Tesbihattaki "Tercüman-ı İsm-i Azam Duası"nın sıralamasının farklı olmasının hikmeti ne olabilir? Bunları Üstad mı hazırlamış, ilham mıdır?
Değerli Kardeşimiz;
Üstadımız hem sünnetten hem de İslam alimlerinin uygulamalarından çokça istifade etmiş bir muhakkiktir. Bu nedenle zikir, evrad ve tesbihatında sünnet ve muhakkiklerin tesbihlerinin kokusu vardır. Tesbihattaki esma-i ilahiyenin dizilişinde elbette çok manidar hikmetler vardır. Ayrıca günün her vakti bir olmadığından, namazlar ve namazların arkasında okunan aşirler de bir değildir. Bu nedenle her namazdan sonraki tesbihatlar da farklılık arz eder. Aşağıda tesbihatın kaynaklarında buna değindik.
Bu tesbihatların her birisinin kaynakları maziye uzanmakla birlikte, dizilişi ve hangi namazda ne okunacağının tayinleri Bediüzzaman Hazretlerine aittir. Bu dizilişin arkasında şiddetli talebin meyvesi olan bir ilham ve sünühat olduğunu düşünüyoruz.
Namazın sonundaki tesbihler, Allah’ı zikretmenin en üstün ve en güzel bir yoludur. Zira bu tesbihleri tanzim ve tesis eden Allah’ın Resulü ve Habibi olan Hazret-i Muhammed (asm)’dır. Nasıl Hazreti Peygamber (asm) insanlığın en seçkin ve üstünü ise, onun çizdiği ve tesis ettiği evrat ve ezkar da diğer evrat ve ezkarlar içinde en üstündür.
Allah rızasını tahsil etmek ve çok faziletli sevaplar kazanmak, ancak ve ancak Hazreti Peygamber (asm)'in tespit ve tesis ettiği evrat ve azkarı takip etmek ile mümkündür.
Namazdan sonra yapılan tesbihat bir ibadettir; ibadet ise dünya hayatında birtakım fayda ve menfaatler için yapılmaz. İbadetin tek illeti, yani yapılma sebebi vardır; o da Allah’ın emrine uymak ve neticesinde rızasını kazanmaktır. İbadetlerin dünyevi ve uhrevi faydaları sadece nefsi teşvik içindir, yoksa sırf ibadetin sebebi değildirler. Namazdan sonra yapılan tesbihleri de böyle mülahaza etmeliyiz ki; Allah katında makbul olsun.
Bunun yanında uzun yapılan tesbihler içinde müşterek bir dua halkası vardır; biz bu halkaya dâhil olursak milyonlarca Müslüman’ın halis duasına mazhar oluruz. Belki Allah, bu duaların neticesinde bizi affedip cennetine ilhak edecek. Bu sebeple tesbihatları takip etmekte; maddî ve manevî çok maslahat ve faydalar vardır.
Namazı ister cemaatle kılalım, isterse tek başımıza kılalım fark etmez; namazdan sonra tesbîhat yapmak, sünnet-i seniyyedir. Tesbihat cemaatle birlikte yapılabileceği gibi, ferdî olarak da yapılabilir. Üstad'ın ifadesiyle;
"Namazdan sonraki tesbihatlar tarikat-ı Muhammediyedir (a.s.m.) ve Velâyet-i Ahmediyenin (a.s.m.) evradıdır. O noktadan ehemmiyeti büyüktür..."(1)
Bunlardan bazılarını teşvik eden hadisi- şerifler şöyledir:
Muâviye bin Hakem es-Selemî (ra) anlatır: Resûlullah (asm), “Bizim namazımız tesbîh, tekbîr ve Kur’ân tilâvetinden ibârettir; onda dünya kelâmı konuşulmaz!” buyurdu.(2)
Muhâcirlerden bazı fakir sahabîler bir gün Allah Resûlüne (asm) şöyle dediler:
“Ya Resûlallah! Mal sahipleri yüksek derecelere eriştiler. Bizimle beraber namaz kılıyorlar, oruç tutuyorlar! Bizden ayrı bir de mallarıyla haccediyorlar, umre yapıyorlar, köle azt ediyorlar, sadaka veriyorlar!”
Allah’ın Resûlü (asm): “Ben size bir şey öğreteyim mi? Onun sayesinde sizi geçenlere yetişir, sizden sonrakileri de geçersiniz. Hem böylece, sizin yaptığınızı yapanların dışında hiç kimse sizden daha fazîletli olmaz!” buyurdu.
Büyük bir müjdeydi. Ashab-ı Kirâm (ra): “Buyurunuz ya Resûlallah; öğretiniz!” dedi.
Resûl-ü Ekrem Efendimiz (asm): “Her namazın ardından otuz üçer defa Sübhânallah, Elhamdülillâh ve Allahu ekber dersiniz. Sonra da 'Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh. Lehü’l-Mülkü ve lehü’l-Hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr.' dersiniz; deniz köpüğü kadar bile olsa günahlarınız bağışlanır!” buyurdu.(3)
Ebû Zerr (ra) anlatır ki: Resûlullah Efendimiz (asm) buyurdu ki:
“Her kim, sabah namazından sonra diz çökmüş olarak, konuşmadan önce on defa 'Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke lehü. Lehü’l-mülkü ve lehû’l-hamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve alâ külli şey’in kadîr.' derse kendisine onlarca sevap yazılır, on günahı silinir, on derece yükseltilir, o günün tamamında her şerden emin ve emniyette olur, şeytandan korunur ve o gün hiçbir günah ona ulaşarak amelini iptal etmez!”(4)
Namazdan sonra yaptığımız tesbihattaki esma-i hüsnalara, neden ism-i azam duası ve tercüman-ı ism-i azam duası deniliyor?
Namaz tesbihatında okunan ve Allah’ın birçok isimlerinin de içinde bulunduğu duaya İsm-i Azam denilmesinin iki sebebi var:
Birisi, o isimlerin içinde Allah lafza-i celalinin bulunmasından dolayıdır. Zira ekseri alimlerin görüşüne göre mutlak ve mahfi bırakılmış olan ism-i azam, Allah ismidir. Allah ismi, Allah’ın zat-ı akdesine delalet eden umumi ve kuşatıcı bir isim olmasından dolayı, sair bütün isimleri ve sıfatları mahiyetinde toplayıp onlara lüzumiyet noktasından işaret ediyor. Bu duada en ziyade Allah lafzı tekrar edildiği için, duanın adına, İsm-i Azam duası denilmiştir.
Diğer bir sebebi, ism-i azam mutlak ve mahfi bırakıldığı için, Allah’ın her ismi potansiyel olarak ism-i azam olabilir. Bu duada da Allah’ın birçok isimleri zikredildiği için onları temsilen İsm-i Azam denilmesi gayet yerindedir ve güzeldir.
Üstad Hazretlerinin şu ifadeleri ikinci sebebi işari olarak teyit ediyor:
"Hem madem Hz. Ali'nin (r.a.) kudsi Üstadından aldığı ve bu ümmete verdiği en mühim ders ve bu iki kaside-i gaybiyesinin mevzuu ve esas ve ruhu olan Sekine'yi ve ism-i Âzamı bu zamanda herkesten ziyade kendine vird eden ve on üç seneden beri ism-i Âzamla beraber binbir Esma-i İlahiye içinde bulunan Cevşenü'l-Kebir ile ve o esma ile ulûm-u Kur'âniyenin hazinesini açan yüz yirmi risaleyi, o esmanın feyzi ile Kur'ân'a tefsir yapan ve yirmi dört saatte yüz yetmiş defa Sekine ve ism-i Âzam denilen Esma-i Sitte-i Meşhureyi bin üç yüz mükerrer âyetle okuyan ve Âl-i Beytin manevî ve gayet mühim bir mirası ve bir maden-i feyzi olan Cevşenü'l-Kebir'i kendine üstad eden ve bidayette her günde bir defa, bazen üç defa tamamını okuyan ve talebesine tavsiye eden adam, Risale-i Nur müellifidir."(5)
Dipnotlar:
1) bk. Kastamonu Lahikası, 70.Mektup.
2) bk. Nesâî, Kitab’us-Sehiv, 20.
3) bk. Müslim, Mesâcid, 142.
4) bk. Tirmizî, Daavât, 63.
5) bk. Sikke-i Tasdik-i Gaybî, Yirmi Sekizinci Lem'a Birinci Mesele
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Üstadımız ism-i azam ve tercüman-ı ism-i azam tesbîhatlarını nereden almış? Mecmuatul ahzab’da göremedim. İlhamen mi tespit etmiş yoksa bir kaynakta aynen veya benzer şekilde geçiyor mu? Üstadımız bir kaynaktan alıp üzerinde düzenleme mi yapmış?
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin Risale-i Nur külliyatında ve günlük evradında yer alan İsm-i Azam ve Tercüman-ı İsm-i Azam duaları, doğrudan doğruya ilhamla sıfırdan telif edilmiş metinler değildir; kökleri İslam vahyine ve kadim havas ilmine dayanır.
Bu tesbihatların menşei ve gelişim süreciyle ilgili şu noktalar meseleyi aydınlatmaktadır:
Temel Kaynak: Hz. Ali (r.a.) ve Sekine
Üstad, bu duaların aslına dair işaretlerde bulunurken genellikle Hz. Ali (r.a.) vasıtasıyla gelen rivayetlere ve Cevşen-ül Kebir’e atıfta bulunur. Risale-i Nur’un çeşitli yerlerinde, İsm-i Azam’ın altı nuru (Ferd, Hayy, Kayyum, Hakem, Adl, Kuddüs) olarak zikredilen isimlerin Hz. Ali’ye dayanan bir "Sekine" olduğunu ve bu isimlerin Kur’an’dan süzüldüğünü belirtir.
Mecmuatü’l-Ahzab Meselesi
Mecmuatü’l-Ahzab, Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi Hazretleri tarafından derlenen devasa bir dua antolojisidir. Üstad’ın bu eseri çokça mütalaa ettiği ve "Şah-ı Nakşibend" veya "Abdülkadir Geylani" gibi zatların virdlerini buradan okuduğu bilinir.
Ancak Tercüman-ı İsm-i Azam duası, Mecmuatü’l-Ahzab'ın içerisinde "Hizbu’l-Hakaik" veya "Cevşen" bölümlerinin bir parçası ya da zeyli mahiyetinde bulunur. Bazı baskılarda doğrudan bu isimle bir başlık olmayabilir, fakat metin içerik olarak bu koleksiyonun içinde mevcuttur. Üstad, bu duayı oradan almış, ancak kendi meşrebine ve Nur talebelerinin ihtiyacına göre bir tertip ve düzenleme yapmıştır.
İltibas ve Düzenleme (Tanzim)
Bediüzzaman Hazretleri, hazır metinleri olduğu gibi kopyalamaktan ziyade, onları "tashih ve tanzim" ederek kullanmıştır.
İlhamen Tespit: Duadaki esmaların sıralanışı, aralardaki "ecirna" (bizi kurtar) kısımlarının eklenmesi ve bu duaların namaz tesbihatına dahil edilmesi Üstad'ın bir tasarrufudur. Yani içeriği (maddeyi) eslaftan almış, formunu (şekli) kendi manevi irşadıyla belirlemiştir.
Tercüman-ı İsm-i Azam: Bu dua aslında Cevşen-ül Kebir’in bir nevi özeti ve şerhi mahiyetindedir. Üstad, her ismin arkasına o isme uygun bir ilticayı ekleyerek duayı daha tesirli ve sistematik bir hale getirmiştir.
Sonuç
Özetle; bu tesbihatlar ne tamamen sıfırdan bir "ilham" ürünüdür ne de bir kitabın sayfasından alınıp hiç dokunulmadan konulmuş metinlerdir.
Aslı: Hz. Ali (r.a.) ve sahabe dönemi rivayetlerine dayanır.
Yazılı Kaynağı: Mecmuatü’l-Ahzab ve Gümüşhanevi ekolünün muhafaza ettiği evradlardır.
Üstad'ın Rolü: Dağınık veya farklı versiyonları olan bu metinleri Kur’anî bir süzgeçten geçirmiş, en cami (kapsamlı) hallerini seçmiş ve namazın arkasına bir "merdiven" gibi dizerek bugünkü tesbihat formuna kavuşturmuştur.
Bu sebeple, bazı kısımları kelimesi kelimesine eski kitaplarda bulamamanızın sebebi, Üstad'ın o metinler üzerinde yaptığı manevi tasarruflar ve tanzimdir.