Üstad ve Risale-i Nurlar aleyhinde olup, hakikatten değil muhaliflik için muarız olanlara karşı tavrımız nasıl olmalı?

Üstad ve Risale-i Nurlar aleyhinde olup, hakikatten değil muhaliflik için muarız olanlara karşı tavrımız nasıl olmalı?
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu sorunun çok farklı vecihlerinden dolayı, farklı muhaliflere göre muhtelif cevaplar verilebilir. Biz icmalen ve bazı vecihleri nazara vererek açıklamaya çalışalım.

Evvela: Risale-i Nur'un hepsine muarız olanlar ayrıdır. Risale-i Nur'un bazı kısımlarına itiraz edip muarız olanlar ayrıdır. Bunun gibi Üstad Bediüzzaman'ın bazı fiil ve davranışlarını kabul etmeyip muarız olanlar ayrıdır, Bediüzzaman'ın şahsiyetine ve dava adamlığına ve yaptığı hizmetlerin hepsine muhalif ve muarız olmak ayrıdır. Bunların hepsini ayrı ayrı değerlendirmek gerekir.

Mesela, Üstad'la ilgili evlenme, sakal gibi konularda Üstad gerekli cevapları vermiştir. Bize düşen sadece nakletmektir. Ama Üstada külliyen muarız ise bunda farklı art niyetler vardır. Bunlara bilhassa dikkat edilmelidir.

Din düşmanları tarafından, ona yapılan düşmanlık ve taarruzlar da Bediüzzaman'ın hadimliğini yaptığı Kur'an ve İslamiyet'in ortadan kaldırılması maksad-ı mahsusuna matuftur.

Zira hakaik-i Kur'aniye ve imaniyeyi câmi', o cihanşümul Risale-i Nur eserleri ona ihsan edilmiştir.
İşte bu bedihi hakikatı bilen, maskeli, gizli ve münafık iman ve İslamiyet muarızları ve düşmanları, yarım asra yakındır, Bediüzzaman'ın çürütemedikleri şahsını, yalan ve yaygaralarla hâlâ çürütmeye çabalıyorlar.

"Maksatları, Risale-i Nur, rağbet ve revaç görüp intişar etmesin, iman ve İslamiyet inkişaf etmesin. Halbuki, Said Nursî'ye iliştikçe Risale-i Nur parlıyor. Neşriyat dairesi genişliyor..."(1)

Sâniyen: Bizim vazifemiz ihlasla ve sebatla hizmettir. Muarızlarla uğraşmak ve cevap yetiştirmek hizmete manidir. En büyük cevabımız sadakatle ve ihlasla hizmetimizin sonucunda izhar olunan lisan-ı hâlimizdir. Ve taarruzlarına karşı nokta-yı istinadımız ihlasımızdır.

"Vazifemiz ihlas ile iman ve Kur'ana hizmet etmektir. Amma bizi muvaffak etmek ve halka kabul ettirmek ve muarızları kaçırmak ise, o vazife-i İlahiyedir. Biz buna karışmayacağız. Mağlub da olsak, kuvve-i maneviyeye ve hizmetimize noksanlık vermeyecek. O noktada kanaat etmek lazımdır."(2)

Sâlisen: Bazıları da var ki, zahiren dost gibidir, ama kalben muarızdırlar. Bunlar, bu nifaklarından dolayı şefkat tokatları yemeleri kaviyyen muhtemeldir. Onlarla da uğraşmamak gerektir. Ama gerekli tedbirler elbette alınabilir.

"Size yazmıştık ki, muarızlara adavetle mukabele etmeyiniz. Mümkün olduğu kadar, ehl-i takva, ehl-i ilme karşı dostane vaziyet alınız. Fakat bu noktaya dikkat ediniz ki, Risale-i Nur'un zararına ve şakirdlerinin salabet ve metanetlerine ilişecek bir tarzda daireniz içine sokmayınız.
Öyleler niyet-i hâlise ile girmezse, belki fütur verirler."

"Eğer enaniyetli ve hodfüruş ise, Risale-i Nur şakirdlerinin metanetlerini kırarlar; nazarlarını, Risale-i Nur'un haricine çekip dağıtırlar. Şimdi çok dikkat ve metanet ve ihtiyat lâzımdır."(3)

Râbian: Muarızlar çeşit çeşittir. Dâhili ve haricî muarızlar vardır. Bazılarının kökü dışarda olduğu gibi bazılarının kökü içerdedir. Bazıları aldandığı gibi bazıları da aldatıyorlar. Bazıları adem-i kabulde oldukları gibi bazıları kabul-ü ademdedirler. Her birine farklı muamele edilmelidir.

"Size karşı elbette çok cihetlerde dâhilî ve haricî muarızlar var. Ben dünya ve siyasetin haline bakmadığım için bilemiyorum."(4)

Ayrıca eğer muarızlar ehl-i fen ve felsefeden ise gerekli cevaplar verilmelidir. Şüphelerine ve sorularına cevap verilebilir. Risale-i Nur hepsine kâfidir. Deliller ve burhanlarla kati ispat ve ikna eder.

"Risale-i Nur; maddiyyunluk, tabiiyyunluk gibi dine muarız felsefenin muhal, bâtıl ve mümteni' olduğunu; cerhedilmez bürhanlarla, aklî, mantıkî delillerle isbat ederek en dinsiz feylesofları dahi ilzam etmiştir. Küfr-ü mutlakı mağlubiyete düçar etmiş, dinsizliğin istilasını durdurmuştur."(5)

Yok eğer muarızlar ehl-i dâlalet ve nifak ise tek hedefleri korku, şüphe ve evham vererek zarar vermek ve iman ve İslam hizmetlerine fütur getirip inkıtaa uğratmaktır; hâdimlerin kuvve-i manevilerini kırmaktır. Ta ki dinsizlik kuvvet bulsun. Bunlara en büyük karşılık Kur’an ve İman hizmetine devam etmektir.

"Risale-i Nur'un intişarına sed çekmek için, has talebelerin ve ciddi çalışanların şevklerini kırmak ve onlara fütur vermek için, ayrı ayrı tarzlarda, umumî bir plân dâhilinde taarruz ediliyor. Hâlislere fütur veremediklerinden, başka meşgaleler bulmakla çalışmalarına zarar veriyorlar."(6)

Hâmisen: Ekser muarızların taarruzu, Risale-i Nur'un parlamasına ve intişarına vesile olmaktadır. Ve onların bu nurlara müşteri olduklarına işarettir. Ayrıca nazarları Risale-i Nur' a çevirmeye vesiledir. Onun için kavl-i leyyin ile konuşulmalı ve samimiyetle ve gerekli vakarlılıkla hitap edilmelidir. Çünkü biz Musa olmasak da karşımızdaki firavun değildir.

"Nurlara olan taarruzların bir zararı olsa yirmi faydası vardır. Elbette yirmi kazanca karşı bir zarar hiç hükmündedir. Taarruzlar ancak ve ancak Nur'un neşriyat ve fütuhatının genişlemesine, inkişafına sebebdir ve millet-i İslamiye nazarında itimad ve emniyet kazanmasına medardır."(7)

"Nurlardaki hakikat, karşısındaki muarızları mağlup ederek adliyeleri de insafa getirmiştir. İnayet-i İlahiye, Kur'anın bir mu'cize-i maneviyesi olan Risale-i Nur'u muarızlarından muhafaza ediyor. Muarızların hücumu ise, Nurların parlamasına ve intişarına vesile oluyor."(8)

Sâdisen: Bu taaruzların bir faidesi de insanı teyakkuza ve dikkate sevketmesidir. Ve istidatların inkişafına vesile olup tembel insanı şevke ve gayrete getirmesidir. Ayrıca imanın ve itikadın salabetine ve kişinin sadakatine kuvvet verir. Ayrıca kişinin istikamete gelmesine vesile olabilir. Bunun için zahiren muarızlar şer yapmış olsa da netice itibariyle hakikaten -kader-i ilahinin sırrı ile- hayra vesile olabilirler.

"Kader-i İlahi, bu yanlışı tashih etmek ve o ihtimali izale etmek ve öyle ümid besleyenlerin ümidlerini tadil etmek için, en ziyade öyle cihetlerde yardım ve iltihaka koşacak olan ulemadan ve sâdâttan ve meşayihten ve ahbabdan ve hemşehriden birisini muarız çıkardı; o ifratı tadil edip adalet etti."(9)

Sâbian: Bütün taarruz ve ihtilaflarda bize düşen itidal-i dem, azami dikkat, azami ihtiyatlı olmaktır. Eskiden Üstad, bütün taarruzları kendine çekiyordu. Ta ki, Risale-i Nur rahat bir şekilde basılsın ve neşredilsin. Ama şimdi bu vazife bizlere düşmektedir. Onun için azami dikkat ve sebat edilmelidir.

"Gerçi bu taarruz cüz'î ve hafif idi, fakat ben gizlemem ki, hiç bu defa gibi damarıma dokunmamıştı. Fakat Nur ve Nurcuların hatırı için, harika tahammül ettim. Çünkü o bedbaht, hükûmette, vazife sandalyesinde bana şetmedip hizmetçime der: 'Git, ona söyle.' Hükûmetin nüfuzunu serseri şahsına mal ederek meydan okumuş ve Eski Said'in bende irsiyet kalan damarıma çok ilişti."

"Fakat fevkalade ehemmiyetli olan sükûn ve temkin ve itidal-i dem ve sabır ve tahammülün kat'î lüzumu beni teskin etti."(10)

"Risale-i Nur şakirdleri, tam ihtiyatla beraber, bir taarruz olduğu vakitte münakaşa etmesinler, aldırmasınlar. Aldanan ehl-i ilim ve imansa, dost olsunlar. 'Biz size ilişmiyoruz, siz de bize ilişmeyiniz. Biz ehl-i imanla kardeşiz.' deyip yatıştırsınlar."(11)

Sâminen: Muarızlar ehl-i iman ve ehl-i tarikattan ise taarruzları ve ihtilafları müspet ihtilaf ve taarruzdur; menfi ihtilaf değildir. Medar-ı niza konuları açmamak ve girmemek, açılırsa veya sorulursa da uygun dille açıklanmalı ve âlim ise elleri öpülmelidir. Rüesalarını ve alimlerini çürütmemek ve adavetle tahkir etmemek gerektir. İnsaf ehli ise kabul edip, ilişmezler. Hatta bu zamanda dindar İsevilerle bile dinsizlikle mücadele meselesinde ittifak edilmesi gerektiği ifade ediliyor.

"Bu sırra binaen وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ deki ulüvv-ü cenab düsturuna ittibaen veavam-ı mü'minînin şeyhlerine karşı hüsn-ü zanlarını kırmamakla, imanlarını sarsılmadan muhafaza etmek ve Risale-i Nur'un erkânlarının haksız itirazlara karşı haklı fakat zararlı hiddetlerinden kurtarmak lüzumuna binaen; ve ehl-i ilhadın iki taife-i ehl-i hakkın mabeynindeki husumetten istifade ederek, birinin silâhıyla, itirazıyla ötekini cerhedip ve ötekinin delilleriyle berikini çürütüp ikisini de yere vurmak ve çürütmekten içtinaben, Risale-i Nur şakirdleri bu mezkûr dört esasa binaen, muarızlara hiddet ve tehevvürle ve mukabele-i bilmisille karşılamamalı. Yalnız kendilerini müdafaa için musalahakârane, medar-ı itiraz noktaları izah etmek ve cevab vermek gerektir."

"... Bu gizlenmeye layık olan bu sırr-ı azîme binaen, Mekke-i Mükerreme'de dahi -farz-ı muhal olarak- Risale-i Nur'un aleyhinde bir itiraz kutb-u a'zamdan dahi gelse; Risale-i Nur şakirdleri sarsılmayıp, o mübarek kutb-u a'zamın itirazını iltifat ve selâm suretinde telakki edip, teveccühünü de kazanmak için, medar-ı itiraz noktaları o büyük üstadlarına karşı izah etmek, ellerini öpmektir."

"Evet kardeşlerim; bu zamanda öyle dehşetli cereyanlar ve hayatı ve cihanı sarsacak hâdiseler içinde, hadsiz bir metanet ve itidal-i dem ve nihayetsiz bir fedakârlık taşımak gerektir."(12)

Tâsian: Eğer ehl-i nifak ve dalaletin taaruzları çok usulsüz ve kanun dışı ise şahsiyet zarar verip, zat hedef ediliyorsa, en son olarak dava açılabilir. Nitekim Üstad Hazretleri dava açmıştır. Hatta Üstad çok çok nadir olarak beddua etmiştir.

"Fakat dünyalarına karışmadığım halde, böyle hayat-ı uhreviyeme suikast suretindeki taarruz karşısında sabrım tükendi. Hakkımı aramak için ikame-i davaya mecbur oldum."(13)

"Benim ve Risale-i Nur'un mesleğinin esası ve otuz seneden beri bir düstur-u hayatım olan şefkat itibariyle; bir masuma zarar gelmemek için, bana zulmeden cânilere değil ilişmek, belki beddua ile de mukabele edemiyorum."(14)

"Bir zaman ben, bir kısım ehl-i dalalete mühim bir vakitte kahr ile dua ettim. Bedduama karşı müdhiş bir kuvvet-i maneviye çıktı. Hem duamı geri veriyordu, hem beni menetti."

"Sonra gördüm ki, o kısım ehl-i dalâlet, hilâf-ı hak icraatında bir kuvve-i mâneviyenin teshilâtıyla arkasına aldığı halkı sürükleyip gidiyor, muvaffak oluyor."(15)

Âşiren: Bazen bu kötü niyetli muarızlara karşı Üstad ve talebeleri gerektiğinde hayatlarını, canlarını ve mallarını feda ettikleri halde, yine de haklarını helal ettikleri ve hidayet duasında bulundukları vakidir.

"Benimle beraber çok talebelerim de türlü türlü musibetlere, eza ve cefalara maruz kaldılar, ağır imtihanlar geçirdiler. Benim gibi onlar da bütün haksızlıklara ve haksız hareket edenlere karşı bütün haklarını helal etmelerini isterim. Çünkü onlar bilmeyerek, kader-i İlahinin sırlarına, derin tecellilerine akıl erdiremeyerek bizim davamıza, hakikat-i imaniyenin inkişafına hizmet ettiler."

"Bizim vazifemiz onlar için yalnız hidayet temennisinden ibarettir. Bize eza ve cefa edenlere karşı, hiçbir talebemin kalbinde zerre kadar intikam emeli beslememesini ve onlara mukabil Risale-i Nur'a sadakat ve sebatla çalışmalarını tavsiye ederim."(16)

"Risale-i Nur mev’id-i Ahmedî (a.s.m.) ve müjde-i Haydarî (r.a.) ve beşaret ve teavün-ü Gavsî (k.s.) ve tavsiye-i Gazalî (k.s.) ve ihbar-ı Fârukîdir (k.s.)."
(...)
"Risale-i Nur Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan'ın taht-ı tasarrufunda olduğundan, ona uzanan, ilişmek isteyen her el kırılır ve her dil kurur."
(17)

Ayrıca belirtmekte fayda vardır; mümkün mertebe evrad ve ezkar ile duada bulunmak ve Salaten Tüncina okumak, bu tür taarruzlara karşı önceden bir siper ve şer planları âkim bırakacak bir vesiledir.

Ve unutmayalım ki, Kur'an ve İman hizmeti kudsidir. Her kudsi yolun kendine göre zorlukları vardır. İnsi ve cinnî şeytanlar ve nefisler çok fazla uğraşırlar. Bu zorluklar ve imtihanlar neticesinde makbuliyet ortaya çıkar ve dereceler ulvileşir.

"Ey kardeşlerim! Mühim ve büyük bir umûr-u hayriyenin çok muzır manileri olur. Şeytanlar o hizmetin hâdimleriyle çok uğraşır. Bu manilere ve bu şeytanlara karşı, ihlas kuvvetine dayanmak gerektir."(18)

"Ey kardeşlerim! Dikkat ediniz: Vazifeniz kudsiyedir, hizmetiniz ulvîdir. Herbir saatiniz, bir gün ibadet hükmüne geçebilecek bir kıymettedir. Biliniz ki, elinizden kaçmasın!"(19)

Dipnotlar:

1) bk. Sözler, Konferans.

2) bk. Emirdağ Lahikası-II, 50. Mektup.

3) bk. Kastamonu Lahikası, 124. Mektup.

4) bk. Emirdağ Lahikası-I, 164. Mektup.

5) bk. Tarihçe-i Hayat, Barla Hayatı.

6) bk. Kastamonu Lahikası, 121. Mektup.

7) bk. Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı.

8) bk. Emirdağ Lahikası-II, 67. Mektup.

9) bk. Kastamonu, 119. Mektup.

10) bk. Emirdağ Lahikası-I, 118. Mektup.

11) bk. age., 63. Mektup.

12) bk. Kastamonu Lahikası, 120. Mektup.

13) bk. Barla Lahikası, 280. Mektup.

14) bk. Şualar, On Dördüncü Şua.

15) bk. Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup, Dördüncü Mebhas.

16. bk. Emirdağ Lahikası-II, 69. Mektup (Konuşan Yalnız Hakikattir).

17. bk. age.-I, 60. Mektup.

18) bk. Lem'alar, Yirmi Birinci Lem'a.

19) bk. Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Altıncı Risale...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...