çekirdek meşvereti ayda bir olmak üzere her ayın 15’inden sonraki cuma günü (farklı bir gün olabilir) toplanacaktır.

16) Meşveret Heyetinden Azl Edilmeyi yahut Yenilenmeyi Geçerli Kılabilecek Bazı Önemli Hususlar:

a. En az üç defa (Bu süre faklı olabilir. Zira amaç sürekliliği ve ciddiyeti temin edebilmek.) meşverete mazeretsiz katılım göstermeyen bir kişinin,

b. Hizmetimizin meslek ve meşrebinin hilafına aşikare bir tutum, davranış ve duruş gösteren bir kişinin,

c. Meşveretin gerektirdiği disipline, kaidelere ve esaslara tabi olmayıp, şahsi alışkanlıklarını terk etmeyen bir kişinin,

meşveret heyeti üyeliği herhangi bir tebliğata gerek kalmadan sona erecektir.

d. Meşveret heyetinin çoğunluğunun kararıyla olmak şartıyla, hikmetle hareket etmek ve muktezayı hale uygun olmak kaydıyla, haklı bir gerekçeye istinad etmek suretiyle; meşveret heyetinin bir yahut daha fazla üyesi değiştirilebilir.

Böylesi durumlarda, yani meşveret heyetinde ekleme yahut çıkarma yapılacak süreçlerde; cemaat içerisinde inşikak ve fitnelere sebebiyet vermeyecek bir usul ve tarz ile birlikte; nezihane, nazikâne ve kavl-i leyyin üzere bir üslup üzere hareketle bilfiil muvazzaf olduğumuz her daim hatırda tutulmalıdır.

17) … il/ilçe/mahalle Geniş Daire Bilgilendirme Meşvereti ise ayda bir olmak üzere her ayın 15’inden sonraki cumartesi günü (farklı bir gün olabilir) toplanacaktır.

18) Meşveretin nerede toplanıp, ne zaman icra edileceğini, meşveret kâtipliği karar verecek ve bunu meşveret heyetine en az bir hafta önce olmak üzere iletişime geçip duyurusunu yapacaktır.

19) … il/ilçe/mahallemizde icra edilecek olan Çekirdek Meşveret ve geniş daire bilgilendirme Meşveretinde, Meşveretin icra usulü şu şekilde olacaktır:

a. Meşveretin evvelinde Nurlardan kısa bir ders (çoğunlukla lahikalardan) okunması.

b. Yoklama yapılması.

c. Adab-ı Muaşeret ve İslam İlmihali kitabından, meşveret adabından bir bölümün okunması.

d. Gündem maddelerinin alınması suretiyle, istişarelerin başlaması.

e. Meşveretin nihayetin de kısa bir surenin (Asr Suresi sünnettir.) okunması.

Dipnotlar:

(1) bk. Zemahşeri, Keşşaf 1,332.
(2) bk. 
Hutbe-i Şamiye.
(3) bk. Hâkim en-Neysaburi, el-Müstedrek 2, 227.
(4) bk. İbnu Hacer, el-Metalibu’l-Aliye 3, 17.
(5) bk. Ebu Davud, Edeb 114.
(6) bk. Maverdi, Edebü’d Dünya ve’d-Din s.239-240.
(7) bk. Tirmizi, Cihad 34.
(8) bk. Suyuti, Hasaisu’l-Kübra s.125.
(9) bk. Mektubat, Yirmi İkinci Mektub, İkinci Mebhas.
(10) bk. Zemahşeri, Keşşaf 1, 332.
(11) bk. Tirmizî, Fiten 7.
(12) bk. Nesai, Sünen, Bey’a 33.
(13) bk. İbnu Kesir, en-Nihaye Fi’l-Fiten 1, 24.
(14) bk. Münavi, Feyzu’l-Kadir 2.
(15) bk. Heysemi, Mecmau’z-Zevaid 1, 178.
(16) bk. age., 1,180.
(17) bk. İbnu Ma’n ed-Dürrî, Temyiz Nu.945, 60/a.
(18) bk. Maverdi, s.235.
(19) bk. İbnu Kesir, Tefsir, 2, 142.
(20) bk. İbnu Hacer, el-Metalibu’l-Aliye 3,17.
(21) bk. Alauddin Aliyyu’l- Muttaki, Kenzu’l-Ummal, 3, 110. 
(22) bk. İbnu’l-Hac el-Maliki, el-Medhal 4,46.
(23) bk. age.
(24) bk. İbnu Mace, Sünen, Edeb 37.
(25) bk. Alauddin Aliyyu’l-Muttaki, Kenzu’l- Ummal, 3, 411.
(26) bk. age., 3, 409.
(27) bk. Alauddin Aliyyu’l-Muttaki, Kenzu’l-Ummal, 3, 410.
(28) bk. a.g.e., 3, 409.
(29) bk. İbnu’l-Hacc, a.g.e., 4, 46.
(30) bk. a.g.e.
(31) bk. Usdü’l-Gabe 4,15.
(32) bk. Ebu Davud, Nikâh 24.
(33) bk. Buhari, İkrah 4.
(34) bk. İbnu Hacer,  Fethu’l-Bari 15, 351.
(35) bk. İbnu Kuteybe, Uyunu’l-Ahbar 1, 27.
(36) bk. Tirmizî, Fiten 38.
(37) bk. İbnu Mace, Fiten 21.
(38) bk. Alauddin Aliyyu’l-Muttaki, Kenzu’l-Ummal 10,186,187.
(39) bk. Vakidi, 1, 214.
(40) bk. Alauddin Aliyyu’l-Muttaki, Kenzu’l-Ummal, 3, 410.
(41) bk. Sözler,  On Sekizinci Söz.
(42) bk. Lem’alar, Yirminci Lem’a.
(43) bk. Şualar, On Üçüncü Şua.
(44) bk. Barla Lahikası, Takdim.
(45) bk. Kastamonu Lâhikası, (11. Mektup)
(46) bk. Emirdağ Lâhikası-I, (167. Mektup).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Hizmet Metodları | Yazar: Hasan TAYFUR | Okunma Sayısı: 1137 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...