Risale-i Nur ışığında mekân ve zaman diliminden bahseder misiniz? Mesela milyarlarca yıl, Allah katında nasıl geçiyor?
- Mesela kabirde zamanın çok çabuk ya da çok yavaş geçmesi, Peygamber Efendimiz (asv)'in miraca o hızla çıkması?..
Değerli Kardeşimiz;
Zaman ve mekân ikisi de yaratılmıştır. Allah hem zamanın ve hem de mekânın dışındadır. Ancak zamanın içinde yaşayan bir varlık olarak zamansızlığı anlamamız mümkün değildir.
Ayrıca zaman nisbidir. Uyuyan ve uyanık olan farklı iki insan için farklı ikiz zaman dilimi vardır. Uyuyan kişi zamanın nasıl geçtiğini fark etmezken; uyanık olan dakikaları sayar.
Zaman, harekete bağlı olarak ortaya çıktığı için, her yıldız ve gezegenin kendine ait bir zaman birimi vardır. Bir günü bizim elli bin günümüz olan yıldızlar vardır. İnsanlar ve hayvanlar için de zaman farklı etki bırakmaktadır. Bir gün içinde doğup, büyüyüp ve yavru sahibi olan böcekler vardır. Bu bizim için kısa bir zaman dilimdir, ancak o böcek için bir ömürdür.
Zaman konusu Külliyat'ın bir yerinde şöyle geçmektedir:
"BİRİNCİSİ: Meselâ, خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضَ فِى سِتَّةِ اَيَّامٍ 'Altı günde gökleri ve yeri yarattık.' demek olan; hem, belki bin ve elli bin sene gibi uzun zamandan ibaret olan eyyâm-ı Kur’âniye ile, insan dünyası ve hayvan âlemi altı günde yaşayacağına işaret eden hakikat-i ulviyesine kanaat getirmek için, birer gün hükmünde olan herbir asırda, herbir senede, herbir günde Fâtır-ı Zülcelâlin halk ettiği seyyal âlemleri, seyyar kâinatları, geçici dünyaları nazar-ı şuhuda gösteriyoruz. Evet, güya insanlar gibi dünyalar dahi birer misafirdir. Her mevsimde Zât-ı Zülcelâlin emriyle âlem dolar, boşanır." (Sözler, On Dördüncü Söz)
Bast-ı Zaman: "Zamanın genişlemesi, kısa zamanda çok işler görülmesi."
Tayy-ı Mekân: "Mekân kaydından kurtulmak, bir anda değişik yerlerde görünebilmek."
Dağlarla yeryüzünün alanı genişliyor. Küçücük kabarcıklar da midenin alanını artırıyorlar. Akciğer açıldığı zaman iki yüz elli metrekare oluyor. Bir insanın kılcal damarları yüz bin kilometre; ekvatoru iki buçuk defa dolaşabilecek uzunlukta.
Allah’ın mekân içinde mekân yarattığının daha nice misalleri var.
Öyle ise, O Zât-ı Kadir, zaman içinde zaman da yaratabilir. Bazı sevgili kullarında bast-ı zamanı sergileyebilir ve o kul çok kısa zamanda büyük işler yapabilir.
Önce şu soruyu soralım kendimize: Biz bast-ı zamanı anlamakta niçin zorlanıyoruz?
Çünkü biz ülfete, alışkanlıklara esir olmuşuz. Güneş ışığının, yaklaşık, yüz elli milyon kilometrelik bir yolu sekiz dakikada geçerek dünyamıza ulaşmasına artık hayret etmiyoruz. Bugün, şekillerin ve seslerin televizyon vasıtasıyla bir anda birçok mekânlarda bulunmasını gayet normal karşılıyoruz. Faraza; bir gün ses ve şekiller gibi, eşyanın da nakline muvaffak olunsa, o zaman onu da gayet normal ve makul bulacak, ona da hayret etmemeğe başlayacağız.
Bast-ı zaman konusunda, Nur Külliyatından bir hikmet dersi:
“Rüyada bir saat zarfında bir senenin geçtiğini ve pek çok işler görüldüğünü görüyorsun. Eğer o saatte o işlere bedel Kur’an okumuş olsa idin birkaç hatim okumuş olurdun.” (Mesnevî-i Nuriye)
Bu vecizenin devamında alışık olmadığımız bir tâbir geçer: Ruh sürati.
Ruhun sürati ne ışıkla kıyasa girer ne de sesle. Hayâl, ruhun bir hizmetçisi. Bir anda cennetlere varabiliyor. Akıl, ruhun anlama âleti. İnsan bu âletle bir anda yıldızlara çıkıp onları tefekkür edebiliyor.
Rüyada bizim de ruhumuz bedenimize bir derece galip gelir. Çok uzak mesafelere bir anda gider, geçmişe ve geleceğe rahatlıkla ulaşırız; dedemizle de görüşürüz, torunlarımızla da.
Manen terakki ederek, melekleri gerilerde bırakan bir ruh, onların gayet rahatlıkla yaptığı bir işi niçin yapamasın? Bir anda birkaç mekânda neden bulunamasın?
Hak dostlarının çoğunda görülen bu kerametler hakkında Bediüzzaman Hazretleri; “Bu gibi vukuat, istiğrab ile inkâr edilmesin. Zira bu gibi garib mes’eleleri tasdike yaklaştıran misaller pek çoktur” buyuruyor ve rüyayı misal olarak veriyor.
İnsan uykuya daldığında, artık beden kaydından kurtulmuştur. Bediüzzaman, ölüm için yaptığı birbirinden güzel tariflerin birinde “ıtlak-ı ruh” tabirini kullanır. Itlak; kayıtlardan azade olmak, kayıtsız olmak demektir. Ölümün küçük kardeşi olan uykuda da bu mana bir derece hükmeder. Uykuya geçen insanın, artık ne görmek için göze ne işitmek için kulağa ne de yürümek için ayağa ihtiyacı vardır.
Bir nevi tayy-ı mekân ile en uzak beldelere hemen ulaştığı gibi, bast-ı zaman ile de yıllar alacak işleri bir dakika içinde görüp bitirir.
“Ruhu cismaniyetine galib olan evliyanın işleri, fiilleri sür’at-ı ruh mizanıyla cereyan eder” hükmü, evliyanın tasarruflarında çokça görülmüştür. Fütuhat-ı Mekkiye namındaki büyük mecmua bir günde iki buçuk defa mütalaa edilmiş, bir anda kırk ayrı davete icabet edilmiş, bir dakikada Kur’an hatmedilmiştir. Ramazan Risalesi, kırk dakikada; Yirmi Sekizinci Söz, yirmi dakikada telif edilmiştir.
Tayy-ı mekânın da bast-ı zamanın da en ileri derecesi ve en büyük misali miraç mucizesidir. Üstad, burada çok mühim bir gerçeğe dikkat çekiyor:
“Mi’rac yoluyla beka âlemine girdi. Beka âleminin birkaç dakikası, bu dünyanın binler senesini tazammun etmiştir.” (Mesnevi-i Nuriye)
Ruh, beden kaydından kurtulup rüya âlemine girince, çok harika işleri çok kısa bir zamanda yapabilmektedir. Bu işler yine bu dünyada, yani “fena âleminde” cereyan etmektedir. Şu var ki, bu dünya hayatında da olsa, âlemlerde değişiklik meydana gelmiştir; yakaza (uyanıklık) âleminden nevm (uyku) âlemine geçilmiştir. Başka bir âleme geçilince, o yeni âlemin hükümleri de farklı oluyor.
Peygamber Efendimiz (asm) miraç ile bambaşka bir âleme, beka âlemine girdi. O âlemin birkaç dakikası, bu dünyanın senelerinden daha bereketli olabilir ve olmuş.
Beka âlemine geçiş, rüya âlemine geçmekten çok ileri bir mazhariyettir. O âlemde icra edilen faaliyetler de yine bu dünya işlerinden çok farklı ve çok ileridir.Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Manevî sahada derinleşen evliyaların ruhânî yolculukları esnasında hem geçmiş hem de gelecek zamanda seyahat ettiklerine dair bolca misallerini İslamî literatürde görmek mümkündür. Bast-ı zaman: zamanın genişlemesi, bereketlenmesi az zamanda uzun bir zaman yaşamış olma hâli Tayy-ı mekân: Mekânı aşarak bir anda değişik yerlerde görünebilmek. Dağlarla yeryüzünün alanı genişliyor. O küçücük kabarcıklar da midenin alanını artırıyorlar. Akciğer açıldığı zaman iki yüz elli metrekare oluyor. Allahın mekân içinde mekân yarattığına bunlar birer misâl.. Öyle ise o zât-ı kadir, zaman içinde zaman da yaratabilir. Nitekim yaratmışta... Rüya, bast-ı zaman ve miraç... Biz bilgimizle, görgümüzle sınırlıyız. Ülfete, alışkanlıklara esir olmuşuz. Güneş ışığının, yaklaşık, yüz elli milyon kilometrelik bir mesafeyi sekiz dakikada kat ederek dünyamıza ulaşmasına artık hayret etmiyoruz. Halbuki bu çok harika bir kudret mucizesi... Cenâbı Hak ışıkta sergilediği bu mucizeyi, ruhu cesedine galip gelmiş bir sevgili kulunda da gösterebilir. dediğimizde hemen itirazlar başlıyor. Niçin? Çünkü; biz görgü mahkûmuyuz ve böyle bir şeye hiç şahit olmamışız. Bu hadiseyi her gün seyredebilsek o da nazarımızda gizlenecek, ona da hayret etmemeye başlayacağız Rüyada bir saat zarfında bir senenin geçtiğini ve pek çok işler görüldüğünü görüyorsun. Eğer o saatte o işlere bedel Kuran okumuş olsa idin birkaç hatim okumuş olurdun. Bu hâlet, evliya için hâlet-i yakazada inkişaf eder. Mesele ruhun dairesine yaklaşır. Ruh zaten zaman ile mukayyet değildir. Ruhu cismâniyetine galip olan evliyanın işleri, fiilleri, sürat-ı ruh mîzanıyla cereyan eder. ( Mesnevî-i Nuriye) Bugün, şekillerin ve seslerin televizyon vasıtasıyla bir anda birçok mekânlarda bulunmasını gayet normal karşılıyoruz. Ama Belkısın tahtının çok kısa bir zamanda Süleyman aleyhisselâmın yanına getirilmesini aklımıza sığıştıramıyoruz. Faraza; bir gün ses ve şekiller gibi, eşyanın da nakline muvaffak olunsa, o zaman onu da gayet normal ve makûl bulacak, ona da hayret etmemeğe başlayacağız. Yukarıdaki vecizede alışık olmadığımız bir tâbir geçti: Ruh sürati. Ruhun sürati ne ışıkla kıyasa girer, ne de sesle. Hayâl ruhun bir hizmetçisi. Bir anda cennetlere varabiliyor. Akıl, ruhun anlama âleti. İnsan bu âletle bir anda yıldızlara çıkıp onları tefekkür edebiliyor. Ruh cesede galip olunca birkaç mekânda bir anda bulunmak da gayet kolay olur. Rüyada bizim de ruhumuz bedenimize bir derece galip gelir. Çok uzak mesafelere bir anda gider, geçmişe ve geleceğe rahatlıkla geçeriz. Dedemizle de görüşürüz, torunlarımızla da. Manen terakki ederek, melekleri gerilerde bırakan bir ruh, onların gayet rahatlıkla yaptığı bir işi niçin yapamasın? Bir anda birkaç mekânda neden bulunamasın?