Namazdan sonra yaptığımız tesbihatın hadislerden delili, ellerin ters çevrilmesi sünnette var mı?
Değerli Kardeşimiz;
Sübhanallah, elhamdülillah, Allahu ekber ve la ilahe illallah kısımları sahih hadis kitaplarında geçer. Daha sonrası ise aslı sünnete dayanmakla beraber lafızların hepsi dayanmayabilir; ama bu "sünnete muhaliftir" manasına gelmez. En azından zikirdir, zikir de Allah'ın sarih bir emridir.
- NAMAZ TESBİHATI İLE İLGİLİ BAZI ÂYET VE HADİSLER:
“En güzel isimler Allah'ındır. O isimlerle ona dua edin.” (Âraf, 7/180)
Tesbihat, Üstadımızın çok ehemmiyet verdiği dua, zikir ve tesbihlerden ibarettir. Kaynağını Peygamber Efendimiz (asm)’dan ve İslam âlimlerinden alan çok sevaplı bir ibadettir. Nisa suresinin yüz üçüncü ayetinde Cenab-ı Allah şöyle buyurmaktadır.
“Namazı kıldıktan sonra; ayaktayken, otururken ve yan yatarken Allâh’ı anın...” (Nisa, 4/103)
Üstad Hazretleri çeşitli sohbetlerinde (meal olarak) şöyle demiştir:
"Namazın sonunda tesbihat, namazın tohumu, çekirdekleri hükmündedir. Tesbihatta, 'Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahu Ekber' derken kalbi hüşyar bir mü'min o vakitte namaz kılan, tesbihat eden milyonlar mü'minler cemaatı arasına manen girer, onlarla beraber söyler. Hatta daha ileri gitse bütün zaman ve mekânlardaki mü'minlerle beraber olarak, ortada Resûl-i Ekrem (a.s.m.) sağında enbiyalar, solunda evliyalar ve bütün müminler beraber tesbihat edebilir."(1)
Bu kadar sevaplı bir ibadeti kaçırmamak ve şirketi maneviyede yer alabilmek için farz namazlarından sonra bu tesbihatların yapılması çok mühimdir. Bu çalışmada hadislerden bir kısmı bulunmakta ve bu ibadette bulunan çoğu duaların Peygamber Efendimiz tarafından da yapıldığını görmekteyiz.
- HADİSLER:
Bir gün başta Ebu Zer olmak üzere Muhacirlerin fakirleri Peygamber Efendimize gelerek şöyle dediler:
“Ya Resulallah! Varlık sahipleri yüksek dereceleri ve daimi nimetleri alıp gittiler. Çünkü onlar da bizim gibi namaz kılıyorlar, oruç tutuyorlar. Ancak onlar sadaka veriyor biz veremiyoruz, onlar köle azâd ediyor, biz edemiyoruz.”
Peygamberimiz onlara şu müjdeyi verdi:
“Ben size bir şey öğreteyim mi? Onunla sizi geçenlere yetişir, sizden sonrakileri de geçersiniz. Hem hiçbir kimse sizden daha faziletli olamaz; meğerki sizin yaptığınız gibi yapmış olsunlar. Her namazdan sonra otuz üç kere 'Sübhânallah', otuz üç kere 'Elhamdülillah', otuz üç kere 'Allahu ekber' derseniz tamamı doksan dokuz eder; yüzün tamamında da ‘Lâilâhe illallâh vahdehûlâ şerîke leh, lehü’l- mülkü velehü’l- hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr’ derseniz, günahlarınız denizin köpüğü kadar da olsa bağışlanır.” (Müslim, Mesacid, 146)
“Şeytan, namazda iken her birinize gelir, 'Şunu şunu hatırla' der ve namazdan çıkıncaya kadar devam eder. (Bu hatırlatmaların neticesi olarak) kişi bu tesbihatı terk bile eder.” (Tirmizi, Daavât, 25)
"İmanınızı “Lâ ilâhe illâllah” ile yenileyiniz." (Müsned, 2:359; Hâkim, el-Müstedrek, 4:256; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 1:52)
Resülullah buyurdular ki:
"Allah'ın celalinden zikrettiğiniz tesbih (Sübhanallah), tehlil (Lâ ilahe illallah) ve tahmid (elhamdülillah) cümleleri Arş'ın etrafında dönüp dururlar. Onlar tıpkı arı oğulu uğultusu gibi uğultu çıkararak, sahiplerini andırırlar. Sizden biri, Arş'ın civarında kendisini andırtan birisinin olmasından hoşlanmaz mı?"
Resulullah Haris et-Temimi'ye şöyle buyurmuştur:
“Akşam namazını kıldığın zaman yedi defa ‘Allahümme ecirnâ minen nâr’ de. Şayet bu duayı okur, o gece ölürsen, Cenab-ı Hak seni cehennemden uzak kılar. Aynı şekilde sabah namazını kıldıktan sonra okur, o gün ölürsen yine cehennemden azat edilmiş olarak yazılırsın.”
İbnu Abbâs anlatıyor: "Resülullah teşehhüdden sonra şunu okurdu:
"Allahümme inni eûzü bike min azâbi cehennem ve eûzü bike min azâbi'l-kabri ve eûzü bike min fitneti'd-Deccâl ve eûzü bike min fitneti'l-mahyâ ve'l-memât."
"Allah'ım, ben cehennem azabından sana sığınırım. Kabir azabından da sana sığınırım. Deccal fitnesinden de sana sığınırım, hayat ve ölüm fitnesinden de sana sığınırım." (Ebu Dâvud, Salât 184)
Hz. Büreyde anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), bir adamın şöyle söylediğini işittim:
"Allah'ım, şehâdet ettiğim şu hususlar sebebiyle senden talep ediyorum: Sen, kendisinden başka ilah olmayan Allah'sın, birsin, Samedsin (hiçbir şeye ihtiyacın yok, her şey sana muhtaç), doğurmadın, doğmadın, bir eşin ve benzerin yoktur."
Bunun üzerine Efendimiz buyurdular:
"Nefsimi kudret elinde tutan Zât'a yemin olsun, bu kimse, Allah'tan İsm-i Âzàmı adına talepte bulundu. Şunu bilin ki, kim İsm-i Âzamla dua ederse Allah ona icâbet eder, kim onunla talepte bulunursa (Allah ona dilediğini mutlaka) verir." (Tirmizî, Daavât 65, Ebû Dâvud, Salât 358)
"Kim sabah vakti üç kere ‘Eûzü billâhi’s-semîi’l alîmi mine’ş-şeytânirra-cîm’ der ve Haşir sûresinin sonunda üç ayeti okursa, Allah Teâlâ o kimse için akşama kadar dua ve istiğfar etmek üzere yetmiş bin melek vazifelendirir, o gün ölürse şehit olarak vefat eder. Kim bu ayetleri akşam vakti okursa aynı mükâfat ve dereceye ulaşır.” (et Tâc, IV/22)
Ebû Ümâme anlatıyor:
Allah Resûlüne “En ziyade dinlenmeye (ve kabule) mazhar olan dua hangisidir?" diye soruldu. "Gecenin sonunda yapılan dua ile farz namazların ardından yapılan dualardır!" diye cevap verdi." (Tirmizî, Daavât 80.)
Fadâle İbnu Ubeyd anlatıyor:
"Resûlullah dua eden bir adamın, dua sırasında Hz. Peygamber (asm)'e salat ve selam okumadığını görmüştü. "Bu kimse acele etti." buyurdu. Sonra adamı çağırıp:
"Biriniz dua ederken, Allahu Teâlâ'ya hamd u senâ ederek başlasın, sonra Peygamber'e salât okusun, sonra da dilediğini istesin." buyurdu. (Tirmizî, Daavat 66; Ebû Dâvud, Salât 358)
- RİSALE-İ NUR’DA TESBİHAT VE ÖNEMİ:
Risalelerde geçen tesbihat ile alakalı kısımları istifadenize sunuyoruz:
"Kardeşlerimizden birisinin namaz tesbihatında tekâsül göstermesine binaen dedim: Namazdan sonraki tesbihatlar tarikat-ı Muhammediyedir (a.s.m.) ve Velâyet-i Ahmediyenin (a.s.m.) bir evradıdır. O noktadan ehemmiyeti büyüktür."
"Sonra, bu kelimenin hakikati böyle inkişaf etti:
"Nasıl ki, risalete inkılâp eden velâyet-i Ahmediye (a.s.m.) bütün velâyetlerin fevkindedir. Öyle de, o velâyetin tarikatı ve o velâyet-i kübranın evrad-ı mahsusası olan namazın akabindeki tesbihat, o derece sair tarikatların ve evradların fevkindedir."
"Bu sır dahi şöyle inkişaf etti ki: Nasıl zikir dairesinde bir mecliste veyahut hatme-i Nakşiyede bir mescidde birbiriyle alâkadar heyet-i mecmuada nuranî bir vaziyet hissediliyor. Kalbi hüşyar bir zat namazdan sonra sübhânallah, sübhânallah deyip tesbihi çekerken, o daire-i zikrin reisi olan zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâmın müvacehesinde yüz milyon tesbih edenler, tesbih elinde çektiklerini mânen hisseder. O azamet ve ulviyetle sübhânallah, sübhânallah der. Sonra o serzâkirin emr-i mânevîsiyle, ona ittibaen elhamdülillâh, elhamdülillâh dediği vakit, o halka-i zikrin ve o çok geniş dâiresi bulunan hatme-i Ahmediyenin (aleyhissalâtü vesselâm) dairesinde yüz milyon müridlerin elhamdülillâh, elhamdülillâh'larından tezahür eden azametli bir hamdi düşünüp içinde elhamdülillâh ile iştirak eder, ve hâkezâ Allahu ekber, Allahu ekber ve duadan sonra lâ ilâhe illâllah, lâ ilâhe illâllah otuz üç defa o tarikat-ı Ahmediyenin Aleyhissalâtü Vesselâm halka-i zikrinde ve hatme-i kübrasında o sabık mânâyla o ihvan-ı tarikatı nazara alıp o halkanın serzâkiri olan zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâma müteveccih olup 'Elfü Elfi Salatin ve Elfü Elfi Selamin aleyke yâ Rasûlallah.' der, diye anladım ve hissettim ve hayalen gördüm.""Demek tesbihat-ı salâtiyenin çok ehemmiyeti var."(2)
"Aziz, sıddık kardeşlerim, Şimdi zuhr namazını kıldım. Tesbihat içinde siz hatırıma geldiniz ki, her biri hem kendini, hem hanesindeki akrabasını düşünmekle mahzun olur. Birden kalbe geldi ki: Madem eski zamanlarda âhiretini dünyasına tercih edenler, hayat-ı içtimaiyenin günahlarından kurtulmak ve âhiretine hâlisâne çalışmak niyetiyle mağaralarda, çilehanelerde riyazetle hayatlarını geçirenler bu zamanda olsaydılar, Risale-i Nur şakirtleri olacaktılar. Elbette şimdi, bu şerait altında, bunlar onlardan on derece daha ziyade muhtaçtır ve on derece fazla fazilet kazanıyorlar ve on derece daha rahattırlar. "(3)
İ'lem eyyühe'l-aziz! Kelime-i Tevhidin tekrarla zikrine devam etmek, kalbi pek çok şeylerle bağlayan bağları, ipleri kırmak içindir. Ve nefsin tapacak derecede sanem ittihaz ettiği mahbuplardan yüzünü çevirtmektir. Maahaza, zâkir olan zatta bulunan hâsse ve lâtifelerin ayrı ayrı tevhidleri olduğuna işaret olduğu gibi, onların da, onlara münâsip şerikleriyle olan alâkalarını kesmek içindir." (4)
"Namazın mânâsı, Cenâb-ı Hakkı tesbih ve tâzim ve şükürdür. Yani,
• Celâline karşı kavlen ve fiilen Sübhânallah deyip takdis etmek;
• hem, kemâline karşı lâfzen ve amelen Allahu ekber deyip tâzim etmek;
• hem, cemâline karşı kalben ve lisanen ve bedenen Elhamdü lillâh deyip şükretmektir.
Demek, tesbih ve tekbir ve hamd, namazın çekirdekleri hükmündedirler."
"Ondandır ki, namazın harekât ve ezkârında, bu üç şey her tarafında bulunuyorlar. Hem ondandır ki, namazdan sonra, namazın mânâsını tekid ve takviye için, şu kelimât-ı mübareke, otuz üç defa tekrar edilir; namazın mânâsı şu mücmel hülâsalarla tekid edilir."(5)
"DÖRDÜNCÜ MESELE: جَدِّدُواۤ اِيمَانَكُمْ بِلاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللّٰهُ ın hikmetini soruyorsunuz… Onun hikmeti çok Sözlerde zikredilmiştir. Bir sırr-ı hikmeti şudur ki:"
"İnsanın hem şahsı, hem âlemi her zaman teceddüt ettikleri için, her zaman tecdid-i imana muhtaçtır. Zira insanın herbir ferdinin mânen çok efradı var. Ömrünün seneleri adedince, belki günleri adedince, belki saatleri adedince birer ferd-i âher sayılır. Çünkü, zaman altına girdiği için, o ferd-i vahid bir model hükmüne geçer, her gün bir ferd-i âher şeklini giyer."
"Hem insanda bu taaddüt ve teceddüt olduğu gibi, tavattun ettiği âlem dahi seyyardır. O gider, başkası yerine gelir. Daima tenevvü ediyor, her gün başka bir âlem kapısını açıyor. İman ise, hem o şahıstaki her ferdin nur-u hayatıdır, hem girdiği âlemin ziyasıdır. لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللّٰهُ ise, o nuru açar bir anahtardır."
"Hem insanda madem nefis, hevâ ve vehim ve şeytan hükmediyorlar; çok vakit imanını rencide etmek için, gafletinden istifade ederek, çok hileleri ederler, şüphe ve vesveselerle iman nurunu kaparlar."
"Hem zâhir-i şeriate muhalif düşen ve hattâ bazı imamlar nazarında küfür derecesinde tesir eden kelimat ve harekât eksik olmuyor. Onun için, her vakit, her saat, her gün tecdid-i imana bir ihtiyaç vardır."(6)
Dua esnasında eller (duanın seması sayılan) yukarıya açık olarak (ayrı) şekilde tutulur. İki elin avuç içi terazinin iki gözü gibi muvazeneli şekilde göğüs hizasında, semadan gelecek Rahmet-i İlâhiyye’ye açık bekler.
Ancak, bazı zamanlarda bu iki elin yanyana birleşip, bitişik şekilde tutulması da sünnete aykırı değildir. Resûl-i Ekrem (asm) Hazretleri her iki halde de dua yapmıştır. Lâkin çoğu defa ellerini ayrı şekilde tuttuğu anlaşılmaktadır.
Nitekim Şafiî mezhebinde duanın korku mânâsına gelen cümlelerinde ellerin içinin yere çevrilip aşağıya tutulduğu gibi. Hanefi’de ise avuç içinin aşağıya çevrilmesi sadece yağmur duasında meşru kılınmış, diğerlerine şâmil olmamıştır.
Şafilerin dua ederken musibetten sakınmak için ellerini aşağıya çevirmeleri bazı hadislere dayanmaktadır ki sünnettir. Bu hadislerden birisi şöyledir:
“Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü vesselam, Allah’tan bir şeyin olmasını istediği zaman ellerinin içini yukarıya çevirirdi. Ancak bir şeyden sakınacağı zaman ise ellerinin içini aşağıya çevirirdi.” (Bu konuyla ilgili hadisler için bk. Müsned, Ahmed b. Hanbel IV/56; Mecmau’z- Zevaid, X/168; Cemu’l-Fevaid, II/618; el-Fethu’l-Kebir, II/357)
Bu nedenle ellerini dua ederken aşağıya çevirenler, bu hadislere göre amel etmiştir. Hanefiler ise bu konuda Şafileri taklit etmiş oluyor.
Dipnotlar:
(1) bk. Şahiner, Son Şahitler, Mustafa SUNGUR Ağabeyin Hatıraları, IV/15-91.
(2) bk. Kastamonu Lahikası, 70. Mektup.
(3) bk. Şualar, On Üçüncü Şua.
(4) bk. Mesnevî-i Nuriye, Hubab.
(5) bk. Sözler, Dokuzuncu Söz.
(6) bk. Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup, Dördüncü Mebhas.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar
"Diğer taraftan Peygamberimiz, fakir olduğu için zenginlerin mallarını infak ederek elde ettikleri faziletlere ulaşamamaktan yakınan Ebû Zerr"e hitaben şöyle demiştir: “Söylediğin takdirde bunu söyleyenlerden başka hiç kimsenin elde edemeyeceği (kadar mükâfatı olan) bazı kelimeleri sana öğretmemi istemez misin?” Ebû Zer, “Evet isterim, Ey Allah"ın Resûlü!” deyince, Efendimiz,“Her namazın sonunda otuz üç kere "Allâhü ekber", otuz üç kere "Sübhânallâh", otuz üç kere "Elhamdülillâh" diye Allah"a hamdetmelisin. Sonra da bunu "Lâ ilâhe illâllâhü vahdehû lâ şerîke leh lehü"l-mülkü ve lehü"l-hamdü ve hüve alâ külli şey"in kadîr." diye bitirmelisin.” 20 şeklinde tavsiyede bulunmuş, hatta bu zikrin, denizin köpüğü kadar çok bile olsalar günahların bağışlanmasına vesile olacağını21 ifade etmiştir. Sevgili Peygamberimiz, “Lâ ilâhe illâllâh” kelimesini hiçbir amelin fazilet bakımından geçemeyeceğini22 bildirmiş, böylece müminlerin gönüllerinde yer eden “Bir olan Allah"a iman” bilincini dilleri ile de sürekli ikrar etmek suretiyle canlı tutmalarını hedeflemiştir." DİB hadislerle İslam.
99 adet tesbihten sonra 100.de la ilahe illallah kaynaktaki gibi söylemek var.
Ama 33 defa La ilahe illallah tesbihini kitaplarda göremedim. Uzun tesbihatta yer alıyor, kaynağı var mı?
Cevap için linke tıklayınız:
https://sorularlaislamiyet.com/namazlardan-sonra-33-defa-la-ilahe-illallah-kelime-i-tevhid%E2%80%9D-cekilmesi-sunnet-midir
Yazıyı okudum.
"Yalnız mezhebi Şafiî olduğu için, namazdan sonraki tesbihatı biraz fazlacadır. O fazlalıkta otuz üçer tesbihattan sonra mezheb-i Şafiî'de sünnet olan bazen on, bazen otuz üç 'Lâ ilahe illallah' ve üç defa da salavat okumaktan ibarettir.” (Barla Lahikası, Envar Neşriyat, s.301)
1) Bu 33 kelime-i tevhid Şafiilerde sünnet olduğu belirtiliyor. Başka bir mezhebin hükmünü ZARURET olduğu zaman almamız gerekmiyor mu?Ortada zaruret yok, haşa davet bidat olmaz mı?
"Hanefî isen, bu tesbihatı yapman sevaptır ama kendi mezhebinde zorunlu veya sünnet kabul edilmez."Lâ ilâhe illallah" zikri Kur'an ve hadisle sabittir.Bu zikir şekli bir mezhepte sünnet, diğerinde değilse de, genel anlamda zikir olduğu için meşrudur.Yani, Hanefî de bu zikirleri nafile zikir ve sünnet-i hasene (güzel adet) olarak yapabilir." Chatgbt böyle cevap yazdı.
Sizin fikrinizi almak istedim, tam bir kanaate varmak için.
2) Chatgbt cevabı doğru mu?
Linkteki yazınızdan alıntı.
"Ensardan bir adam rüyasında: “Rasûlullah (asm) size her namazdan sonra otuz üç defa “Sübhanallah” otuz üç defa “Elhamdülillah” otuz dört defa “Allahü ekber” demenizi emretti değil mi?” denildi. Adam: “Evet” deyince; karşısındaki: “Öyleyse onları yirmi beşe indirin de “Lâ ilâhe illallah” demeyi de ilave edin” dedi. Sabah olur olmaz bu kimse durumu Peygamber’e (asm) anlattı. Peygamber de (asm): “Öylece yapınız.” buyurdu. (Nesai, Sehv, 93; Tirmizî, Dua, 26; Dârimi, Salat 90)
O zaman herbiri 25'er defa oluyor. Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahuekber, kelime-i tevhid. Bu mantığa göre de biz tesbihi fazla yapmış olmuyor muyuz?
Halbuki tesbihatlarımızda hepsinden 33 'er defa çekiyoruz. Sayılar rastgele değildir. Ben sadece yaptığımızın kaynağını görüp kaynaktan güç almak istiyorum. Sünnetteki yerini görmek istiyorum.
Bediüzzaman Said Nursî'nin hazırladığı tesbihat metni, büyük ölçüde MEZHEPLER ÜSTÜ bir nitelik taşır. Zira:
İçinde hem Hanefî hem de Şafiî uygulamalardan izler vardır.
Tesbihatta geçen dualar ve zikirler, sadece bir mezhebin uygulamasına bağlı kalmayıp, ümmetin ortak dua mirasından alınmıştır.
Bu yönüyle hem ehli sünnetin geneline hitap eder, hem de birleştirici bir yön taşır.
Bediüzzaman'ın tesbihatında yer alan bazı dualar ve zikirler, Malikî ve Hanbelî mezheplerinde öne çıkan uygulamalara benzerlik göstermektedir. Örneğin:
"Allahümme ecirnî minennâr": Bu dua, namaz sonrası yapılan tesbihatlarda sıkça tekrar edilir ve Malikî mezhebinde öne çıkan uygulamalardan biridir.
"Allahümme ente’s-selâm ve minke’s-selâm": Bu zikir, Hanbelî mezhebinde namaz sonrasında yapılan tesbihatlarda yer alır ve Bediüzzaman'ın tesbihatında da bulunmaktadır.
Bu örnekler, Bediüzzaman'ın tesbihatının sadece Hanefî ve Şafiî mezheplerine değil, Malikî ve Hanbelî mezheplerine ait uygulamaları da içerdiğini göstermektedir.
1) Aile ortamında yemeğe oturuluyorsa, namaz kılıp tesbihata dahil olmak mı daha üstündür, yoksa ailemizin (eş, çocuk). yemeğine dahil olup namazın tesbihatını yemekten sonra mı yapmak daha üstündür?
Zira aileyi bekletmek, aile huzurunu da bozmak oluyor. Hatta buna kul hakkı da denir.
Tesbihatı ise namazın ardından yapmak faziletlidir. Dolayısıyla tesbihatı da geciktirmek doğru değildir.
Burada iki şer olandan az şerli olanı seçmek hayır olur diye düşündüm. Zira aileyi bekletmek daha büyük vebal,diye aklıma geliyor. Çünkü kul hakkı haram. Yemekten sonra tesbihatı yapmak makuldür, diye düşünüyorum.
2) Herhangi bir namaz vaktin son kısmında kılınırsa ve namazı bitirdiğimizde, diğer vakit girip ezan okunmuşsa, tesbihat ve uzun tesbihatı yapmak da bir mahzur var mı?
Aile Yemeği ve Tesbihat Önceliği
Aile, özellikle eş ve çocukların bekletilmesi, onların hakkına girmek ve ev içindeki huzuru bozmak anlamına gelebilir. Kul hakkı (hukuku'l-ibad) dinimizce en önemli ve hassas konulardan biridir ve haramdır.
Tesbihatın Hükmü: Namazın hemen ardından yapılan tesbihat (sürekli okuduğunuz zikir ve dualar) müstehap bir ameldir. Namazın sıhhati (geçerliliği) için şart değildir.
Fıkhi Kural: Müstehap olan bir ameli (tesbihatı) yerine getirmek için, haram olan bir eylemi (kul hakkına girmeyi, aile huzurunu bozmayı) yapmak dinen uygun değildir.
Sonuç: Aile fertlerinin gönlünü hoş tutmak, onların bekletilmemesi ve huzurun korunması, müstehap olan tesbihatı biraz geciktirmekten daha büyük bir hayırdır ve önceliklidir. Yemekten sonra tesbihatı yapmakta hiçbir mahzur yoktur ve bu tercihiniz, İslami ahlak ve fıkıh açısından doğru ve makul olandır.
Vaktin Sonunda Kılınan Namaz ve Tesbihat
Namazı vaktinde tamamladıktan sonra tesbihatı yapmak, namazın bir parçası veya şartı değildir. Bu nedenle, namazınız bittiği anda diğer namaz vakti girmiş olsa bile, o namazın tesbihatını ve uzun tesbihatını yapmanızda dinen hiçbir sakınca yoktur.
Önemli olan namazı vaktinde bitirmiş olmanızdır. Tesbihat ve zikirler serbest zamanlı ibadetler sayıldığı için, sonraki vaktin girmesi tesbihatın yapılmasına engel teşkil etmez.