"Risale-i Nur, Kur’ân’ın malıdır. Benim ne haddim var ki, sahip olayım, tâ ki kusurlarım ona sirayet etsin..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hem bunu kat’iyen ilân ediyorum ki: Risale-i Nur, Kur’ân’ın malıdır. Benim ne haddim var ki, sahip olayım, tâ ki kusurlarım ona sirayet etsin. Belki o Nur’un kusurlu bir hâdimi ve o elmas mücevherat dükkânının bir dellâlıyım. Benim karma karışık vaziyetim ona sirayet edemez, ona dokunamaz."(1)

Risale-i Nur'un, Kur’an’ın malı olmasını, birkaç cihetle değerlendirebiliriz.

Birincisi; Risale-i Nurlar, Kur’an’ın hakikatli ve manevî bir tefsiri olmasından dolayı, onda ne kadar meziyet ve güzellikler varsa, bu güzellik ve meziyetlerin hepsi Kur’an'dan süzülüp gelmiştir. İşte Risale-i Nur ve ondaki meziyet ve güzellikler Kur’an’ın malıdır.

İkincisi; Risale-i Nurlar sair meslekler gibi hususiyet kesbetmiyor. Bir cemaate veya gruba mal edilemez; Kur’ân’ın malıdır. Risale-i Nur, Kur’an’ın umumiyetini ve külliyetini aksettiren bir tefsirdir.

Üçüncüsü; Her asırda gelecek olan müceddidlerin eserleri ilimden ziyade sünühat ve ilham-ı İlahi ile olması hasebiyle kendilerine ait değil, İslam’ı asrın durumuna göre şekillendirmeyi irade eden Cenab-ı Hakk’a aittir. Üstadımız da Risalelerin böyle bir hususi eser olduğunu işaret ederek, kendisine ait olmadığını ilan etmektedir. اِنَّانَحْنُنَزَّلْنَاالذِّكْرَوَاِنَّالَهُلَحَافِظُونَ (Hicr, 15/9) Kur'an’ı ve İslam’ı muhafaza etmeyi vaad eden Cenab-ı Hak bu gibi eserleri de muhafaza eylemektedir.

Kur’an nasıl bütün Müslümanların müşterek bir değeri, ortak bir çatısı ise, onun manevî ve külliyetli bir tefsiri olan Risale-i Nurlar da bütün Müslümanların istifade etmesi gereken umumi ve külliyetli bir tefsiridir, denilebilir. Her meslek ve meşreb sahibi, Risale-i Nurlara, Kur’an’ın cihanşümul bir pırıltısı nazarı ile sahip çıkabilir demektir.

Üstad Hazretleri; "Böyle hususiyetlere sahip bir tefsirin bana mal edilip benimle irtibatlandırılması doğru değildir" diyerek, bütün dikkatleri Risale-i Nur'un üstüne çekmek istiyor Çünkü şahıslar gelip geçicidir. Böyle çok ehemmiyetli ve her daim vazife görecek eserler, fani şahıslarla bağlanmamalıdır. Şahıslar üzerine bina edilen meslek ve meşrebler de fani olmaya mahkûm olmuşlardır. Üstadımız bu hakikati bildiği için şahsını değil, Risale-i Nur'u nazara veriyor.

(1) bk. Emirdağ Lahikası-I, 24. Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 2.282
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...