"Şu fakir, garîb Nursî ki, 'Bid’atüz-zaman' lâkabıyla müsemmâ olmaya layık iken, haberi olmadan 'Bediüzzaman' ile meşhur olan biçare..." Üstad neden kendini böyle tanıtıyor?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Bid’atüz-zaman” ifadesi, Ehl-i bidat anlamında değil, zamanın en kötüsü en bozuğu en hamı anlamında nefsi sîgaya çeken ve nefis terbiyesi ile ilgili bir ifadedir. Yani Üstad Hazretleri nefsine "Sen zamanın en iyisi değil en kötüsüsün." diyerek, nefsini kibir ve gurur tehlikesinden koruyor. Bütün evliya ve alimlerin bu tarz sıga-yı nefis muhasebeleri bulunmaktadır.

İnsan, nefis açısından kendini insanların en aşağısı ve en hakiri görmek ile mükelleftir. Bu inceliklere işaret eden birçok ifade Risale-i Nur'da geçmektedir, bazıları şu şekildedir:

"Nefis cümleden süflî, vazife cümleden âlâ." (1)

"ÜÇÜNCÜ FIKRA: Sen, ey riyakâr nefsim! 'Dine hizmet ettim.' diye gururlanma. اِنَّ اللهَ لَيُؤَيِّدُ هٰذَا الدِّينَ بِالرَّجُلِ الْفَاجِرِ sırrınca, müzekkâ olmadığın için, belki sen kendini o recül-ü fâcir bilmelisin. Hizmetini, ubûdiyetini, geçen nimetlerin şükrü ve vazife-i fıtrat ve farize-i hilkat ve netice-i san’at bil, ucüb ve riyadan kurtul."(2)

"Hem bunu kat'iyen ilân ediyorum ki: Risale-i Nur, Kur'ân'ın malıdır. Benim ne haddim var ki, sahip olayım, tâ ki kusurlarım ona sirayet etsin. Belki o Nur'un kusurlu bir hâdimi ve o elmas mücevherat dükkânının bir dellâlıyım. Benim karma karışık vaziyetim ona sirayet edemez, ona dokunamaz. Zaten Risale-i Nur'un bize verdiği ders de hakikat-i ihlâs ve terk-i enâniyet ve daima kendini kusurlu bilmek ve hodfuruşluk etmemektir. Kendimizi değil, Risale-i Nur'un şahs-ımânevîsini ehl-i imana gösteriyoruz. Bizler, kusurumuzu görene ve bize bildirene -fakat hakikat olmak şartıyla- minnettar oluyoruz, 'Allah razı olsun!..' deriz. Boynumuzda bir akrep bulunsa, ısırmadan atılsa, nasıl memnun oluruz; kusurumuzu -fakat garaz ve inat olmamak şartıyla ve bid'alara ve dalâlete yardım etmemek kaydıyla- kabul edip minnettar oluyoruz."(3)

“Ey Hâlık-ı Kerîmim ve ey Rabb-i Rahîmim! Senin Said ismindeki mahlûkun ve masnuun ve abdin, hem âsi, hem âciz, hem gafil, hem cahil, hem alîl, hem zelîl, hem müsi’, hem müsin, hem şakî, hem seyyidinden kaçmış bir köle olduğu halde, kırk sene sonra nedamet edip senin dergâhına avdet etmek istiyor..."(4)

Üstad Hazretlerinin kendi için bu ifadeleri kullanması kulluğunun bir gereğidir; ama bizim bu ifadeleri zahirine hamletmemiz uygun ve caiz olmaz.

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup, İkinci Mebhas.
(2) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Hatime.
(3) bk. Emirdağ Lâhikası-I, 24. Mektup.
(4) bk. Lem'alar, On Yedinci Lem'a, On İkinci Nota.

İlgili ders videosu için tıklayınız:
Prof. Dr. Şadi Eren, Muhakemat Dersleri (1.Bölüm)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...