"Elbette böyle amelim bir mezheb-i hakka muvafık gelir. O bana kâfidir." cümlesini örnekleyerek açıklayabilir misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Elbette böyle amelim bir mezheb-i hakka muvafık gelir. O bana kâfidir. Hem laakal ben aczimi itiraf ederek, ibadeti layıkı veçhile eda edemediğimden istiğfar ve tazarru ile merhamet-i İlahiyeye dehâlet edip, kusurum affolunmak, kusurlu amelim kabul olunmak için mütezellilâne bir niyaza vesiledir."(1)
Amellerin teferruat kısımlarında mezheplerin görüşleri birbirine muhalif olabilmektedir. Buna göre, bir mezhebin teferruat kısmında kusur sayılan bir şey diğer mezhepce kusur sayılmayabiliyor. Bu da vesveseye müptela olan özür sahibi birisi için rahmettir. Zira kusur zannettiği teferruata ait bir mesele bir mezhepce kusur olsa bile, diğer hak mezheplerce kusur olmayabildiği için, o halden kurtulmuş olur.
Mesela, gusül konusunda Hanefi mezhebinde ağız ve burun vücudun dışı sayılırken, Şafii mezhebinde vücudun içi sayılır. Bu sebeple Hanefî mezhebine göre, gusül yaparken ağza ve buruna su almak farzdır. Hanefi mezhebine mensup biri gusül abdestinde, "Acaba burnumu ve ağzımı yıkandım mı yıkanmadım mı?" diye aşırı derecede bir vesveseye düşse, o hali Şafi mezhebine tevafuk edeceği için, vesvesesine merhem olabilir.
- Amelimizin bir mezhebe uygun düşmesi yeterli midir?
Bilindiği üzere, mezhepler dinin teferrutında ihtilaf ediyorlar. Bu ihtilaf ise kolaylığa sebeptir.
Mesela, Şafii mezhebince; abdestin niyeti, yüzümüzü yıkarken getirilmelidir. Ancak Şafii mezhebine mensup biri, abdestinin sonunda niyet etti ve sonra bunu hatırladı ise, vesvese etmesine gerek yoktur. Zira diğer mezheplerde böyle bir mecburiyet yoktur; mezheplerden birine uyuluyorsa bir sıkıntı kalmaz.
Sakıncalı olan durum; her mezhebin kolay tarafını tercih etmektir. Yoksa mecburiyet tahtında veya farkında olmadan yaptığımız bir amel, herhangi bir mezhebe uyuyorsa, burada bir sakınca yoktur; bu amelimiz sahihtir.
- Bu her konuda geçerli midir, tüm mezhepleri bilemeyebiliyoruz?
Burada dört mezhebin görüşlerini ve içtihatlarını bilmek gerekmiyor. Zaten kusur, ibadetlerin temel konularında değil, teferruat kısmındadır. Temel konularda da kusur olsa, zaten ibadet batıl olur.
Bu kusurdan kurtulmak için bütün mezheplerin içtihatlarını bilmek gerekmiyor. Zaten bahsi geçen yerde “Dinde zorluk yoktur.” hükmü ile mesele izah ediliyor. Maksat, böyle özür sahibi kişilere kolaylık göstermektir, yoksa dört mezhebi bilmek şartı kolaylık sağlamak değil, meseleyi daha da güçleştirmek olur.
1) bk. Sözler, Yirmi Birinci Söz, İkinci Makam.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Buradan anladığıma istinaden bir kişi namaz kılsa ve namazdan sonra elinde kan görse ve deseki elbette böyle amelim bir mezheb-i hakka muvafık gelir o bana kafidir desem bir hanifi mezhebi olarak şafiyi taliden bunu söylesem namaz sahihmidir yada burayı nasıl anlamak lazım benim elimde bir şey kalmış mı diye çok vesvese yapıyorum bazen tekrar namaz kılıyor elimde ufak bir şey kaldığı için onunda altına su geçirmi geçirmezmi arada kalıyorum böyle arada kaldığım durumlarda şüphe kesine zarar vermez kaidesinden tekrar kılmamammı lazım kılmammı lazım.
Evet, namazınız sahihtir ve tekrar kılmanıza gerek yoktur.
Bu durumu şu üç temel kaideyle anlayabiliriz:
Şüphe Yakine Zarar Vermez:
Elinizde namazdan sonra gördüğünüz kanın, namaz sırasında mı yoksa namaz bittikten sonra mı çıktığı kesin değilse, namazınız bozulmuş sayılmaz. "Namazım tamdı" şeklindeki kesin bilgi (yakin), "sonradan mı oldu?" şüphesiyle bozulmaz.
Mezhep Taklidi:
Hanefi mezhebinde kan abdesti bozsa da, Şafi mezhebinde vücuttan çıkan kan abdesti bozmaz. Vesveseye düştüğünüzde, "Bu amelim bir hak mezhebe (Şafi'ye) uygundur" diyerek kalbinizi ferah tutmanız bizzat Bediüzzaman’ın tavsiyesidir.
Eşyada Aslolan Temizliktir:
Bir lekenin altına su geçip geçmediğinden emin değilseniz, geçtiğini kabul etmek esastır. Dinimiz zorluk değil, kolaylık dinidir.
Özetle bir kusur görseniz bile "Benim Rabbim kusurlu amelimi de kabul eder" deyip istiğfar etmek, vesveseyle ibadeti azaba dönüştürmekten daha hayırlıdır. Tekrar namaz kılmanıza gerek yok, vesveseyi kesinlikle bırakın.
Selamün aleyküm üstadımız amelim elbet bir mezhebi hakka muvafık gelir de diyorya hocam vesvese risalesinde şimdi buna istinadın şöyle bir sual geliyor mesela elin kanayıp kanamama konusunda Hanifi mezhebine tabi biri olarak arada kalsak ve desekki amelim şafi mezhebine göre muvafık gelir onlarda kan abdesti bozmaz bu durumda benim abdestimi şafi mezhebinin bütün kurarlarına göre mi almış olmam lazım mesela onlarda da kadına değince abdest bozulabilir yani durum böyle olunca ben de bir tane kadının eline değmişsen şafiye görede muvafık olmıyor yoksa sadece arada kaldığımız konudaki fetvayımı esas almak lazım arasa kalınca mezhebin tümüne uymasını iyice araştırmak mı lazım yoksa kanama konusundaki gibi vesvese edip arada kalacağımızda şafilerde bozmaz diyip devam mı etmek lazım
Risale-i Nur’daki 21. Söz’ün 2. Makamı olan Vesvese Risalesi’ndeki o ifade, ibadetini yapmış ama "Acaba tam oldu mu, bir kusur kaldı mı?" diye evhama düşen müminler için muazzam bir teselli kapısıdır.
Sorduğun mesele, fıkıhta "telfik" (mezhepleri karıştırmak) ve "taklit" konularına girer. Durumu netleştirmek için şu noktalara dikkat etmek faydalı olacaktır:
Vesvese Risalesi'ndeki Ölçü Nedir?
Üstad Hazretleri orada şunu vurgular: Amel bittikten sonra "Acaba sahih oldu mu?" diye gelen vesveseye karşı, "Amelim elbet bir mezhebi hakka muvafık gelir" denilir. Yani bu, amelden sonra kalbi rahatlatmak ve şeytanın "İbadetin geçersiz oldu" dayatmasını kırmak içindir.
Ancak bu durum, bile bile veya ihmal ederek kuralları birbirine karıştırmak (telfik) için bir ruhsat değildir.
Mezhep Taklidinde "Bütünlük" Kuralı
Bir konuda (örneğin kanın abdesti bozması) başka bir mezhebi (Şafii) taklit edecekseniz, o amelin geçerlilik şartları bakımından o mezhebe uygun olması gerekir.
Örnek: Hanefi olan birinin eli kanadı ve Şafii mezhebini taklit ederek "abdestim bozulmadı" dedi. Bu kişinin abdestinin Şafii'ye göre geçerli sayılması için, o abdesti alırken veya o haldeyken Şafii mezhebinde abdesti bozan diğer şeylere (örneğin kadına dokunmak gibi) maruz kalmamış olması gerekir.
Eğer hem elin kanamış (Hanefi'ye göre bozulur) hem de bir kadına dokunmuşsan (Şafii'ye göre bozulur), bu durumda abdestin her iki mezhebe göre de bozulmuş sayılır. Buna "iki mezhebin de dışına çıkmak" denir ki bu caiz görülmez.
Arada Kalınca Ne Yapmalı?
Eğer bir mecburiyet yoksa, bağlı olduğun mezhebin hükmüne uymak en selametli yoldur. Ancak şu iki durum fark oluşturur:
Zor Durumda Kalmak: Eğer yaran sürekli kanıyor ve abdest tutmakta zorlanıyorsan, o zaman Şafii mezhebini taklit edebilirsin. Ama bu durumda o abdestle namaz kılarken Şafii'nin abdesti bozan diğer şartlarına da (karşı cinse dokunmamak gibi) uyman gerekir.
Vesvese Durumu: Eğer abdestin bozulup bozulmadığından emin değilsen ("Kan çıktı mı, çıkmadı mı?" gibi bir şüphe), "Aslolan temizliktir" kuralıyla devam edersin. Üstad'ın bahsettiği teselli, "Zaten muhtemelen bir hak mezhebe uygundur, vesvese etme" diyerek ibadeti terk etmemeni sağlamaktır.
Özetle; Vesveseye düşüp ibadeti tekrar tekrar yapma hastalığına yakalanmamak için "Şafii'de bozulmaz" deyip geçebilirsin; bu seni ibadetten soğumaktan kurtarır. Fakat bunu bir alışkanlık ve metod haline getireceksen, Şafii mezhebinin abdesti bozan diğer şartlarını da (örneğin yabancı kadına dokunmamak, niyet etmek vb.) o ibadet süresince gözetmen fıkhî açıdan daha isabetli olur.