Üstad'ımız İmam-i Şafi'ye tabi iken, Hanefi mezhebinden oldukları halde imamın arkasında Fatiha okuyanlar var. Üstad'a bir mezhep imamı gibi bakmak doğru mudur?
Değerli Kardeşimiz;
Asr-ı saâdetten sonra, İslâm’ın kısa zamanda çok uzak beldelere yayılması dolayısıyla, yeni meseleler ortaya çıktı. Bunları çözme görevini, Peygamber Efendimize (asm.) vekâleten yetkili âlimlerimiz üslendiler. Onlar yaptıkları içtihatlarla, gelişme dönemindeki birçok yeni meseleyi ayet ve sünnetin ışığında çözüme kavuşturdu ve İslâm’a büyük hizmet ettiler.
Bu, Allah’ın hususî bir ihsanı ve manevî bir görevlendirmesiyle olmuştur. Nitekim o dönemden sonra içtihat kapısı kapanmamışsa da o dönemin müçtehitlerini bu sahada aşan kimse çıkmamıştır. Yahut, böyle bir yetkiye sahip âlimler gelmiş olsalar bile, onlar da mezhep imamlarına tabi olmayı tercih etmişler, yeni bir içtihat yapmamışlardır.
Müçtehidler, bir dernek kurar gibi mezhep kurmuş değillerdir. Ortaya çıkan yeni meselelerde kendi görüşlerini ortaya koymakla yetinmişler ve kendileri bu görüşle amel etmişlerdir. İçtihada gücü olmayan çok büyük bir kesim ise bu zâtların ihtisaslarına hürmet ederek, onların içtihatlarına tabi olmuşlardır. Böylece on iki kadar mezhep ortaya çıkmış, bunlardan sekizinin etbaı kalmamış, dört mezhep ise günümüze kadar devam etmiştir.
Hüccetü’l-İslâm İmam Gazali hazretleri İmam Şafiî’nin içtihadına tabi olmuş, keza Üstat Bediüzzaman hazretleri de “Ben Şafiîyim” diyerek fıkıhta İmam Şafiîye bağlı olduğunu beyan etmiştir. Keza, asrımızın Diyanet İşleri Başkanlığı da yapmış bulunan büyük müfessirlerinden Elmalılı Hamdi Yazır, Ömer Nasuhi Bilmen gibi nice zâtlar da içtihat yapmayakalkışmamış, İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin mezhebine tabi olmuşlardır. Dört büyük müçtehidin içtihatları böyle yüzlerce dâhi âlimleri, müceddidleri, kutupları tatmin ettiği ve onları yeni bir içtihat yapmaktan alıkoyduğu halde, günümüzde bazı kesimlerin mezhep imamlarına tabi olmayarak kendi akıllarının kestiği şekilde hareket etmeye cüret etmeleri hayret vericidir.
Üstad Hazretleri bir içtihatta bulunup bir mezhep kurmuş değildir. Ameli konularda adres olarak dört hak mezhebi göstermiştir. Kendisi de Şafi mezhebindendir. Risale-i Nurların sahası iman hakikatleri ve ahlaka dair meselelerdir. Bu sebeple Risale-i Nurları ve Üstad Hazretlerini mezhep imamı gibi görmek doğru değildir.
Risale-i Nur dairesinde bulunan bir Nur talebesi, kendi coğrafi ve kültürel şartlarına uygun bir hak mezhebi seçip ona ittiba edebilir. Bu noktada Risale-i Nurların ve Üstad'ın bir yönlendirmesi ya da teşviki yoktur. Bu kişilerin şahsi bir tercihidir, dilediği hak mezhebi tercih edebilir. Zaten Ehl-i sünnet itikadında mezhepler arasında geçiş caizdir.
Bazılarının Üstad ile mezhep imamlarını kıyaslaması yanlış ve abestir. Zira bu mübareklerin kulvarları farklıdır. Üstad Hazretleri belki kabiliyet ve takva açısından müçtehitlik yapabilir, lakin zamanın şartları buna müsait değildir. Üstad Hazretleri Yirmi Yedinci Söz'de bu hakikati gayet güzel bir şekilde izah ediyor, teferruat için oraya bakılabilir.
Risale-i Nur mesleği teemmül ve tahkik mesleğidir. Risale-i Nur'un dairesinde, taklit, körü körüne bağlanmak, mesnetsiz ve kaynaksız şeylere itibar etmek, şahıslara araştırmadan ve tahkik etmeden inanmak gibi arızalı ve yanlış tarzlar yoktur. Üstad Hazretleri bu gibi arızalı ve yanlış tarzları Risale-i Nur'un çok yerlerinde ikaz mahiyetinde ifade etmiştir.
Üstad Hazretlerini bir mezhep imamı gibi taklit edebilmek için, Üstad Hazretlerinin her sahada içtihadını bildirmesi ve sistemli bir şekilde mezhep kurması iktiza eder. Yoksa bir iki noktaya bakarak Üstad Hazretlerini taklit etmek mezhepler açısından caiz olmaz.
Üstad Hazretleri Şafii mezhebinin ağırlıkta olduğu bir çevrede yetişmesinden dolayı Şafi mezhebine uymuştur. Azimet ve takva açısından dört mezhebe uymak zor olmakla beraber güzeldir. Ama telfik şeklinde, yani kolayına gelecek ve işi sulandıracak bir şekilde dört mezhebe uymak caiz değildir.
Mesela Hanefilerde kanama abdesti bozar, Şafilerde bozmaz. Şafilerde kadına temas abdesti bozar Hanefilerde bozmaz. Kişi her iki durumda da, yani hem kanama hem de kadına temas etmede mezheplere uyuyorum deyip, abdest tazelemekten kaçınsa, bu telfik olur ki, caiz değildir. Ama her iki durumda da abdest alsa müstahsendir, her iki mezhebe de uymuş olur.
Hulasa; Üstad Hazretleri fıkıh sahasına girmemiş; bütün mesaisini iman üzerine teksif etmiştir. Fıkıhta da kaynak olarak dört hak mezhebi adres göstermiştir. Yani Risale-i Nur iman ve akaid üzerine gitmiştir. Fıkıh sahasını ise dört imama bırakmıştır. Bu yüzden, bizim fıkıhta kıstas ve mizanımız dört mezheptir. Tabi olana tabi olmak caiz olmaz. Yani Üstad Hazretleri fıkıhta Şafii Mezhebine tabidir, tabi olunan değildir. Biz tabi olana tabi olursak mezheplerin hak kaidelerini incitmiş oluruz.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü