Nasıl oluyor da direkt Kur'an-ı Kerim'den mana çıkartarak kitap (Risaleler) yazılabiliyor? Diğer üç kaynaktan (icma, sünnet, kıyas) hiç yararlanmadan fıkıh kitabı yazılabiliyor?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Öncelikle Risale-i Nur Külliyatı fıkıh kitabı değildir. Risale-i Nurların doğrudan Kur’an ayetlerini izah etmesi demek, diğer kaynakları göz ardı ettiği manasına gelmez. Üstad çok yerlerde, sünnet ve icmanın ehemmiyetini vurguluyor. Kaldı ki Üstad, Risale-i Nurları yazmaya başlamadan önce bütün ilimleri öğrenmiş, hatta bazı temel İslam kaynaklarını da ezberlemiştir. Bütün bu kaynaklar, Risale-i Nur'un yazılmasında bir vasıta ve bir basamak olmuştur.

Risale-i Nur'un sahası; tevhid ve imana dair konulardır. Özellikle günümüzdeki meselelere ve hücumlara cevap olarak yazılmıştır. Risale-i Nurlar, Kur’an’ı başından sonuna kadar, klasik tefsir ve fıkıh kaynakları gibi inceleyen bir tefsir değil; asrın ihtiyaç ve meselelerine Kur’an eczanesinden reçeteler sunan manevî ve vehbi bir tefsirdir.

Günümüzün meselesi ne fıkıh ne de diğer bir İslam ilminin sahasıdır. Zaten dört hak mezhep ve sair İslam alimleri, o sahadaki bütün meseleleri gereken izah ve cevabı kâfi derecede vermişlerdir. Günümüzün en büyük meselesi; fen ve felsefeden gelen inkârcı düşünce akımlarıdır ki, bunlar doğrudan imana ve Kur’an’a saldırıyorlar. İşte Risale-i Nur, bu inkârcı düşünce akımlarına karşı hizmet ediyor ve bütün dikkatini iman ve Kur’an üzerine teksif etmiştir. Yoksa diğer sahaları atlayıp yok sayma gibi bir düşüncesi ve tavrı yoktur. Bilakis o sahaların temeli ve esası olan iman sahasını ihya ediyor ki, onlar da tekrar toplum içince hayat bulsun.

Bir binanın en mühim yeri temelidir, bina temel üstünde durur. İslam binasının temeli de imandır, sair kısımlar ise bu temel üstünde yükselir. Bu zamanın din düşmanları İslam binasının temeli olan imana hücum ediyorlar. Risale-i Nur ise; İslam binasının temeli olan imanı müdafaa ediyor; dolaylı olarak da sair ilimlere, sünnete ve fıkha da hizmet etmiş oluyor.

“Bana ıztırap veren," dedi "Yalnız İslâm’ın mâruz kaldığı tehlikelerdir. Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt, gövdenin içine girdi. Şimdi, mukavemet güçleşti. Korkarım ki, cemiyetin bünyesi buna dayanamaz. Çünkü düşmanı sezmez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder. Cemiyetin basiret gözü böyle körleşirse, iman kalesi tehlikededir. İşte benim ıztırabım, yegâne ıztırabım budur.” (Tarihçe-i Hayat)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 3.832
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

artiha

Akıl ile nakil muaraza ettiği vakit akıl asıl itibar ve nakil tevil olunur. Şart ki akıl akıl olsa gerektir. Üstadın feraseti ile beyan ettiği bizim havsalamızın ötesinde

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...