Risale-i Nur talebelerinin kabre imanla girmesi hakkında ayet var mıdır, varsa Kur’an’daki yerlerini yazar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"BİRİNCİ MESELE: Birinci Şuada iki üç âyetin işârâtında, Risaletü'n-Nur'un sadık talebeleri imanla kabre gideceklerine ve ehl-i Cennet olacaklarına dair kudsî bir müjde ve kuvvetli bir beşaret bulunduğu gösterilmiştir. Fakat bu pek büyük meseleye ve çok kıymettar işarete tam kuvvet verecek bir delil ister diye beklerdim, çoktan beri muntazırdım. Lillâhilhamd, iki emâre birden kalbime geldi:"

"Birinci emare: İman-ı tahkikî ilmelyakînden hakkalyakîne yakınlaştıkça daha selb edilmeyeceğine ehl-i keşif ve tahkik hükmetmişler ve demişler ki: 'Sekerat vaktinde şeytan vesvesesiyle ancak akla şüpheler verip tereddüde düşürebilir.' Bu nevi iman-ı tahkikî ise yalnız akılda durmuyor. Belki hem kalbe, hem ruha, hem sırra, hem öyle letâife sirayet ediyor, kökleşiyor ki, şeytanın eli o yerlere yetişemiyor. Öylelerin imanı zevalden mahfuz kalıyor." Bu iman-ı tahkikînin vusulüne vesile olan bir yolu, velâyet-i kâmile ile keşif ve şuhud ile hakikate yetişmektir. Bu yol ehass-ı havassa mahsustur, iman-ı şuhûdîdir. İkinci yol, iman-ı bilgayb cihetinde, sırr-ı vahyin feyziyle, burhanî ve Kur'ânî bir tarzda, akıl ve kalbin imtizacıyla, hakkalyakîn derecesinde bir kuvvetle zaruret ve bedâhet derecesine gelen bir ilmelyakînle hakaik-i imaniyeyi tasdik etmektir. Bu ikinci yol, Risaletü'n-Nur'un esası, mayası, temeli, ruhu, hakikati olduğunu has talebeleri görüyorlar. Başkalar dahi insafla baksa, Risaletü'n-Nur hakaik-i imaniyeye muhalif olan yolları gayr-ı mümkin ve muhal ve mümteni derecesinde gösterdiğini görecekler."

"İkinci emare: Risaletü'n-Nur'un sadık şakirtleri, hüsn-ü âkıbetlerine ve iman-ı kâmil kazanmalarına o derece kesretli ve makbul ve samimî dualar oluyor ki, o duaların içinde hiçbiri kabul olmamasına akıl imkân veremiyor."

"Ezcümle: Risaletü'n-Nur'un bir hâdimi ve birtek şakirdi, yirmi dört saatte, Risaletü'n-Nur talebelerinin hüsn-ü âkıbetlerine ve saadet-i ebediyeye mazhar olmalarına yüz defa Risaletü'n-Nur talebelerine ettiği duaları içinde hiç olmazsa yirmi otuz defa selâmet-i imanlarına ve hususî hüsn-ü âkıbetlerine ve imanla kabre girmelerine, aynı duayı, en ziyade kabule medar olan şerait içinde ediyor. Hem Risaletü'n-Nur'un talebeleri bu zamanda her cihetten ziyade hücuma mâruz olan iman hususunda, birbirine selâmet-i iman hakkındaki samimî, mâsum lisanlarıyla dualarının yekûnu öyle bir kuvvettedir ki, rahmet ve hikmet onun reddine müsaade etmezler. Faraza, mecmuu itibarıyla reddedilse, tek bir tane onların içinde kabul olunsa, yine her biri selâmet-i imanla kabre gireceğine kâfi geliyor. Çünkü herbir dua umuma bakar."(1)

"ON DOKUZUNCU ÂYET:
وَالَّذِينَ اٰمَنُوا مَعَهُ نُورُهُمْ يَسْعٰى بَيْنَ اَيْدِيهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَا
Şu âyetin umum mânâsındaki tabakalarından bir tabaka-i işariyesi bu asra dahi bakıyor. Çünkü يَقُولُونَ رَبَّنَا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا hem mânâca kuvvetli münasebeti var; hem cifirce bin üç yüz yirmi altı (1326) ederek, o tarihteki hürriyet inkılâbından neş’et eden fırtınaların hengâmında herşeyi sarsan o fırtınaların ve harplerin zulümatından kurtulmak için nur arayan mü’minler içinde, Resâili’n-Nur şakirtleri az bir zaman sonra tezahür ettiklerinden, bu âyetin efrad-ı kesiresinden bu asırda bir mâsadakı onlar olduğuna bir emaredir. وَاغْفِرْ لَنَا cümlesi bin üç yüz altmış (1360)’a bakıyor. Demek bundan beş altı sene sonra istiğfar devresidir. Resâili’n-Nur şakirtleri o zamanda istiğfar dersini vereceğini remzen bir îmadır."
(2)

- Kabre imanla giren kurtuluyor mu? Kabir azabı görecek mi görmeyecek mi? Cennete gideceği kesin mi değil mi? Kısacası, bir insanın imanla gitmesi demek ne demektir?

Kabre imanla girmek, bir insanın en büyük meselesidir. Zira maddeci felsefenin kalb ve ruhları yaraladığı bu asırda en büyük dava, imanla kabre girmek davasıdır. Kabre imanla girdikten sonra, gerisini Allah bilir. Dilerse affeder, dilerse günahlarımız kadar cezasını verir.

Bir insanın; “Ben kesin olarak cennete gideceğim” demesi dalalet olduğu gibi, benim cennete girmem mümkün değil, kesin azap göreceğim’ deyip ümitsizliğe düşmek de dalalettir. Bu hususta ümit ile korku arasında olmamız gerekir. Ehl-i sünnetin bu husustaki görüşü bu şekildedir.

İmanla kabre giren birisinin en nihayetinde cennete gireceği kesindir. Zira iman ehli birisi ne kadar günahkâr ve kusurlu da olsa cehennemde ebedî olarak kalmaz. Lakin böyle birisinin kabir ve cehennem azabı görmeden doğrudan cennete gitmesi ise kesin değildir. Bu, kişinin ameline bakar. Şayet günah ve kusurları çok ise Allah dilerse affeder, dilerse cezalandırır.

Bu zamanda farzları yapıp, büyük günahları işlemeyen iman ehli birisinin doğrudan cennete gitmesi Allah'ın rahmetinden kuvvetle umulur. Zira bu son asır çok çetin ve dehşetlidir. Rabbimiz, büyük günahları terk eden, farzlarını yerine getiren kullarını, inşaallah, seğair denilen küçük günahlar ve kusurlarından dolayı muaheze etmez. Böyle ümit edebiliriz...

- Dost ve kardeş olanlar bu müjdeye mazhar değiller mi?

Risale-i Nur'un iman hakikatlerinden feyiz alan ve bunu kalb ve ruh dünyasına perçinleyen birisi, inşaallah imansız kabre girmez. Dost ve kardeş sınıfında olan birisi, bu iman hakikatlerinden istifade eder, bunu da gönül dünyasına nakşeder ise inşaallah imansız kabre girmez. Lakin talebe gibi yüksek bir makama da ulaşamaz.

Risale-i Nur dairesinde hizmet eden iman hadimleri, manevî büyük bir şirketin sigortalı hademeleri gibidir. Her bir iman hadimi nasıl kalemi ile Risale-i Nurları çoğaltarak şirkete manevî bir kazanç yani sevap kazandırıyor ise, aynı hadim duası ile kendi gibi diğer dava arkadaşlarının gıyabında istiğfar ve tövbe ederek, onların imanla kabre girmesine hizmet ediyor, onlara manevî bir imdat ve kuvvet veriyor.

Risale-i Nurlar, sadece Nur şakirtlerine değil, bütün İslam âlemine bir kandildir; kim bu kandilden istifade ederse elbette onun hakikatleri o istifade edeni muhafaza eder. Öyle ise ne kadar istifade edersek, o kadar muhafazaya mazhar oluruz.

Risale-i Nur'un kuvvetli iman derslerini hazmederek anlayan ve kalben ikna olan bir insan, inşaallah imanla kabre girer demektir. Mesela, Haşir Risalesini hazmederek okuyan birisi, ahiret itikadı hususunda tam bir kanaate ve tatmine ulaşmış demektir. Şeytan ahirete iman hususunda bir Nur talebesini şek ve şüphe içine düşüremez demektir.

Dostluğu kardeşliğe, kardeşliği talebeliğe çevirmek de hayatımızda en büyük bir gaye olmalıdır.

Dipnotlar:

(1) bk. Kastamonu Lâhikası, 13. Mektup.
(2) bk. Şualar, Birinci Şua, On Dokuzuncu Ayet.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...