Risale-i Nur’daki hakikatler, inanmayan insanları ikna ve veya ilzam etmek için yeterli midir?
Değerli Kardeşimiz;
Bugüne kadar Risale-i Nur’daki hakikatlerle, Allah’ın izni ile ikna edemediğimiz kimse olmadı. Dünyada neresinde olursa olsun, imani meselelerde Risale-i Nur'un ikna edemediği kimse yoktur. Peşin hükümle ve hissi olarak karşı çıkanlar bahsimizin dışındadır.
Bu sualin cevabına geçmeden evvel, Emekli Öğretmen Alaattin Kaya’dan dinlediğim bir mühim hatırayı burada nakletmek isterim:
Alaattin KAYA lise talebesi iken, ateist olan ve bu fikri de talebelere kabul ettirmeye çalışan felsefe öğretmenine verdiği cevap çok manidardır, sizin sualinizi de mühim bir cevaptır.
Ateist olan Felsefe Öğretmeni öğrencileri iki gruba ayırmış, zeki olan öğrencilerin -hâşâ- Allah’ın olmadığını, diğer öğrencilerin de O’nun varlığını ispat etmeleri için bir münazara başlatmış. Güya zeki öğrenciler bu tartışmada galip gelecek, o da arzusuna kavuşacaktı. Alaaddin Kaya’nın da fikrini bildiği için, ona hep faşist diye hitap etmektedir. Zira bu konuda kendi aralarında birkaç kez tartışma olmuştur.
Tartışma şiddetli bir şekilde devam ederken, Alaaddin KAYA söz ister ve hiç konuşmadan tahtaya çıkar ve şu harika cümleleri yazar:
“Bir harf katipsiz olmaz ve bir iğne ustasız olmaz da bu kainat nasıl ustasız ve sahipsiz olabilir?..”
Bu ifadeler karşısında felsefe öğretmeni fikirlerinin bir işe yaramadığını anlayınca, hiçbir şey konuşmadan sınıfı terk etmiş ve o okuldan tayin isteyip başka bir yere gitmiş.
Üstad Bediüzzaman, yazmış olduğu eserler ile cehalet, dalalet ve küfrün belini kırmış, O’nun lisanından dökülen altı bin sahifelik iman ve marifet hazinesi olan Risale-i Nurlar, milyonlarca insanın mürşidi olmuştur. Evet, Bediüzzaman zekâsının ziyasını, irfan nuruyla mecz ederek, küfür ve dalalet zulümatlarını bertaraf etti. Kendi ifadesiyle;
"Tesadüf, şirk ve tabiat"tan teşekkül eden fesad şebekesinin âlem-i İslâmdan nefiy ve ihracına, Risale-i Nur'ca verilen karar infaz edilmiştir.”
İlmî kongrelerde bir teori ortaya atılıyor, sonra ispatlanıyor ve kanun şeklini alıyor. Ama bu karar, falan köye otuz sene sonra ulaşabiliyor.
İşte Risale-i Nur’daki tevhid bahislerinin yazılmasıyla şirkin kökü kesilmiştir. Tabiat Risalesi’nin yazıldığı gün, tabiatperestlik fikri mağlup olmuştur. Her varlığın sonsuz bir ilim, irade ve hikmetle yaratıldığının ispat edilmesiyle tesadüfün işi bitmiştir.
Bediüzzaman’ın koyduğu önemli bir kayıt var, “âlem-i İslâm” kaydı. Yani artık İslam âleminde bu ifsat hareketi kök salamaz, taraftar bulamaz, hükmünü icra edemez. İslâm ülkelerinde, bu fesat şebekesinin bir kolu olarak faaliyet gösteren kişiler, bu ifsatlarına yine devam edecekler, ama bunu topluma mal edemeyeceklerdir, nitekim edemediler de.
Kendilerini bir şeylerle kandırmak ve avutmak isteyen inançsız toplumlarda bu ve benzeri düşüncelerin kabul görmesi ayrı meseledir. Bunlarda, bir fikri ölçüp biçerek kabul etmek değil, nefislerinin hoşuna giden yanlış bir inanca sarılmak ve öylece düşünmeden yaşamak söz konusudur.
Sebilürreşat gazetesi ve Beyan-ül Hak mecmualarında yazıldığına göre, İstanbul uleması, bazı meselelerde ihtilafa düşüp birbirlerini tenkit ettikleri halde, Bediüzzzaman’ın yazdığı eserleri hepsi takdir edip baş tacı etmiş ve hürmet göstermişlerdir. Said Nursi Hazretlerine "Bediüzzaman" unvanını da bu âlimler vermiştir. Bu hal Üstada, Allah’ın büyük bir lütfü ve ihsanıdır ve sadece ona mahsus bir haldir. Yazmış olduğu altı bin sahifelik külliyat da bunun en büyük delilidir.
Bu cemaatin fertleri olan nur talebeleri, O’nun yazdığı bu ulvi hakikatleri elden ele, gönülden gönüle aktarmaktadırlar. Artık bugün dünyada en güzel ve en tesirli konuşan insan Bediüzzaman’dır. Şark'tan ve Garp'tan ve dünyanın her tarafından onun sesi gelmektedir. Başta Arapça ve İngilizce olmak üzere, elliden fazla dile çevrilen Risale-i Nurlar, ihtiva ettiği ulvi hakikatler ve derin mevzuları ile bütün dünyada büyük bir şevk ve zevkle okunmaktadır.
Şimdi aktar-ı âlemde hem kemiyeten ve hem de keyfiyeten büyüyen azim bir cemaat var. Hayatta iken büyük bir hürmet ve saygıya mazhar olan Bediüzzaman Hazretlerinin; “Ben rahmet-i İlâhîden ümit ederim ki, mevtim, hayatımdan ziyade dine hizmet edecek...” müjdesi, bu cemaatin yapmış oldukları hizmetler ile tahakkuk etmektedir.
Bediüzzaman, maneviyat âleminde bir sultan, irşad âleminde de bir müceddiddir. O, insanlığı kuşatan bütün küfür ve dalalet buzlarını eriterek, bu asrı ilim ve irfanıyla bereketlendiren bir güneştir. Ancak bu güneşten gözünü kapayanlar istifade edemezler.
Son olarak, Bugün Gazetesi yazarı Mehmet Ali BULUT’un 1 Ekim 2007 tarihinde bir internet sitesinde yayınlanan yazısının bir bölümünü dikkatinize sunmak istiyorum:
“Said Nursi rejim kurucuları tarafından ta baştan itibaren 'düşman' ilan edilmişti. Belki de en büyük düşman! O yüzden defalarca zehirlemeye çalıştılar. Eserleri toplatılıp yakıldı. Taraftarları hapislerde çürütüldü... Fakat görüyorum ki, yakın bir gelecekte bu ülke, onun düşünceleri karşısında şapka çıkaracak! İster buna kehanet deyin ister vakıanın tahlili! Çünkü Kürt’ün ve Türk’ün üzerinde mutabık kaldığı ender fenomenlerden biridir Said Nursi.”
Bediüzzaman Hazretleri Emirdağ Lahikası adlı eserinde şöyle bir müjde de vermektedir:
“Size kat'iyyen ve çok emarelerle ve kat'î kanaatımla beyan ediyorum ki; gelecek yakın bir zamanda, bu vatan, bu millet ve bu memleketteki hükûmet, âlem-i İslâm'a ve dünyaya karşı gayet şiddetle Risale-i Nur gibi eserlere muhtaç olacak; mevcudiyetini, haysiyetini, şerefini, mefahir-i tarihiyesini onun ibrazıyla gösterecektir.”
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü