"Hatib-i Bağdadînin فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ اَلْفَ سَنَةٍ sırrındaki tefekküründen mütehassıl vâkıayı andırır bir tekid-i i’câz-ı Nebevîdir, dedim." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Başladım, yarım sahife yazdım, kalemden boya kesilmedi. Bundaki hikmeti düşündüm, kalem kurudu. Sonra birçok defalar kalemi dikkatle boyaya batırarak yazdım, tecrübe ettim. Yarım satır, nihayet bir satıra kâfi gelebildi. Bu da Hatib-i Bağdadînin فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ اَلْفَ سَنَةٍ sırrındaki tefekküründen mütehassıl vâkıayı andırır bir tekid-i i’câz-ı Nebevîdir, dedim."(1)

On Dokuzuncu Mektub, on iki gün gibi kısa bir süre içinde hem harika bir şekilde telif edilmiştir ki, bu da bast-ı zaman kerametini akla getiriyor. Evliyaların hayatında bast-ı zaman kerameti ekseriyetle görülen bir keramettir.

Bast-ı zaman; zamanın genişlemesi, zaman içinde zaman demektir.

Akciğer açıldığı zaman iki yüz elli metrekare oluyor. Allah’ın mekân içinde mekân yarattığına bir misal.

Öyle ise O Zât-ı Kadir, zaman içinde zaman da yaratabilir. Nitekim yaratmış da...

“Rüyada bir saat zarfında bir senenin geçtiğini ve pek çok işler görüldüğünü görüyorsun. Eğer o saatte o işlere bedel Kur’an okumuş olsa idin birkaç hatim okumuş olurdun. Bu hâlet, evliya için hâlet-i yakazada inkişaf eder. Zaman inbisat eder. Mes’ele ruhun dairesine yaklaşır. Ruh zaten zaman ile mukayyed değildir. Ruhu cismâniyetine galib olan evliyanın işleri, fiilleri, sür’at-ı ruh mîzanıyle cereyan eder.” (Mesnevî-i Nuriye)

Bugün, şekillerin ve seslerin televizyon vasıtasıyla bir anda birçok mekânlarda bulunmasını gayet normal karşılıyoruz. Ama Belkıs’ın tahtının çok kısa bir zamanda Süleyman Aleyhisselâmın yanına getirilmesini aklımıza sığıştıramıyoruz. Faraza; bir gün ses ve şekiller gibi, eşyanın da nakline muvaffak olunsa, o zaman onu da gayet normal ve mâkul bulacak, ona da hayret etmemeğe başlayacağız.

Ruhun sürati ne ışıkla kıyasa girer, ne de sesle. Hayâl ruhun bir hizmetçisi. Bir anda cennetlere varabiliyor. Akıl, ruhun anlama âleti. İnsan bu âletle bir anda yıldızlara çıkıp onları tefekkür edebiliyor.

Ruh bedene galip olunca birkaç mekânda bir anda bulunmak da gayet kolay olur. Rüyada bizim de ruhumuz bedenimize bir derece galip gelir. Çok uzak mesafelere bir anda gider, geçmişe ve geleceğe rahatlıkla geçeriz. Dedemizle de görüşürüz, torunlarımızla da.

Manen terakki ederek, melekleri gerilerde bırakan bir ruh, onların gayet rahatlıkla yaptığı bir işi niçin yapamasın? Bir anda birkaç mekânda neden bulunamasın?

Hatib-i Bağdadî'nin, ayetin ve haşiyenin de işareti ile vakası bast-ı zaman vakasıdır. Evet, bu muhterem zat Kur’ân-ı Kerîm'in tamamını bir günde veya gecede okurdu ki, bu ancak bast-ı zaman ile mümkündür. Hayatını tahkik ettiğimizde bir gecede belki daha az bir zamanda defalarca Kur’an hatmettiğini görüyoruz. Zaten haşiyede duruma işaret ediliyor ki büyük bir ihtimalle bir dakika içinde bast-ı zaman ile Kur’an hatmetmiştir. Ayette de ahiretteki zaman mefhumuna işaret vardır. Yani ahiret âleminin bir dakikasında burada bir aylık iş yapılabilir denilmek isteniyor.

(1) bk. Barla Lahikası, (37. Mektup).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 3.347
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...