Üstad'ın kelâm, mantık, felsefeye bakış açısı nasıldır? Bunlar bir müddet sonra, aklı yaralar mı?

Soru Detayı

- Üstad’ın bu ilimler hakkındaki görüşleri nedir?
- Üstad'ın aklı felsefe ile yaralandığından dolayı enfüsi tefekküre yönelmiş ve bununla beraber Yeni Said dönemine girdiğini biliyorum. Bu kelam ile fazlasıyla haşır neşir olmakla insanın aklının yaralanması her insan için geçerli olur mu?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bediüzzaman Hazretleri’nin kelam, mantık ve felsefe gibi aklî ilimler hakkındaki yaklaşımı, onun düşünce dünyasının ve özellikle "Eski Said"den "Yeni Said"e geçiş sürecinin merkezinde yer alır.

Sorulan bu sorular üzerinden Üstad’ın bu ilimlere dair görüşlerini ve aklın yaralanması meselesini adım adım inceleyelim.

1. Üstad’ın Bu İlimler Hakkındaki Genel Görüşü

Said Nursî, aklî ilimleri (mantık, kelam, felsefe) toptan reddetmez; aksine bunların fonksiyonunu ve sınırlarını net çizgilerle ayırır.

Mantık

Üstad, mantığı "alet ilimleri" (ulûm-u âliye) arasında görür ve doğru düşünmenin bir aracı sayar. Kendisi de Kızıl İcaz ve Ta'likat gibi mantık üzerine eserler yazmıştır. Ona göre mantık, aklı koruyan kural ve ölçüler sunar; kendi başına bir gaye değil, hakikate ulaşmada bir vasıtadır.

Kelâm

Geleneksel kelam ilmini hürmetle karşılamakla birlikte, son dönem kelamcılarının yöntemi ile Kur'an'ın yöntemi arasında belirgin bir fark görür. Klasik kelam; felsefi metodları ve uzun istidlal (delillendirme) yollarını kullandığı için hakikati ispatta bazen çok uzak yollara sapabilmektedir. Bediüzzaman’a göre Risale-i Nur, klasik kelam metodundan ziyade doğrudan Kur'an’ın "seyr-i enfüsî ve afâkî" metodunu esas alır; araya felsefî vasıtalar koymadan doğrudan imana pencereler açar.

Felsefe

Üstad, felsefeyi ikiye ayırır:

Müspet / Hikmetli Felsefe: İnsanlığa ve ilme hizmet eden, kâinattaki intizamı inceleyen felsefe ki buna bir itirazı yoktur.

Beşerî / Asî Felsefe: Vahiyden bağımsız, aklı müstakil bir hâkim gibi gören ve şüpheleri besleyen felsefe. İşte "aklı yaralayan" ve sapmalara yol açan taraf burasıdır.

2. Aklın Yaralanması Her İnsan İçin Geçerli Midir?

Hayır, her insan için mutlak bir kural değildir; ancak ciddi bir risktir.

Üstad’ın ifadesiyle, akıl sırf kendi gücüyle (vahyin rehberliği ve kalbin sezgisi olmaksızın) derin soyut meselelere, şüpheli felsefî kıyaslara girdiğinde saplanma riski taşır. Aklın yaralanması veya şüpheye düşmesi meselesinde şu unsurlar öne çıkar:

Mizaç ve İstidat Farkı: Her insanın zihinsel yapısı ve manevi altyapısı bir değildir. Bazı mizaçlar mantık ve kelam derinliklerinde yüzerken sarsılmaz; bazı zihinler ise tek bir felsefî şüphe ile sarsılabilir.

Kalp-Akıl Dengesi: Bediüzzaman, aklın tek başına hakikati kuşatamayacağını vurgular. Sadece aklı çalıştırıp kalbi, vicdanı ve ruhu beslemeyen ilimler insanı kuruluk ve şüpheciliğe götürür. Kalp ve ruh canlı tutulduğunda, kelam veya mantık ilmi aklı yaralamak yerine ona hizmet eder. Bediüzzaman bu konuyu "Nur-u akıl kalbden gelir" vecizesiyle özetler.

Vahyin Rehberliği: Akıl bir göz gibidir, vahiy ise ışıktır. Işık olmadığında göz ne kadar keskin olursa olsun karanlıkta bocalayacaktır. Felsefe ve soyut kelamî tartışmalar, vahiy ışığından uzaklaştığı nispette aklı yorar ve yaralar.

3. Kelâm, Mantık ve Felsefe Bir Müddet Sonra Aklı Yaralar mı?

Bu ilimlerin kendileri özü itibarıyla doğrusuyla yanlışını ayırmaya yarar; fakat kullanılış biçimi ve zihnin ona yüklediği anlam akıl üzerinde tahribat yaratabilir:

Araç Amaç Hâline Gelirse: Mantık ve kelam birer "alet" iken bizzat amaç hâline getirilirse, insan soyut zihinsel oyunların içinde boğulabilir.

Nefsânî Şüpheler Beslenirse: Özellikle felsefenin tabiatçılık (materyalizm) ve tesadüf gibi fikirlerle beslenen boyutu, kalpte şüphe tohumları eker. Zihin bu şüpheleri temizlemekle uğraşırken asli vazifesi olan "marifetullah"tan (Allah’ı tanıma ve sevme) uzaklaşır.

Yeni Said Döneminin Anlamı: Üstad'ın Eski Said döneminde akli ilimlerle derinlemesine ilgilenmesi, onun zihninde felsefi şüphelerin tesiriyle bir sancı oluşturmuştu. Ancak Yeni Said dönemine geçişte, Sözler ve Mektubat gibi eserlerde gösterdiği gibi, çareyi aklı büsbütün terk etmekte değil; aklı Kur'an’ın nuruna tabi kılmakta bulmuştur. Enfüsî tefekkür (insanın kendi mahiyetine ve iç dünyasına yönelmesi), aklın yaralarını iyileştiren ve ilahi hakikatleri doğrudan kalbe hissettiren bir yol olmuştur.

Özetle; bu ilimler Kur'anî bir bakış açısı, güçlü bir iman ve kalp-akıl dengesi ile ele alındığında faydalı birer basamaktır. Ancak vahiy rehberliği olmaksızın sırf soyut akıl yürütmeyle meşgul olunduğunda zihni yorabilir ve yaralayabilir. Üstad'ın Risale-i Nur'da tuttuğu yol ise, aklı iptal etmeden, onu Kur'an nuruyla aydınlatıp kalple bütünleştirmektir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 78
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Ali Murat Çorman

Allah sizden razı olsun cidden bu site ziyadesiyle istifade sağlıyor. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...