Risalelerde "irtidat" konusuna değinilmiş mi? Âyetlerdeki "bağışlanmama" nasıl açıklanabilir? Dinden dönmenin sınırı var mı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur eserlerinde bu mevzuyu doğrudan izah etmemiştir. Ancak bu konunun mütemmimi olarak risalelerde bazı izahatlar yapmışlardır. Mesela; Mesnevi-i Nuriye'de Katrenin hatimesinde ye's mevzusunu anlatırken, günahlarda aşırıya gitmeyenlerin yapmış oldukları tövbelerin ciddi bir dönüşle kabul edilebileceğini ayeti kerimeyi delil getirerek ifade etmişlerdir. Ancak sizin sorunuz bu işte aşırıya gidenlere yönelik olduğundan, bu mevzuyu da şu şekilde ifade etmeye çalışalım.

"Şüphesiz iman ettikten sonra inkâr eden, sonra da inkârda ileri gidenlerin tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridir."(Âl-i İmran Suresi, 3/90)

"İman edip sonra inkâr eden, sonra inanıp tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenler var ya; Allah onları bağışlayacak da değildir, doğru yola iletecek de değildir." (Nisa Suresi, 4/137)

İrtidat edip de tekrar dine dönen insanların tövbesi kabul olur. Ancak dinden çıkıp da tekrar dine dönen ve bu işi devamlı yapıp, âdeta dinle alay eden insanların tövbesi kabul olmaz.

Şu da muhakkak ki, önce iman etmiş, sonra inkâr etmiş, sonra iman etmiş, sonra yine küfretmiş ve tamamen küfre dalmış olanlar, böyle imandan küfre, küfürden imana dönerek, sonunda küfürde karar kılmış ve bu şekilde küfrü çoğaltmış olanlar, hiçbir şekilde Allah'ın bunları affetmesine ve doğru yola sevk etmesine ihtimal yoktur.

Yani iman ederlerse Allah kabul etmez değil, fakat çoğunlukla bunlar kalpleri mühürlü olduklarından can çekişme zamanına gelmedikçe, belki o zaman bile iman etmezler. Ve iman etmeyince de âyetin delaletince asla af yüzü görmezler. Tövbenin kabul edilebileceği bir zamanda tövbe edip ihlas ile iman etseler, gelecek olan istisnası gereğince kabul edilir ve affedilebilirlerdi ama tövbe etmezler ki...

Sorunun ikinci kısmına gelince;

İnsanın imtihanı; son nefesine kadar devam eder. Yeis halindeki iman makbul değildir, imansız ölen de ebediyen cehennemde kalır. Yaşı zamanı mühim değildir. Bir kimse ömrü boyunca iman ve amel üzerine yaşar; ama ölmeden önce dinden çıkabilir veya Allah muhafaza imansız ölebilir. Onun için son nefeste iman ile göçmek çok mühimdir. Yine bir kimse ömrü boyunca küfür ve günah üzerine yaşar; ama son anında iman eder ve iman ile göçer. Burada mühim olan son anda nasıl öldüğümüzdür.

Tabiî bunların hepsi birer ihtimaldir. Yoksa iman ve amel üzerine geçen bir ömrün ehemmiyeti yoktur, demek değildir. Kişi nasıl yaşarsa öyle ölür. İnsan ne ameline güvenip gurura düşmeli ne de ümitsiz olmalı. Yani insan, ömrünün her anında teyakkuz içinde olmalıdır, hiçbir zaman mutlak emniyet ve yeis içine düşmemelidir.

Dinden dönmek çok ağır bir suçtur. Bu yüzden, İslam dininde mürtedin hakk-ı hayatı yoktur. Üstad Hazretleri bu konuya şu şekilde işaret ediyor:

"Hem İslâmiyet sair dinlere kıyas edilmez. Bir Müslüman, İslâmiyet'ten çıksa ve dinini terk etse, daha hiçbir peygamberi kabul edemez. Belki Cenâb-ı Hakkı dahi ikrar edemez ve belki hiçbir mukaddes şeyi tanımaz; belki kendinde kemâlâta medar olacak bir vicdan bulunmaz, tefessüh eder. Onun için, İslâmiyet nazarında harbî kâfirin hakk-ı hayatı var. Hariçte olsa, musalâha etse; dahilde olsa, cizye verse İslâmiyetçe hayatı mahfuzdur. Fakat mürtedin hakk-ı hayatı yoktur. Çünkü vicdanı tefessüh eder, hayat-ı içtimaiyeye bir zehir hükmüne geçer. Halbuki, Hıristiyanın bir dinsizi, yine hayat-ı içtimaiyeye nâfi bir vaziyette kalabilir. Bazı mukaddesâtı kabul eder ve bazı peygamberlere inanabilir ve Cenâb-ı Hakkı bir cihette tasdik edebilir." (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup Yedinci Kısım)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 9.712
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...