Risalelerde bazen; Üstad ayet veya hadis belirtmeden izah etmiş. Sebebi ne olabilir?
Değerli Kardeşimiz;
Risale-i Nurları üç merhaleye ayırabiliriz:
1. Risalelerin bir kısmında kaynak mevcut. On Dokuzuncu Mektup'ta geçen hadisler gibi.
2. Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nurların bir kısmını vehbi bir ilimle yazmış. Dolayısıyla burada kalbe nasıl gelmişse öyle yazılmış.
3. Talebelerinin kendisine göndermiş olduğu mektuplar. Bunlarda da çoğunlukla kaynak verilmemektedir.
İleride bazı ehl-i ilmin çalışmasına imkân sağlamak, istidatları geliştirmek için kaynak verilmemiş olabilir.
Ayrıca Abdülkadir Badıllı ağabeyin hazırlamış olduğu Risale-i Nur'un Kudsi Kaynakları adlı eser, Külliyatın tüm ayet, hadis vb. mehazlarını içine almış bulunmaktadır.
Üstad'ın tüm ilmini vehbi ilim sınıfına dâhil etmek yanlış olur, diye düşünüyoruz. Kendisi muazzam bir ilim kabiliyetine sahiptir. Kıvrak bir zekâ ve kuvvetli bir hafıza. Bu tür kabiliyetlere ek olarak daimî bir çalışma.
Kur'an Hz. Zülkarneyn ile ilgili olarak Kehf suresinde şöyle der:
"Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her konuda (amacına ulaşabileceği) bir yol verdik."
"O da (Batı'ya gitmek istedi ve) bir yol tuttu."(Kehf, 18/84 ve 85)
Benzeri kabiliyetler verilen biri, sebeplerine yapışmasa elbette başarıya ulaşamaz.
İşte Üstad’a da muazzam bir kapasite verilmiş O da bu kapasiteyi değerlendirmiştir.
Göz penceresinden âlemi seyreden ruh, beyin merkezinden de gerçekleri temaşa eder. Dil ne kadar tatma organıysa, beyin de o kadar düşünce organıdır. Aklın vazifesi gerçekleri kavramaktır. Beynin fonksiyonuna "tefekkür" adı verilir.
Tefekkür, aklın çalışması, fikir üretmesidir. Akıl bir makineye benzetilirse, tefekkür bu makinenin çalışması ve üretimde bulunmasıdır.
Aklın başlıca iki çeşit seyri vardır:
1. Fikir.
2. Hads (Sezgi.)
Fikir; aklın, ağır, tedrici ve zamanla kayıtlı olan düşünme seyridir. Hads ise, aklın bir lahzada matluba ulaşıverecek derecede seri olan ani seyridir. Bunlardan "fikir, görgüleri ve bilgileri bir tertibe koyup bildiğinden bilmediğini anlamak, ahiri evvele bağlamaktır. Hads, bir şeyin birden açılması, dolaysız kavrama, bir anda yakalamadır, şimşek gibi bir sür'at-i intikaldir.
Gecenin karanlığında çakan şimşeğin birden etrafı aydınlatması gibi, hads şimşeği dahi, birden insanın idrak âlemlerini aydınlatıverir.
Fikir, hadse bir altyapı oluşturur. Mesela, ilmî bir keşif için yoğun bir çalışma ve tefekkür içine giren ilim adamları, günün birinde meselelerini iç âlemlerinde halledilmiş, çözülmüş bulurlar. Bu, fikre terettüp eden bir hads parıltısıdır.
İki tahta parçası birbirine sürtülünce belli bir noktadan sonra, tahtadan alev çıkar. Keza, bir mercekle kâğıda güneşin harareti odaklandığında, bir zaman sonra kâğıt yanmaya başlar. Onun gibi, tefekkürde yoğunlaşan insanlar, bazan kendilerini çok farklı bir idrak boyutunda bulabilirler.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar