"Risale-i Nur, yalnız bir cüz’î tahribatı, bir küçük haneyi tamir etmiyor; belki külli bir tahribatı ve İslamiyeti içine alan..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Risale-i Nur, yalnız bir cüz’î tahribatı, bir küçük haneyi tamir etmiyor; belki küllî bir tahribatı ve İslâmiyeti içine alan dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit kaleyi tamir ediyor." (Kastamonu Lâhikası, 23. Mektup)
Bu harika vecize, Risale-i Nur’un davasının ve mücadelesinin çapını, derinliğini ve ölçeğini çok çarpıcı bir kale benzetmesiyle gözler önüne seriyor. Bedîüzzaman Hazretleri, bu ifadelerle kendi dönemindeki ve bu asırdaki manevi tahribatın ne kadar devasa boyutta olduğunu teşhis ederek, sunulan çözümün de neden sıradan bir tamir programı olamayacağını anlatıyor. Metni şu temel başlıklarla analiz edebiliriz:
1. Cüz'î (Küçük) ve Küllî (Büyük / Kapsamlı) Tahribat Farkı
Küçük bir haneyi tamir etmek: Toplum hayatında zaman zaman görülen ahlaki yozlaşmalar, ibadetlerdeki ihmaller veya kişisel günahlar gibi yerel ve kişiye ait hasarları düzeltmektir. Geçmiş asırlarda medreseler, tekkeler veya vaizler bu tarz kısmi yaraları tedavi edebiliyorlardı.
Küllî tahribat: Bu asırda yaşanan ise sadece bir binanın penceresinin kırılması gibi cüz'î bir hasar değildir, adeta büyük felaketlere sebep olan bir deprem veya kasırga gibidir. Doğrudan doğruya inanç sisteminin köklerine, fen ve felsefe laboratuvarlarından üretilen argümanlarla topyekûn bir hücum söz konusudur. Saldırı tek bir bireye veya tek bir sünnete değil; imanın altı esasına ve İslâm’ın temel omurgasınadır.
2. "İslâmiyeti İçine Alan Dağlar Büyüklüğünde Taşları Bulunan Bir Muhit Kale"
Bedîüzzaman Hazretleri İslâm'ı, sınırları çok geniş, korunaklı, taşları ise dağlar kadar azametli olan muazzam bir muhit kaleye benzetiyor.
Bu kalenin her bir taşı namazdır, hacdır, adalettir, ahiret inancıdır, peygamberlik müessesesidir.
İşte bu asırda, o dağ gibi taşlar yerinden oynatılmaya çalışılmaktadır. Kalenin surlarında devasa gedikler açılmıştır. Dolayısıyla yapılacak iş, alelade bir duvar işçiliği değil, âdeta dağları yeniden yerli yerine oturtmak kadar azametli bir restorasyon çalışmasıdır.
3. Risale-i Nur'un Çözüm Mimarlığı
Metin bize açıkça şunu söylüyor: Böylesine büyük, köklü ve sistemli bir yıkım karşısında, küçük ve lokal çözümler yetersiz kalır. Sadece fıkhi kuralları anlatarak veya sadece ahlak vaazları vererek bu devasa surları ayağa kaldıramazsınız.
Risale-i Nur, tam da bu yüzden küllî bir tamir programıdır. O dağ büyüklüğündeki taşları, yani imanın en temel rükünlerini (Allah'a iman, haşir, kader vb.) sarsılmaz akli delillerle yeniden tahkim eder, kalenin surlarını baştan aşağı onarır. Muhatabına sadece bir oda inşa etmez, ona içinde güvenle yaşayabileceği koca bir inanç kalesi sunar.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü