Bediüzzaman Said Nursi, Kore Harbini neden desteklemiş olabilir? Onlarla alakamız yokken, Türk askeri göndermek doğru mu?
- Demokrat Parti hükûmetinin Amerika uşaklığı namına, hiç alakamızın olmadığı uzak bir diyar olan Kore'ye, Türk askerlerini göndermesi haksızlık değil mi?
Değerli Kardeşimiz;
Kore Savaşı, 1950-1953 yılları arasında Kuzey Kore ile Güney Kore arasında yapılan savaştır. Bu savaş, Soğuk Savaş'ın ilk sıcak çatışması olmuştur. Savaş, ABD ve müttefiklerinin, daha sonra da Çin Halk Cumhuriyetinin müdahalesiyle uluslararası bir boyut kazanmıştır.
Kore Yarımadasının aşağı yukarı tam ortasından geçen 38’inci paralelin güneyini ABD, kuzeyini de Rusya işgal etti. Ruslar, kuzeyde komünist bir idare kurup çekilince, orada Kuzey Kore, güneyde de Güney Kore olmak üzere iki devlet ortaya çıktı.
Rusya’nın gayreti ile bu iki devletin birleşmesi önlendi ve 1948’de yapılan seçimlere Kuzey Kore katılmadı. Seçimlerin sonunda Güney Kore’de normal bir hükumet kurulunca, burada bulunan elli bin civarındaki Amerikan askeri yurtlarına döndü.
İşin özü Kore harbi komünist Rusya ile Çin’in yayılmacı hareketine karşı konulmuş bir savaştır. Üstadımız, dinsizliği yaymaya çalışan komünizmi büyük bir tehlike olarak gördüğü için, Kore harbinde Güney Kore’yi desteklemiştir. Bu kanaat Bayram ağabeyin hatıralarında şöyle tebarüz etmektedir:
"1951’de askere gitti, acemiliğini İskenderun’da yaptı. Daha sonra çektiği kurrada Kore çıktı. Bunun üzerine Üstad’ın yanına gitti. Bayram Yüksel durumu Üstada anlatınca, Üstad çok memnun oldu. “Ben zaten bir Nur talebesini Kore ve Japonya’ya göndermek istiyordum. Bunun için seni veya Ceylan’ı düşünmüştüm. İnkâr-ı Ulûhiyetle mücadele için Kore’ye gitmek lâzım” dedi. Üstad Hazretleri kendi Cevşenini Bayram Yüksel’e verdi ve “Biz inayet-i Rabbâniye altındayız, hiç merak etme. Cenâb-ı Allah senin yardımcın olacaktır” dedi." (1)
“...Üstâd’ımıza, Kore’ye kur’amın çıktığını anlattım. Üstâd’ımız çok sevindi. “Tamam, ben bir Nur talebesini Kore’ye göndermek istiyordum. Onu da, ya seni veya Ceylan’ı düşünmüştüm. ınkâr-ı ulûhiyete karşı Kore’ye gitmek lâzım..” dedi ve çok sevindi. Üstâd’ımız NATO’yu da tasvib ediyordu...." (2)
"Ayrıca aynı sene içinde yani 8 şubat 1951’de Afyon’da münteşir “Kocatepe” gazetesi, Hazret-i Üstâd’ın ve Nur talebelerinin Kore meselesinde hükûmetin hareketini desteklediklerini abartarak: “Nurcular Kore’ye gönüllü topluyorlar” diye yaygara koparmıştı. Nur talebeleri de o gazetenin o abartmalı neşriyatına cevab vermişlerdi." (3)
Sorunun ikinci kısmına gelince; "Düşmanımın düşmanı; dostumdur" kaidesince; Türkiye’nin Kore savaşında, İslam’ın en büyük düşmanı olan komünizme karşı, Amerika bloğuna yardım etmesi, gayet yerinde ve makul bir karardır. Komünistler Amerika’yı ne kadar kapitalist blok şeklinde nitelendirse de Amerika bloğu dinsizliğin sembolü haline gelmiş komünizm ile ciddi bir rekabet ve mücadele içinde olmuştur. Ve bu esnada İslam ülkelerini de himayesi altına almıştır. Afganistan’ı Rusya'dan koruması buna güzel bir örnektir.
Biz hâlihazırdaki konjonktür ile o dönemin Amerika’sını ve politikalarını değerlendirirsek, ciddi bir yanlışa düşeriz. Şimdilerde Amerika bize hasım gibi gelebilir; ama o dönemde durum böyle değildi. Biz şimdiki hissiyat ile o dönemi yargılıyoruz ve bundan kendimizi tecrit edip hâdiselere objektif bakamıyoruz maalesef.
Kore savaşı komünist blok ile karşı bloğun savaşıdır ve Türkiye yerini antikomünist bloktan yana kullanmıştır. Demokrat Partiyi Amerikan uşağı olarak görmek siyasi bir cahilliktir. Zira o dönemin şartları içinde dünya ülkeleri iki sınıfa ayrılmıştı. Ya komünist ya da antikomünist olmak durumunda idiniz; üçüncü bir tercih bulunmuyor. O dönemde İslam ülkeleri gayet zayıf ve bitkin bir şekildedir, bu bloklardan birisine iltica etmeleri siyaseten kaçınılmazdır. Sığınılacak en makul blok da Amerika’nın başını çektiği antikomünist bloktur. Bunları bilmeden emperyalist edebiyatı yapılmamalıdır.
Hem dine insanları uyuşturan afyon nazarı ile bakan ve ateizmin tesisi için milyonlarca Müslüman ve Hıristiyan’ı kesen bir ideolojiye iltica etmek, herhalde akıl kârı olmasa gerek. Komünistlerin ucuz ve bilindik siyasi jargonlarıyla meseleye bakmamak lazımdır diye düşünüyoruz. Üstad Hazretleri bu hususu şu şekilde özetliyor:
"Hattâ hadis-i sahihle, âhirzamanda İsevîlerin hakikî dindarları ehl-i Kur'ân ile ittifak edip, müşterek düşmanları olan zındıkaya karşı dayanacakları gibi; şu zamanda dahi ehl-i diyanet ve ehl-i hakikat, değil yalnız dindaşı, meslektaşı, kardeşi olanlarla samimî ittifak etmek, belki Hıristiyanların hakikî dindar ruhanîleriyle dahi, medar-ı ihtilâf noktaları muvakkaten medar-ı münakaşa ve nizâ etmeyerek, müşterek düşmanları olan mütecaviz dinsizlere karşı ittifaka muhtaçtırlar."(Lem'alar, Yirminci Lem'a, Haşiye)
Ek bilgiler için aşağıdaki linkleri inceleyebilirsiniz:
- Bayram Yüksel Ağabeyin Hatıraları İçin Tıklayınız.
Dipnotlar:
(1) bk. Ansiklopedik Bilgiler, Bayram Yüksel.
(2) bk. Mufassal Tarihçe-i Hayat-3, Sayfa:1918.
(3) bk. Mufassal Tarihçe-i Hayat-3, Sayfa:1917.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü