İmanda ne var ki; onunla birçok mesele ve sıkıntı hallolmuş oluyor? İnsanın âlemini ve kâinatı aydınlatıyor?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Öncelikle imanın tarifi üzerinde kısaca duralım:

"İman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın tebliğ ettiği zaruriyat-ı diniyeyi tafsilen ve zaruriyatın gayrısını icmalen tasdik etmekten hasıl olan bir nurdur." (İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Suresi, 3. Ayetin Tefsiri)

Dinin, zaruri ve gayri zaruri olmak üzere iki türlü meselesi vardır. Zaruri meseleleri ayet ve hâdislerce açık ve net bir şekilde ifade edilmiş hakikatleridir. Meselâ; iman ve İslam’ın şartları dinin zaruri kısımlarına girerler ki; bu şartları tafsili bir şekilde kalp ile tasdik, dil ile ikrar etmek gerekir. Burada tafsilden maksat; ayet ve hadislerce açık ve net bir şekilde ortaya konulmuş meseleleri bir bütün olarak ve ayrım yapmaksızın hepsini kalben tasdik etmek anlamındadır.

Dinin zaruri olmayan meseleleri ise ayet ve hadislerin işari ve remzi manaları olup, herkes tarafından görülüp bilinmesinin mümkün olmadığı ince manalardır. Bu manaların anlaşılması ilimde derinlik ve kabiliyet ister. İnsanların ekserisi avam olduğundan ve ilimde derinlik bulunmamasından dolayı bu gibi ince manaları tafsili ve detayı ile bilmek mecburiyetinde değillerdir. Bu yüzden, dinin zaruri olmayan konularını tek tek detayı ile değil, icmali olarak kabul etmek gerekir. Şayet dinin zaruri olmayan konularını tafsili ile kabul etmek iman için mecburi bir durum olsa idi, insanların ekserisi buna güç yetiremezdi. Bu yüzden dinin zaruri kısmına tafsili, zaruri olmayan kısmına da icmali olarak tasdik edilmesi gerekiyor.

İmanın her şeyi aydınlatması ve her meseleye anahtar olmasının sırrı vahye dayanmasındandır. Yani iman Allah’ın nazarı ve sonsuz ilmi ile hâdiselere bakmaktan ibarettir. İmanın nuru ve kuvveti Allah’ın ilminden geliyor. İnsan iman sayesinde Allah’ın nazarı ile olaylara bakıyor ve her şeyin iç yüzünü keşfediyor. İmanın içi de dışı da halis vahiydir ve kuvvet ve ışığı da oradan geliyor.

Şayet insan şahsi kuvvet ve aklına güvenip, "ben doğruları kendim bulurum, peygambere ve onun rehberliğine muhtaç değilim" derse, şeytana oyuncak, vehim ve şüphelere binek, korku ve endişelere müptela bir hasta, dağlar kadar yükleri taşımaya mecbur bir taşıyıcı durumuna düşer. Halbuki insanın böyle ağır yükleri yüklenmeye ne takati ve ne de gücü vardır. İnsan ancak ve ancak iman ve tevekkül ile mükelleftir.

Allah insanı peygamber ve vahye muhtaç bir şekilde yaratmıştır. Bu yüzden insan iman ve tevekkül ile Allah’ın gönderdiği peygamberlere teslim olmak zorundadır. Aksi takdirde ağır bir yükün altına girmiş olur. Tıpkı ateş böceğinin cüzi ışığına güvenip güneşe meydan okuduktan sonra zifiri karanlığa mahkûm olması gibi. İnsan da cüzi aklına ve vehmi ilmine güvenip vahiy güneşinin terbiye ve rehberliğine girmez ise, küfür ve şirk karanlığına mahkûm olur. Hem dünya saadetini hem de ahiret saadetini kaybeder. Hem dünyada hem de ukbada çok bela ve sıkıntılara maruz kalır.

İman, eşya ve hadiselerin hakikatlerini insana gösteren bir nur ve bir ışıktır. Şayet iman nuru ve ışığı insanın hâdiselere bakışında rehber olmaz ise, onların manasını ve hakikatini kavrayamaz. Mesela inkâr ve küfür nazarında ölüm bir hiçlik ve yokluktur. Zamanın akıp gitmesi, varlıkları yokluk derelerine yuvarlayan dehşetli bir sel gibidir. Geçmiş, varlıkların yokluk mezarlığı hükmündedir. Gelecek ise karanlık ve insanın başına hangi musibetleri getireceği bilinmeyen bir endişe noktasıdır.

İman nazarında ise, ölüm saadeti ebediyenin başlangıcı, daimî bir memlekete açılan bir kapı hükmündedir. Zamanın akıp gitmesi ise askerlikteki terhis gibi vazifesini tamamlama manasını gösterir. Ölüm, insanların, kararlı ve daimî bir memlekete yani vatanı aslileri olan cennete gitmek için bir vasıtadır. Aynı şekilde imanının nazarında geçmiş, yokluk kuyusu değildir. Hiçbir mahlûk, varlıktan sonra ebedî hiçliğe gitmiyor. Gelecek ise karanlık ve insana endişe üreten bir âlem değil, planlı bir şekilde hazırlanmış mükâfat ve ücret yeridir.

İşte imanın nuru ve bakış açısı, hâdiselerin ve eşyanın hakikatini ve mahiyetini, insanın nazarına takdim ediyor. İmanın hayata nur ve ışık olması, hem ruh gibi canlılık bahşetmesi bu manadadır.

Nasıl ruh, insan bedenine hayat ve canlılık veriyor ise, iman da aynı şekilde insanın ruhuna ve hayatına manevî bir hayat ve canlılık veriyor; her şeyin iç yüzünü ve hakikatini açan bir anahtar hükmüne geçiyor. İmanın hayata ve nura nispet edilmesi, onun ehemmiyetine ve hayatiyetine işaret etmek içindir. Nasıl ruh bedenden çıkınca ceset kör bir kütük hükmüne geçiyor ise, aynı şekilde iman da insanın ruh ve kalp dünyasından çıkarsa, o insan kör bir kütük hükmüne geçiyor, adeta cansız bir ceset oluyor.

Bu mevzu 23. Söz’de ve Otuz İkinci Söz'ün Üçüncü Mevkıfında yer alan İkinci Noktanın İkinci Mebhası başlığı altında detaylı olarak izah edilmiştir.

İlave bilgi için tıklayınız:
- İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakiki imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 5.434
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...